Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kekemelik ve acemilik...
#1
Kekemelikle acemilik - aralarında herhangi bir bağlantı var mıdır? diyeceksiniz.
Kısaca cevap vereyim - bir bağlantı yoktur, sadece bir benzetme yapmak istemiştim.

Ben 19 yaşındayken araba ehliyeti almıştım. Rahmetli dedem de - sağolsun - hemen bana küçük bir araba almıştı.
Daha sürücü okulundayken herkes bizi uzaktan acemi olarak biliyordu ama ben kendi arabamla trafiğe atılırsam kim benim acemi olduğumu bilip de bana biraz anlayışlı davranacak? Şoförler acımasız, yol hakkı benim diye arabanın tamponunun üzerine binerler, korna çalarlar bizi ezip geçerler...

Bu yüzden kendimi şehrin trafiğinde rahat hissedemedim. Millet acemi olduğumu bilsin bana dikkatli davransın istemiştim. Zaten tek istediğim ANLAYIŞ göstermeleri!

Daha önce başka arabaların üzerinde gördüğüm için kendime 'Acemi' yazılı dikkat levhası biçiminde bir stiker alıp arabamın arka camına yapıştırdım. Maksat, diğer şoförler hemen neyin nesi olduğumu görsün, beni ezip geçmesinler, sinirlendiklerinde de haksız olduklarını kendileri anlasınlar.

Stikeri aldıktan hemen sonra kendimi trafikte çok daha rahat hissettim. El küfürü yapanlara da stikeri gösterip gülümseyerek yoluma devam ettim...

Şimdi gelelim kekemeliğe...
Biz kekemeler çok çelişkili insanlarız. Bir yandan diğer insanların bize anlayış göstermelerini istiyoruz, diğer yandan da kekeme olduğumuzu kesinlikle ve kesinlikle çaktırmak istemiyoruz. Bu nasıl oluyor? Bu ne çelişkili bir davranıştır?

İnsanların ANLAYIŞ göstermelerini istiyorsam öncelikle neye karşı anlayış göstereceklerini bilmeleri lazım.
Normal konuşan bir insan, sorduğu soruya cevap vermeyen, gözünü kırparak başını sallayan, ıh vıh edip ses çıkartamayan bir insanın KEKEME olduğunu bilmez, bilemez... Her bir şeyi düşünür de kekemelik kolay kolay aklına gelmez. Örneğin turistik bölgelerde yabancı zanneder, mültecilerin yoğun olduğu bölgelerde Suriyeli der, belki sağır olduğunu düşünür ama kekeme olduğunu tahmin etmesi için klasik kekemelik semptomları gibi bir şey algılaması lazım. Bizim de tam da gizlemeye çalıştığımız o klasik semptomlardır.

Halbuki klasik kekemelik semptomlarını 'me-me-merhaba' diyerek gösterirsem karşımdaki insan anında benim neyin nesi olduğumu anlar. Bir iki takıldıktan sonra ayrıca 'kekemeliğim tuttu' gibi bir söylem kullanırsam hem ben rahatlarım, hem karşımdaki insan anlayış gösterebilir hatta ben bu anlayışı kendisinden talep edebilirim. Bir de edindiğim başka bir tecrübe: kekemeliğimi hem açık gösterir hem de açıkça dile getirirsem muhatap olduğum insanlar da rahatlar, hatta bana kekemelik hakkında soru sormayı cesaret eder. 'Nasıl davranayım... Takıldığın zaman söyleyeceğin kelimeyi tahmin edersem söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi? Yüzüne mi baksam iyi yoksa başka yere mi...?'

Başka bir örnek göstereyim... Diyelim sınıftaki veya iş yerindeki arkadaşlarınız 'cumartesi günü top oynayalım' diyor. Senin de dizin ağrıyor.
'Arkadaşlar, kusura bakmayın ama benim dizim ağrıyor, top oynayamam ama seve seve sahaya gelirim' filan demez misin?
Elbette ki dersin. Peki, dizin ağrıması ile kekemelik arasında çok mu büyük fark var? İkisi de senin elinde olmayan şeyler, ikisi de seni bir şekil mağdur duruma düşürüyor, ikisi de senin diğer insanların aktivitelerine istediğin şekilde katılamamana neden oluyor. İkisini de diğer insanlar senin dış görünümünden hemen anlayamazlar, ikisini de diğer insanların anlamaları için AÇIKLAMAN lazım.

Ama birinde sakınca görmüyorsun, diğerinde görüyorsun. Niye?
Niyesi kültürel geleneklerden kaynaklı. Ve işin ilginç tarafı dünyanın neresinde olursa olsun hemen hemen aynı yaklaşımlar izlenebilmektedir.
Anne-babalar, çocukları 'normal' değilse utanır, kendini bir nevi suçlu hisseder, 'normal' olmayan şeyleri gizlemeye, saklamaya çalışır vs.
Sizde nasıl bilmem ama bizde benim çocukluk zamanımda (60'lı-70'li yıllarda) sözde 'uzmanlar' dahi anne-babalara 'çocuğunuzun yanında kesinlikle kekemeliği dile getirmeyin, daha kötü olur' gibi tavsiyelerde bulunurlardı. Aşırı duyarlılaşmamızın bir nedeni de budur zaten.

O dönemin kekemeleri büyüdü ve geriye bakarak mağduriyetlerini çoğunlukla bu büyük TABU'ya bağlıyorlar. Bugün özyardım gruplarının başını çekiyorlar, araştırmacı, doktor vs. oldular.
Bugünün kekeme çocukları erken yaşta kendi dertlerini dile getirmeyi, kendilerini savunmayı, karşısındaki insanlardan anlayış talep etmesini öğreniyorlar. Terapistlerle anne-babalar onları bunu yaparken destekliyor. Biz buna 'çocukları kendi davasının uzmanı haline getirmek' diyoruz.
Bir çocuk nasıl ki 'karnım ağırıyor' diyebiliyorsa 'konuşmam aksıyor' da diyebilmeli ve annesinden, babasından şifa veya en azından teselli bulabilmeli.

Kekemeliğin utanılacak, gizlenecek, bizim insan olarak değerimizi düşürecek bir şeyin olmadığını özümsememiz kekemeliğimizle barışmamız için şarttır.
Ayrıca anlayış bekliyorsak karşımızdaki insanın neyi anlaması gerektiğini bilmelidir. Bunun için şunun bilincinde olmalısın:
  • Klasik kekemelik semptomları dışında hiç bir gizleme / saklama manevrası normal konuşan biri tarafından kekemlik olarak algılanmaz
  • Normal konuşanlar kekemelerin mağduriyetlerine önemli ölçüde negatif bir katkısı olan filimlerin etkisindedir, o yüzden hakiki kekemelere karşı nasıl davranacaklarını bilmezler, bunu anlatmak senin görevindir!
  • Normal konuşanlar, her köşe başında gördükleri 'kekemeliğe son' gibi reklamların doğruluğuna inanır, seni tembel olmakla suçlayabilir. Aksini açıklamak kekemelerin görevidir!
  • Normal konuşanlar kekemenin dış görünüşünden kekeme olduğunu kestiremez (yürüme veya görme engelli insanlara karşın) o yüzden ilk iletişimde şaşkınlık belirtisi sergileyebilir, buna hazırlıklı olmalısın!
Almanca bir söz var:
Alıntı:Sen ormanın içine ne biçim seslenirsen o biçim yankı yapar
diye.
Demek istediğim kekemeliği dile getirirken başını dik tutarsan, karşındaki insanın yüzüne bakarsan, özgüvenli olduğunu sergilersen genelde kimse seni terslemez.
Ama suç işlemiş gibi yere bakarak utanarak 'hocam, kekemelik işte' gibi bir açıklama yaparsan insanlar senin ne söylediğine değil, nasıl bir davranış sergileyerek bunu söylediğine karşılık verir. Bu da seni azarlamak veya yargılamak gibi hiç istemediğin bir şey olabilir.

Kekemeliğini dile getirmek sana ilk aşamada ağır gelebilir, belki utanç duygusunu henüz yenmiş değilsin, ama bir kere diyelim arkadaş ortamında dile getirdikten sonra ikinci, üçüncüde gitgide kolaylaşır. Ve beraberinde acayip bir rahatlama getirir.
Selamlar
Petra

Not: Zaman zaman Türkçe'mde devrik mevrik cümleler veya yanlış sözcükler kullanılırsa bağışlayın, Türkçe benim anadilim değildir!
#kekelemek #kekemelik #VanRiperTürkçe
Ara
Cevapla
#2
Petra hanım, gerçekten çok güzel bir yazı yazmışsınız. Teşekkür ederiz.
Ara
Cevapla
#3
Cok guzel bir yazi Petra hanim, tesekkur ederiz
Ara
Cevapla
#4
Petra hanım ilk öncelikle güzel bi bilgi paylasmissiniz elinize sağlık teşekkür ederiz bi sorun olacaktı istemli kekemelik yapmaktan bahsetmissiniz insanlara karşı peki blok yapacağımız zaman karşı taraf kekeme olduğumuzu ne derece anlar veya blok yaparken ne yapmamız gerekiyo cevabını bekliyorum tekrardan teşekkür ederiz
Ara
Cevapla
#5
Modifikasyonla ilgili yazıları ve videolarımızı incelersen orada herşey geçiyor.
Blok olursa genellikle bir adım geri atman veya takıldığın anda kendini frenlemen gerekiyor.
Yeniden deneyince de tedbiren hece tekrarı yapabilirsin.

Yani örneğin: 'Bir tane karpuz verir misin?' diyeceksin.

'Bir tane k...' deyip blok yaşıyorsun.

Bu sefer zorlamadan tekrar deneyeceksin ve

'Bir tane ka... ka... ka... karpuz verir misin?' diye söylemeye çalışacaksın. Önemli olanı kontrolün sende olması.
(Yani devam edebileceğini fark edinceye kadar hece tekrarı yapacaksın)

Arkadaşlar videolarında çok güzel gösteriyor. Onları kendine örnek al!
Başarılar!
#kekelemek #kekemelik #VanRiperTürkçe
Ara
Cevapla
#6
Petra Hanım, tebrik ederim bence de çok güzel, çok faydalı bir yazı olmuş.
Bende size katılıyorum. Kekemeliğe karşı bu kadar duyarlı oluşumuz ve ke-ke-kekelemenin korkunç bir durum olduğunu düşünmemiz de aile ve toplumun kekemeliğe bakışı çok büyük etken. Kekemeliğe aşırı duyarlı toplumlarda yetişen kekemelerde ''acaba benim konuşmam hakkımda ne düşünüyorlar?''  gibi sorular yada ''beni dışlayacaklar'' tarzında olumsuz düşünceler otomatik hale geliyor ve devamında saklama ve bastırma davranışları devreye giriyor. Bu şekilde yetişkinlik çağına ulaşan bir insanın tekrar bu olumsuz duygu ve düşünceleri kırması bir hayli zorlaşıyor ve malesef büyük bir çoğunluk bu şekilde yaşamaya alışıyor. 
 
''Demek istediğim kekemeliği dile getirirken başını dik tutarsan, karşındaki insanın yüzüne bakarsan, özgüvenli olduğunu sergilersen genelde kimse seni terslemez.
Ama suç işlemiş gibi yere bakarak utanarak 'hocam, kekemelik işte' gibi bir açıklama yaparsan insanlar senin ne söylediğine değil, nasıl bir davranış sergileyerek bunu söylediğine karşılık verir. Bu da seni azarlamak veya yargılamak gibi hiç istemediğin bir şey olabilir.''


Ayrıca, bahsettiğiniz bu bölümün duyarsızlaştırma çalışmalarına yeni başlayan arkadaşlar için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ben kendimden biliyorum duyarsızlaşmaya ilk başladığımda o kadar gergin ve kontrolü kaybetmiş vaziyette oluyordum ki, karşı tarafa nasıl bir açıklama yaptığımın farkında bile olamıyordum bazen. Haliyle ''ezik'' bir tavır içerisinde gittiğinizde genellikle size acıyan bakışlarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Zaman geçtikçe bu durumların da üstesinden gelmeyi ve daha kendimden emin bir tavırla yaklaşıp yeri geldiğinde elimi kaldırıp ''Hayır! Sözümü tamamlamayın!'' diyebilecek seviyeye geldim.
Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi