Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 348
» Son Üye: kevser
» Toplam Konular: 307
» Toplam Yorumlar: 976

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 5 kullanıcı aktif
» 1 Kayıtlı
» 4 Ziyaretçi
Özgün588

Son Aktiviteler
Ve başlıyorum..
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: pasha10
Dün, 17:07
» Yorumlar: 2
» Okunma: 67
McGuire Programı ve Video...
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: PetraS
Dün, 17:06
» Yorumlar: 4
» Okunma: 673
Kekemelik hayatım ve ben
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: Selocan
Dün, 09:06
» Yorumlar: 22
» Okunma: 572
Kekemeliği Modifiye Etme ...
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: PetraS
21/11/2017, 22:02
» Yorumlar: 1
» Okunma: 71
Benim Hikayem
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: PetraS
21/11/2017, 21:35
» Yorumlar: 2
» Okunma: 38
Okulun ilk günü (tanisma ...
Forum: Okul, iş hayatı ve kekemelik
Son Yorum: Selocan
17/11/2017, 16:33
» Yorumlar: 2
» Okunma: 878
Benim Hikayem
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: zeeybeek89
17/11/2017, 13:05
» Yorumlar: 2
» Okunma: 77
Herşeye engel
Forum: Okul, iş hayatı ve kekemelik
Son Yorum: kyaman
14/11/2017, 21:07
» Yorumlar: 3
» Okunma: 104
Kekeleyenlerin Beyninde F...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: kyaman
05/11/2017, 14:54
» Yorumlar: 1
» Okunma: 304
Yeni bir bakış açısı - İn...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: PetraS
02/11/2017, 00:17
» Yorumlar: 0
» Okunma: 319

 
  Özyardım nedir, avantajları nedir?
Yazar: PetraS - 04/07/2016, 18:56 - Forum: Öz terapi ve öz yardım - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,
aslında özyardımın adı üstünde... Sen kendine (özüne) yardım ediyorsun. Ne zaman ve niçin bunu yapıyorsun? Belki başkası sana yardım edemedi, belki çok kez hayalkırıklığına uğradın, belki artık pes ettin.

Almanya'daki Kekemelik Özyardım hareketinin yaklaşık 40 yıllık bir geçmişi vardır (bu sene 43. kongremiz olacak), Avrupa'nın diğer ülkelerinde ve ABD'de daha da eskidir.

Kekemeliğin özelliklerinden biri, bireylerin aşırı derecede kekemelik konusunda duyarlı olması. Ne kekemeliklerini açık göstermek isterler, ne de kimsenin kekemeliklerini yüzlerine vurmalarını isterler, ne de yanlarında çevrelerinde başka kekemeler kabul etmek isterler. Aslında sadece saklanıp kabuğuna çekilmek isterler.

Genel olarak kekemelerde izlenebilen bu davranışlar boşuna değildir. Çocukken sürekli azarlanmaları, okuldaki alaylar, toplumda reddedilmeleri vs. kendilerinde bu duyguları yarattı. Ve kendilerini bu dertlerle yalnız hissediyorlar. Halbuki hiç de yalnız değiller. Dünya ortalamasına göre her 100 insandan biri kekemedir.

Başka kekemelerle karşılaşmak, onları dert ortağı olarak tanımak, onlarla geçmiş hadiseleri paylaşmak müthiş bir tecrübedir!
Fakat belki, belki bunu yapmak için ilk adım zor olabilir, cesaret ister...

Almanya'nın ünlü terapistlerinden Andreas Starke (Van Riper terapisini bizzat Van Riper'in kurumunda öğrenip Almanya'ya getiren kişi) 1970'li yıllarda kendi kekemeliğini çözmek için bir arayışa girmiş. Bu bağlamda İsveç'te düzenlenen bir kekemelik kongresinden haber almış ve İsvec'e gitmeye karar vermiş. Hayatında ilk defa yoğun bir kekeme kitlesinin bir araya gelerek kekeleye kekeleye gayet rahat konuştuklarını görmüş ve şaşkına dönmüş. Bu tecrübe hayatını öylesine etkilemiş ki Almanya'daki özyardım hareketinin kurucularından biri olmuş. Ancak İsveç'tekilerin uyguladıkları yaklaşım Amerika'dan geldiğinden eğitimini daha sonra Amerika'da almış. Yine aynı kişi şu hadiseyi anlatıyor:

AndreasStarke, tercümesi PetraS Adlı Kullanıcıdan Alıntı:'Kekeleyen İşveçli psikolog Anders Lundberg bana 1976 yılında Göteborg kentinde şöyle bir şey gösterdi: 5-6 kişilik bir grupla çıkışta kasası olan bir restoranda yemek yemiştik. Biz sıraya dizilmiştik, Anders hemen önümdeydi. Omuzundan arkasına dönerek bana dedi ki: 'Ben şimdi kasacı kız göz temasını kesip yere bakana kadar kekeleyeceğim.' İçime bir korku girdi kendi kendime acaba ne olacak diye sordum. Daha sonra ise kendimi teselli ettim, çünkü ben değil, o bunu yapacaktı ve ben her halükarda sanki onunla alakam yok numarası yapabilirdim. Ve öyle de oldu. Sıra ona geldiğinde şöyle sözüne başladı: 'Ben i-i-i-i... (kız ona bakıyor) i-i-i-i... Ben i-i-i (kız masaya bakıyor) i-i-iki ta-ta-ta... (kız yine ona bakıyor) iki ta-ta-tane (kız yere bakıyor) tane bira içmiştim.' Bütün bunlar en azından 10-15 saniye sürdü.
Benim için bu hadise çok etkileyici oldu. Kafamdan şimşek çakarcasına bir düşünce geçti. 'Ben kendi kekemeliğimle bu adam kadar rahat olmayı öğrenemezsem bulunduğum çıkmaz sokakta tıkanıp kalacağım.' Durumum şöyleydi: Kekemeliğimden dolayı korku ve utanç duygusu beni sarıyordu ve herhangi bir konuşma tekniği uygulayarak kendimi kekelemeden konuşmaya zorlamaya çalışıyordum. Anders bana çözüm yolunun başka, bambaşka olduğunu gösterdi.

Bu tür tecrübeleri edinmek için illa başka kekemelerle bir araya gelmek gerekir. Almanya'nın Köln kentinde 25 yıldan fazladır bir kekemelik özyardım grubu vardır. Biliyordum da oraya gitmeye cesaret edememiştim. Yeri ve saati belli... İlk kez gittiğimde çok muğlak duygularla gittim. Neredeyse midem bulanıyordu. Ne diyecekler? Beni dışlamayacaklar mı? Senin bu az kekemeliğinle, bu başarılı iş hayatınla bizim aramızda ne işin var? demiyecekler mi? Başka insanlar yanımda kekelerse buna tahammül edebilecek miyim? Tuhaf olmayacak mı? Ya yanlış davransam? Kekemelerin şakasına gülünür mü? Demiyecekler mi kekemeliğime güldün? Bin bir düşünce aklımdan geçiyordu. Ondan sonra oraya vardım. Grup toplantısı saat 19:30, 5-6 kişiydik çünkü gelme mecburiyeti yoktur, gelen gelir, zamanı olmayan evde kalır...

İlk dedikleri: 'Hoş geldin!' Kendini tanıttılar ve baktım ki benim kadar az hatta benden çok daha az kekeleyen insanlar bile var. Tabii ki daha çok kekeleyen insanlar da vardı ama orada bir kural geçerli: kimse kimsenin sözünü kesmeyecek. 'Bitti' demeyene kadar söz hakkı başkasına geçmez. Ve bizim Köln'dekiler başlangıçta 'flaş' diye herkesin kendi halini ve ne yapmak istediğini söyleme fırsatı bulduğu bir tur yapıyorlar. Örneğin biri 'yarın sunumum var' diyorsa sunumunu gruba tanıtır ve gruptan bir feedback alır. Ya da iş görüşmesi yapacaksa biri iş veren olur, soru sorar, diğeri cevaplamaya çalışır ve gerekirse kameraya çekeriz ve ardından inceleriz. Geriye kalan grup da hep görüşünü söyler ve neyi düzeltebileceği konusunda tavsiyelerde bulunur.

Ben şimdi fırsat buldukça düzenli gitmeye çalışıyorum. Grupla birlikte gemi seferi ve ızgara yaptık, yıllık kongreye katıldık, terapist adaylarını ziyaret ettik, McGuire programının tanıtımını dinledik vs. Birçok arkadaş terapi yapmadıklarını ancak gruptan dolayı rahatladıklarını söylediler. Kimisini kekeme olduğunu bilmezseydim tespit edemezdim ama çoğu özyardım grubundan sonra önemli düzelmeler yaşadıklarını söylediler. En azından kekemelikten dolayı dertleri olursa kime başvurabileceklerini, kendilerini anlayan insanları nerede bulabileceklerini bilirler.

Kekemelik özyardım gruplarını devlet veya bir kurum kurmaz, tamamen kekemelerin öz inisiyatifleri bazında kurulur. İyi ki varlar! Ve siz de o fırsatı değerlendirebilirsiniz! Bulunduğunuz şehirlerde birbirlerinizle ilişkilenin ve bir buluşma organize edin. Gerisi gelir!
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik hakkında sıkça sorulan sorular
Yazar: PetraS - 30/06/2016, 12:27 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (2)

Merhaba arkadaşlar,
aşağıda size kekemelik hakkında sıkça sorulan soruları Batı'daki araştırma sonuçları ve uzun yıllık terapi deneyimleri ışığında cevaplamaya çalışacağım.

1 - Kekemelikte iyileşme olur mu?

Kekemeliğin geçici olup olmaması kekeme bireyin yaşına bağlıdır. Kekelemeye başlayan çocuklarda (kendiliğinden veya terapi ile) düzelme olasılığı %80'dir. Çocukları kekelemeye başlayan anne-babaların bu yüzden zaman kaybetmeden uzman bir dil ve konuşma terapistine başvurmaları önerilir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, erken bir müdahale ile kekemelik tamamen giderilemiyorsa da bozukluğu konusunda iyi aydınlatılmış bir çocuğun kekemeliğini daha iyi idare edebildiğini yani kendi derdinin dermanı olabildiğini ve bu bağlamda olası psikolojik sonuçların önlenebildiğini göstermiştir.
Kekemelik, ergenlik çağından sonra da devam ediyorsa genel olarak artık tam geçmeyeceği varsayılır. İstisnai durumlarda yetişkinlerde de tamamen iyileşen kişiler bulunmaktadır.
Yaş ilerledikçe semptomların da azaldığı yaygın olarak görülmektedir.

2 - Kekemelik psikolojik bir sorun mu?

Kekemelerde gözle görülen anatomik farklılıklar izlenemediği ve kekemeliğin değişkenliğinden dolayı uzun süre kekemeliğin psikolojik bir sorun olduğu düşünülüyordu. Ancak ilgili tüm çalışmalar sonuç vermedi.
Tıbbın ilerlemesi ve MRT, FMRT gibi yeni hassas enstrümanların piyasaya çıkması ile birlikte kekemelerin beyinlerini incelemeye başlamış ve bu konuda beyin yapılarında bazı farklılıklar bulmuşlar. http://journals.plos.org/plosbiology/art...o.0020046)
Kekemeliğin kökeninin psikolojik değil, nörolojik yani sonuçta fiziksel olduğu artık kesin bir şekilde kanıtlanmış bulunmakta ama buna rağmen kekemeliğin anksiyete bozukluğu, sosyal ortamlardan kaçma gibi psikolojik sorunlara yol açtığı bir gerçektir.

3 - Kekemelik bulaşıcı mı?

Kekemelik kesinlikle bulaşıcı değildir. Taklitle de gelişmez, anneden/babadan çocuğa da doğrudan geçmez.
Ancak DNA'nın çözümlenmesi ile birlikte kekemeliğe olan yatkınlığın genetik olduğu kanıtlanmıştır. Bu yüzden bir aile veya sülalede birden fazla kekemenin olması olasıdır.
Kekemeliğe genetik bir yatkınlığı olan bir çocuğun kekemelik geliştirmesi için genellikle tetikleyici bir etken veya çoklu etkenler gerekir.
Çocukların çoğu 2-5 yaşlar arasında kekelemeye başlarlar ama ilkokul döneminde kekelemeye başlayan çocuklar da görülmüştür.

4 - Kekemelik bir alışkanlık mı?

Yukarıda da bahsedildiği gibi kekemelik kesinlikle bir alışkanlık değildir, hassas enstrümanlarla beyinde izlenebilen nörofizyolojik bir bozukluktur.
Fakat kekemelik sorunu olan bir insan kekemeliğin yan etkisi olarak birçok alışkanlık geliştirir, bunlar konuşmaya eşlik eden yüz-göz tikleri, el-ayak hareketleri veya kasılmalar gibi dinleyiciyi şaşırtan davranışlardır.
Kekemelikte alışkanlık olarak tanımlanan tüm davranışlar değiştirilmeye veya ortadan kaldırılmaya elverişlidir ancak kekemeliğin asıl sorununu oluşturan konuşmaya devam edememe sorunu kalıcıdır.

5 - Kekemeliğin ilacı var mı?

Kekemeliğe karşı bir ilacın geliştirilebilmesi için öncelikle neyin eksik olduğunu veya neyin yanlış yürüdüğünü bulmak gerekir. Bu nedenle kekemelerin beyinlerini ve beyinde kekelerken olup bitenleri ölçmüşler. Yetişkin kekemelerde (Tourette hastalığında da olduğu gibi) dopamin maddesinin normal insanlara göre fazla olduğunu (veya salgılandığını) ve kekemeliğin belki bundan kaynaklandığını düşünerek dopamin antagonistleri ile çeşitli bilimsel araştırma yapmışlar. Yapılan araştırmalarda dopamin antagonistleri alan kişilerde kekemelikte ölçülebilen bir azalma izlemişler. Ancak verilen ilaçların olumsuz yan etkileri olası bir faydadan daha kötü olduğundan anılan ilaçların alınması tavsiye edilmiyor. (İzlenen yan etkiler kişinin intihara kalıkışması ve benzeri ciddi sonuçlar) http://www.stutteringhelp.org/medical-as...stuttering

6 - Kekemelik yanlış nefes alımından mı geliyor?

Kekemelik yanlış nefes alımından kaynaklanmıyor ancak kekemelik sorunu yaşayan bir insan yanlış nefes alma alışkanlıkları geliştirebilir, örneğin nefes vererek değil, nefes alarak konuşmak gibi. Kekemelerde ayrıca sıkça izlenen bir alışkanlık, nefesleri normal olarak tükenmemesi gerekirken talkıldıkları anda telaşlı telaşlı nefes almaları.
Bu nedenle birçok terapi programı düzenli nefes alımını da etkin bir yöntem olarak öğretir. Ancak sadece doğru bir nefes alımıyla kekemeliğin geçeceğini iddia etmek yanıltıcıdır.

7 - Kekemelik korkudan mı geliyor?

Kekemeliğin nasıl geliştiği konusunda farklı ulusal inanışlar vardır. Türkiye'deki birçok kekeme kendi kekemeliğini bir korku olayına bağlarsa Rusya'da çoğunlukla sahipsiz bir köpek çocukların kekelemeye başlamasından sorumlu tutulur. Almanya'da herhangi bir gerekçe olmadan kekelemeye başlayan çocuklar olduğu kadar bir kardeşin doğması gibi psikolojik stres yapan bir olaydan sonra kekelemeye başlayan çocuklar da vardır.
Bilimde idiyopatik kekemelik (kendiliğinden gelişen) veya psikojenik (psikolojik strese bağlı) başlayan kekemelikten bahsediliyor.
Genel olarak yapılan tespit şu: gözle görülen bir gerekçe olsun olmasın, kekemeliğe genetik bir yatkınlığı olmayan çocuklar kekelemeye başlamaz.
Kekemeliğin hangi bağlamda başladığı ileriki bir terapinin gidişatını da etkilemez.

8 - Düşünme hızı ile konuşma hızının uyuşmaması kekemeliğe sebep olabilir mi?

Beynimiz hem düşüncemizi, hem de artikülasyon hareketlerini kontrol eder. Düşünülmeyen bir sözcük zaten söylenemez.
Ancak kekemelerin yaşadığı sorun başka: söyleyeceği kelime gözün önünde, nasıl söyleyeceğini de çok iyi biliyor ama gerekli olan artikülasyon hareketlerini yapmak durumunda değildir, konuşmak için gerekli olan üç bileşeni (nefes - ses - artikülasyon) uyumlu bir şekilde kontrol edemiyor. Genellikle ünsüz harften ünlü harfe geçişin üzerinde bir direnç hisseder ve o direnci takıldığı anda aşamaz.

9 - Kekemelik belli egzersizlerin düzenli yapılması sonucu geçer mi?

Kekemelik aşırı derecede değişken bir bozukluk olduğu için örneğin sorunlu bir kelime 100 sefer okunursa doğru okunuş iyice beyine işler ve takılma bir daha olmaz gibi iddialar da yanıltıcıdır. Kekemelik kelimeleri bilmek veya bilmemekle alakalı değildir o yüzden genel bir 'öğrenme etkisi'nden de hareket edilemez.
Okuma egzersizleri öz güvenin artmasında veya belli bir konuşma tekniğinin uygulanmasında yararlı olabilir, nefes egzersizleri düzenli nefes alımı için faydalı olabilir ancak bütün bu girişimler kekemeliği geçirmez.

10 - Kekemelik heyecandan mı geliyor?

Kekemelik deyince hemen heyecan akla gelir. Fakat heyecan, korku ve yanlış nefes alımı gibi kekemeliğin sadece bir sonucudur. Sıkça yaşanan olumsuz ileteşim tecrübeleri kekeme bireyde endişe yaratır ve bu da yeniden insanların (özellikle tanımadığı, yabancı insanların veya bir topluluğun) önüne çıktığı zaman aşırı derecede heyecanlanmasına, heyecan da kekemeliğin artmasına yol açar.
İyi bir terapi sonucu heyecan tamamen sıfırlanabilir, bu da kekemeliğin önemli derecede azalmasına yol açabilir.

11 - Her insan zaman zaman kekeler iddiası doğru mudur?

Normal konuşanlar da konuşurken zaman zaman kekemeliğe benzer aksatmalar veya tekrarlamalar gösterir. Fakat bunların kekemelikle alakası yoktur. Normal bir insan 'kekelerse' genellikle ne söyleyeceğini şaşırdığından bu aksaklıkları gösterir.
Kekemeliğin özelliği ise, kekemenin ne söyleyeceğini çok iyi bildiği halde bunu yapamamasıdır ve bu tecrübeyi normal konuşan bir insan bilmez.

12 - Bir süre susmak kekemeliğin azalmasına yol açar mı?

Bazı terapi programlarında susma dönemi gibi bir süre uygulansa da bunun uzun vadeli bir faydası olduğuna ilişkin hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Kekemelik kırık bir ayak gibi değildir ki kemik dinlendikten sonra iyileşsin.
Kekemelik daha çok topal bir ayağa benziyor. Dinlenmek ağrıları bir süre unutturabilir ama üzerine yeniden yüklendikçe geri döner. Ayağın dinlenmesinden ziyade ağrıları asgari bir düzeye indiren ortopedik bir ayakkabı veya bir koltuk değneği (yani konuşma teknikleri ve duyarsızlaşma) fayda gösterir.

13 - Her kültürde kekeme insanlar var mı?

Kekemelik dünyanın neresinde konuşan insanlar varsa dil, din, kültür ve etnik köken gözetmeksizin her yerde vardır. Genel bir varsayıma göre çocuklarda %5 oranında (hatta Avustralya'da son olarak yapılan çalışmalar bu oranın daha da yüksek olduğunu gösteriyor) kekemelik vakası bulunuyor ve cins dağılımı ilk başlarda neredeyse eşittir. Kızlarda düzelme olasılığının daha yüksek olması nedeniyle yetişkinlerde cins dağılımı 4:1 (erkek kadın) ve her 100 insandan biri kekemedir.
Kekemeliğin derecesi bireyden bireye farklı olsa da az kekeleyen insanların az sorunu olması, çok kekeleyen insanların sorunlarının da çok olması gibi bir varsayım yanlıştır. Kekemelikte konuşma sorunundan ziyade sosyal etkenler ve kekemeliğin toplumdaki imajı kekeleyen bireyleri etkiler.
Bir dilde kekeleyen bir insan başka bir dil konuşurken de kekeler ancak semptomların sıklığı ve ağırlığı değişebilir.

14 - Kekemelik için çözüm var mı?

Özellikle son bir yüzyıl içerisinde Batı dünyasında örneğin Van Riper ve McGuire gibi kekemelik sorunu yaşayan insanlar tarafından çok güzel çözüm modelleri oluşturulmuştur. Bu çözüm modelleri kekemeliğin geçici olmadığından hareketle kekemelikle uğraşmanın ömür boyu bir challenge olduğunu kabul ederler. Bu nedenle terapi modellerinin önemli bir ögesi kekeme bireyin kendi kendini terapi edebilme konumuna gelmesi veya sıkça düzenlenen tazeleme kursları.
Hiçbir kekeme kekemeliğin yeniden nüks etmesi durumunda 'az çalıştın' veya 'çalışmadın' diye suçlanmaz, bu durumların istisna değil, olağan olduğu kabul edilir ve kişiye terapi bitiminden sonra da yardım ve destek sunulur.
Anılan terapileri yapmış kişiler genellikle sosyal hayatlarında artık herhangi bir mağduriyet yaşamaz, birçoğunun da kekeme oldukları konuşmalarından anlaşılamaz.

Bu konuyu yazdır

  Kekemlik ne zaman yenilmiş oluyor?
Yazar: PetraS - 28/06/2016, 20:16 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorum Yok

Merhaba arkadaşlar,
dün kekeme arkadaşların arasında bir tartışma geçti ve o tartışma kekemeleri genel olarak ilgilendiren bir konu olduğundan forumda biraz daha açmaya karar verdim.
Mesele kekeme bir futbolcuyla başladı. Hem kekeme, hem oyuncu.
https://www.youtube.com/watch?v=ZD6m0sqGU24
Ben bir sakınca görmemiştim, bir arkadaşın yaptığı yorum, oyuncu olarak her gün basınla konuşmak zorunda kalması. Bu bağlamda çok önemli bir nokta ortaya çıkıyor: kekeme bir insan sırf kekeme olduğu için güçlü taraflarını da mı yaşamasın?
İyi bir futbolcu, iyi bir müzisyen, iyi bir artist... Başka insanların huzurunda kekeleme olasılığı olduğundan kimseyle konuşmasın mı? TV'ye çıkmasın mı?
Başkalarının huzurunda kekelese ne olacak?

Büyük insan kitlelerine karşı çıkan her kekeme kendi kendine bu soruyu sormak zorundadır.

Alıntı:Başkasının huzurunda kekelesem ne olacak?
Ve olası cevaplardan tek bir tanesi caizdir bence:
Alıntı:Kekelesem kendi gücümle çıkamayacağım
Ben bu olayı genç kızken birçok defa yaşadım. Durup dururken hiç ses çıkaramadığımı veya cümlenin ortasında devam edemediğimi...
Psikolojim olağanüstü hale geçiyordu. Dene, dene... olmuyor. Eyvah, millet ne diyecek? Beni ne zannedecek? Kekemeliğimi yüzüme vuracaklar... ve benzeri düşünceler aklımdan geçiyordu.

Beni kurtaran hep başkaları oluyordu. İlla çevremde biri söyleyeceğim kelimeyi sonunda tamamlayıp beni o halden kurtarıyordu. Ve o durum benim işimi daha da zorlaştırıyordu. Bende
Alıntı:kekelesem kendi gücümle çıkamayacağım
kanaati oluşmuştu. O yüzden kekelemekten korkuyordum. Diğer semptomları gizlemeyi çok iyi becerebiliyordum, adeta ustasıydım ancak söylemek zorunda olduğum bir kelimeyi çıkaramadığım zaman kekemelik beni tamamen teslim alıyordu, felç ediyordu.

Sizde nasıl bilmiyorum ancak ben artık (kekemelik hakkında bir sürü kitap okuduktan ve özellikle başka kekemelerle tartıştıktan sonra) her takılmanın er geç geçeceğini biliyorum.
  • İnsan ne kadar soğukkanlı kalırsa o kadar da erken geçer.
  • Kekemelikten ne kadar az korkarsa o kadar da az takılma olur.
  • Milletin tepkisini kafaya takmazsa daha da azalır.
  • Hele hele her yerde kekemeliği dile getirmeye hazır olursa dinleyicinin kekemelikten dolayı sergilediği şaşkın bakışlarını da daha rahat çekebilir, hatta dinleyicinin özür dilemesini teşvik edebilir.
Başkalarının huzurunda kekelemeyi göze almak bütün bunları özümsemiş olmayı gerektirir.
Ben bunu yaptıktan sonra müthiş bir değişim yaşadım. Gizli saklı bir şey yok, gerekirse açık kekelerim ama yukarıda bahsettiğim sonsuz takılmaları artık hiç yaşamadım. Bana sorarsanız ben kekemeliğimi yendim derim. Çünkü kekemelik beni artık kontrol edemez, ben her ortamda kekemeliğimi idare ederim. Gerekirse açık kekeleyerek. Ancak beni artık teslim alamaz. Bir sürü ünlü Alman politikacılarına tercümanlık yaptım, Türkiye'den gelen heyetleri bakanlıklarımızda gezdirdim. Kekelemeyi her an göze alırım. Bugüne kadar benden şikayetçi olan çıkmadı.

Ve Hamit Altıntop gibi iyi bir oyuncu da bunu demek göze almıştır.
https://www.youtube.com/watch?v=KEfqTTQu3H8

Ancak sadece o değil, örnek olarak sunacağım ve dilini bilmezseniz dahi kekeme olduğunu hemen anlayacağınız bir Alman milletvekili de bunu göze almıştır.
https://www.youtube.com/watch?v=_9FlMVhVORc
https://www.youtube.com/watch?v=hAbsmYaq6-A
İyi bir bilgi güvenliği uzmanıdır ve aynı zamanda çok zeki, genç bir politikacıdır. Kekemeliğini açıkça dile getiriyor, Kekemelik ve Özyardım Federasyonu'na da gelip konuşma yapıyor, geleceğinden endişeli gençlerimize cesaret veriyor.

Evet, bakkala bile gidemeyen, minibüste ineceği durağı söyleyemeyen arkadaşlarımız vardır. Saygım var, kimseyi de mahkum etmiyorum.
Ancak kekemelikte değişiklik yapmak, kekemeliğimize karşı olan tutumumuzdan başlar.
Onu bir düşman olarak değil, varlığını kabul etmemiz gereken bir kardeş olarak görmekten geçer.
Kekemelikle mücadele etmek, onunla boğuşmaktan değil, onunla barışmaktan geçer.
Ben buna inanıyorum ve faydasını gördüm. Evet, ben kekemeyim. Utanmıyorum. Yüzüme vursalar da 'doğrudur' derim. Ve her karşıma çıkana kekemeliğin ne olduğunu açıklamaya hazırım.
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik hakkındaki bilimsel araştırmaların özeti...
Yazar: PetraS - 27/06/2016, 18:56 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorumlar (6)

Merhaba arkadaşlar!
Ben bu başlık altında size kekemelik hakkındaki çalışmaların kaba bir özetini sunmayı uygun gördüm. Okuduğum tüm konuları tek tek hatırlayamayacağım gibi size sadece aklımda kalanları genel hatlarıyla açıklamaya çalışacağım, yani şu veya bu konuda daha ayrıntılı bilgisi olan varsa buyursun eklesin.

En eski yöntem olarak bilinen kekemelik 'terapisi' hepinizin duyduğu ağza çakıl taşı doldurmaktır. Kimisi tek taş, kimisi birkaç tane diyor ama eğer Yunanlı Demosthenes bundan faydalanmışsa da bugünlerde pek işe yarayan bir yöntem olarak algılanmıyor.

Kekemelikle ilgili tıbbi müdahaleler 1800'lü yıllarda Almanya'da başlamış, kekeme bireylerin dil bağı kısa olduğundan kekeledikleri varsayılarak anılan bağ ameliyatla kesiliyordu. İlgili kişi gereksiz yere acı çekiyordu ancak kekemelikte değişen bir şey yok.

1900'lü yılların başlarında psikoanaliz ekolünün (Siegmund Freud vs.) yayılmasıyla birlikte bu sefer kekemeliğin psikolojik bir sorun olduğu tahmin ediliyordu. (Madem cerrahi müdahaleler fayda etmedi ve başka gözle görülür bedensel bir farklılık da izlenmedi). Kekemelerin hayat hikayelerini arayıp taramaya başladılar, yaşadıkları travmaları filan araştırıp çözümlemeye çalıştılar, sonuç: kekemelikte değişen bir şey yok.

Psikoanalizcilerin yanı sıra psikolojinin diğer alanları da kekemelikle ilgilenmeye başladı. Kekemeliğin büyük olasılıkla anne-babaların davranış hatası sonucu baş gösterdiği varsayımıyla konuya ilişkin araştırma yapmaya başladılar. Bu konuda iki araştırma aklımda kaldı: (1950'li yıllarda yanılmıyorsam)

1. Eğer küçük çocuklara katı davranma, çocukları aşağılama, dövme, incitme gibi davranışlar kekemelik tetikliyorsa öyleyse çocuklara tamamen yumuşak davranan, çocukların özgürlüğünü kısıtlamayan ve hep anlayış gösteren davranışların yaygın olduğu kültürlerde kekemelik diye bir şey sözkonusu olamaz varsayımı ile şu an adını unuttuğum bir kızılderili kavminde bir tarama çalışması yapmışlar. Sonuç: çocuklarını hiçbir şekilde ezmeyen, kısıtlamayan kızılderililerde dünyanın diğer ülkelerde de olduğu gibi kekeme bireyler vardı.

2. Küçük çocukların dil gelişimi dolayısıyla gösterdikleri duraksamalar, tekrarlamalar anne-baba tarafından düzeltiliyorsa çocuk heyecana kapılır ve normal olan bir duraksama / tekrarlamadan kekemelik gelişir, yani 'kekemelik anne-babanın kulağında başlar' varsayımı uzun süre genel kabul gören bir tez idi.
Bu bağlamda 'monster study' adı altında yetim çocuklarla bir deney yapmışlar.

Çocuklar konuşurken en ufak bir hatada yanlarındaki yetişkin hemen müdahale ederek 'düzgün konuş' 'bir daha söyle' gibi uyarılarda bulunuyordu. Resmen kekeme olmayan çocukların kekeme olmalarını teşvik etmeye çalışıyorlardı. Sonuç: Önceden kekeme olanların kekemeliği şiddetlendi. Diğer çocuklar ise her türlü psikolojik hastalık geliştirdiler de hiçbiri kekeme olmadı. (Çocuklar katıldıkları deneyden haberdar değilmiş, çok sonraları bunu duyup yaptıranı mahkemeye vermişler. Bugünün etik kurallarına göre böylesi bir deney kesinlikle kabul edilemez. Daha fazla bilgi isteyenler İngilizce Vikipedi'ye 'monster study' kavramını girsinler)

Bilimsel tüm çalışmalarda olduğu gibi bir varsayımdan hareket edilir ve bu varsayım yapılan çalışma sonucu ya doğrulanır ya da çürütülür. Kekemelerin anatomisinde bir fark izeleyemediler, ancak psikolojik tüm varsayımlar da boşa çıktı.

Bu sefer tek bir varsayım kaldı o da beyin yapısında muhtemel farklılıklar. Bunlar da bundan birkaç on yıl öncesine kadar incelenemiyordu çünkü gerekli olan enstrümanlar yoktu. Ancak MRT veya FMRT gibi yöntemlerin geliştirilmesi ile birlikte tüm kekemelik araştırmaları bu konu üzerinde yoğunlaşmaya başladı.

Ve çalışmalar gerçekten kekemelerin normal konuşanlara göre farklı bir beyin yapısına sahip olduğunu göstermiş. Bu konudaki çalışmalar henüz bitmedi ve daha da derinleştirilerek devam ediyor.

Bunun yanı sıra DNA'nın da çözümlenmesi ile birlikte kekemeliğin genetik yönü ispatlandı. Yani bir aile veya sülalede birden fazla kekeme varsa o da akraba olarak benzer bir DNA'ya sahip olduklarından kaynaklanıyor. Ancak genetik olan kekemeliğe olan yatkınlık, kekemelik doğrudan anne/babadan çocuğa geçmez taklitle gelişmesi de sözkonusu değil. Kekemeliği tetikleyici faktörler çoklu olabilir. Bir kez kekemelik geliştiren küçük çocuklarda düzelme oranı %80. Avrupa'daki rakamları ele alırsak 125 erkekten biri, 500 kadından biri kekemedir.

Kekemelikle ilgili çalışmalar tüm gelişmiş ülkelerde yapılıyor. Biz az olduğundan yakınsak da hiç yoktan iyidir.
Şu an Almanya'da terapi yapan / yapmayan iki grup üzerinde bir çalışma yapılmakta. Terapiden önce ve sonra özel bir beyin emarı yapılıyor, terapi sonucu beyin yapısında bir düzelme olup olmadığına bakıyorlar. Tabii ki terapi yapmayan diğer grup sırf karşılaştırma amaçlıdır. Sonuçlar henüz yayınlanmadı, ben onları merakla bekliyorum!
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik için kesin çözüm var mı? Van Riper modeli
Yazar: PetraS - 24/06/2016, 16:37 - Forum: Van Riper Tekniği - Yorumlar (12)

Merhaba arkadaşlar,
Kekemelik için kesin çözüm var mı? sorusu her kekemenin sürekli cevap aradığı bir sorudur. Ve kabul etmek gerekiyor ki bu sorunun cevaplanması kolay değildir.
Öncelikle şu soruyu sormak gerekir: Çözümden kastın nedir?

Eğer çözümden kastın kekemeliğin yani konuşmayı engelleyen blokların, takılmaların temelli olarak kaybolması ve bir daha çıkmaması ise, o zaman ergen / yetişkin bir insan için gerçekçi bir şekilde büyük olasılıkla hayır diye cevap vermek gerekir. Yani belli bir yaştan sonra kekemeliğin kendiliğinden veya terapi sonucu tamamen geçmesi bazı tek tük istisnalar dışında söz konusu değildir. Ve ben bu istisnalardan biri olmak istiyorum hayali de hiç kimseyi ileri götürmez.

Ama böyle bir tespitten sonra umudu kesmek için de hiç bir gerekçe yoktur. Çünkü eğer çözümden kastın kekemeliğin ilgili kişiyi sosyal hayatında asgari düzeyde etkilemesi ve neredeyse normal konuşan gibi görünmesi ise o zaman evet, kesin bir çözüm vardır demek gerekir.

Kekemelikte tek bir çözüm söz konusu değildir, değişik değişik çözüm yolları vardır ve her kişi kendisine uyanı kendi bulmak zorundadır.
Ancak kişisel çözüm yolunu ararken aşağıdaki hususlara dikkat etmek çok önemlidir.

  • Çözüm altın tepside sunulmaz, emek gerektirir; o yüzden kolay bir çözüm vaadediliyorsa dikkat!
  • Çözüm projesine gerekli olan emeği göğüslemek için kararlılık gerekir; yani gerçekten yaşamında değişiklik yapmak istemen gerekir!
Batı dünyasında kekemelik terapilerinin yüz yılı aşkın bir geçmişi vardır. Neredeyse denenmemiş bir yol veya model yoktur. Ancak şu ana kadar en başarılı olarak bilinen iki akım veya bu ikisinin birleştirilmesi en etkin yöntemler olarak algılanmaktadır. Bunlar da
  • Fluency Shaping modeli = akıcılığı şekillendirme modeli
  • Non Avoidance modeli = kaçınmama veya modifikasyon modeli

Bu modellerden Non Avoidance modelini daha iyi bildiğimden size bugün onu izah etmeyi uygun gördüm.

Non Avoidance modeli
Bu modeli oluşturan ve hem uygulayan, hem de öğreten en önemli isimlerinden biri Charles van Riper'dir. Charles van Riper gençliğindeki ağır kekemeliğinden öylesine usanmış ki sağır/dilsiz insanların kolonisine yerleşip bir daha konuşmak istememiş.
Daha sonra ise Western Michigan Üniversitesi'nde bu güzel terapi modelini oluşturmuş ve emekliye ayrılıncaya kadar kendi kliniğinde sayısız kekemelere yardımcı olmuş.

Bu model kekemeliğin en önemli ögesi olan kaçınma olgusuna odaklanır. Bu bağlamda verilen terapiler dört aşamalı olur:
  1. Tanımlama - kişinin bireysel kekemeliği birincil semptomlardan tutarak, ikincil ve örtülü semptomlara kadar tanımlanır ve kişinin bilincine çıkarılır. Burada en önemli noktalardan biri, kişiye hangi davranışının bir alışkanlık ve bununla birlikte değiştirilmesi mümkün, hangisinin kaçınılmaz bir şey olduğu açıklanır.
  2. Duyarsızlaştırma - her kekeme çocukluktaki kötü tecrübelerinden ve dinleyicilerin olumsuz reaksiyonlarından dolayı kekemelik konusunda aşırı bir şekilde duyarlıdır. Yaşamış olduğı negatif olaylar ve konuşurken yaşadığı başarısızlıklar adeta kemikleşmiş travmalar haline gelmiştir. Duyarsızlaştırmanın hedefi, kişiyi çoğunlukla kekemelikten daha çok etkileyen bu negatif duygulardan kurtarmaktır.
  3. Modifikasyon - tanımlama ve duyarsızlaştırmadan sonra kekeme birey kendi ham / saf kekemeliği iye karşı karşıyadır. Asıl kekemeliği ile tanışır ve bu konuda kendini nasıl kurtarabileceğini öğrenir.
  4. Stabilizasyon / sabitleme: Son aşama olan stabilizasyon aşamasında öğretilen tüm teknikler tekrar ve tekrar yaptırılarak iyice alışkanlık haline gelir.

Niye kaçınmama?

Van Riper terapisi, konuşurken rastlanılan düzensizliklerin (tekrarlamalar, takılmalar, uzatmalar) sadece buz dağının su yüzündeki kısmı olduğunu varsayıyor. Suyun altındaki kısmı ise hem çok daha büyüktür hem de ağır basıyor ve bu da genellikle kaçınma ve negatif duygularla ilgilidir. Bunlar değiştirilmeden kekemeliğin kalıcı bir şekilde değiştirilmesi sözkonusu değildir.
  • Kekelemekten kaçınmak için geliştirilen alışkanlıklar, tikler, mazeretler
  • Belirli kelimelerden kaçınmak için başka, icabında uygun olmayan kelimelerin kullanılması
  • Daha önceki negatif deneyimlerden dolayı telefon, minibüs gibi konuşma durumlarından kaçınılması
  • Konuşmamak için sosyal ortamlardan kaçınmak
  • vs.
Van Riper terapisi kendi yaklaşımıyla terapi dünyasında devrimsel bir değişiklik yaratmıştır. O güne kadar tüm terapi modelleri kekelememeyi amaçlamış ise Van Riper modeli kekemeliğin ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı varsayımından hareket ederek kekemelikle barışmayı ancak onu modifike etmeyi ön görmüştür.
Van Riper demiş ki:
Alıntı:Sana düzgün konuşmayı öğretmeme gerek yoktur çünkü onu zaten biliyorsun. Sana öğreteceğim daha cazip kekelemektir.
Kekemeliğin çözümü kekemeliği kabul etmekten geçiyor. O yüzden Van Riper terapisi bağlamında kekelemek de yasak değildir, tam tersine her an serbest ve caizdir.
Terapiye katılan biri kekemeliğini gizlemek, saklamak, kendini sıkmak zorunda değildir ve bu yaklaşımın günlük yaşamda da uygulanması adım adım öğretilir. Terapinin gidişatı şeffaf bir şekilde açıklanır ve kişinin kendi ihtiyacına göre uyarlanır:

Tanımlama aşaması:
Ayna, kamera vs. enstrümanlarla kekeme kendi kekemelik semptomları ile yüzleştirilir ve bunlar incelenir ve bileşenlerine ayrılır. Klasik kekemelik semptomları olarak bildiğimiz tekrarlama, takılma ve uzatma alışkanlıkları bile daha ince parçalara ayrılır. Bu da daha sonraki modifikasyon için gerekli olan bir şey.
Kekeme birey bu bağlamda kekemelik semptomlarını şu iki soru ışığında değerlendirmeyi öğrenir:
  • Ben ne yapıyorum?
  • Bana ne oluyor?
Kekemenin iradesi dışında başına gelen: konuşamamak, konuşmaya başlayamamak veya devam edememek
Yani konuşma eylemini bir yol gibi düşünürsek normal konuşanın önü açıktır, kekemenin yolunda ise taşlar, hatta duvarlar vardır.
Fakat ben veya benim konuşma mekanizmam bu taşlara, duvarlara karşı nasıl bir reaksiyon gösterir, orası kişiden kişiye değişiyor. Ortak olan konuşmaya devam edemedikleri halde konuşma teşebbüsünde bulunmaları.
Amaç kişinin daha sonraki modifikasyon aşaması için kendi kişisel kekemelik alışkanlıklarını bilince çıkarmaktır.

Duyarsızlaştırma aşaması:
Birçok kişi konuşmalarındaki düzensizliklerden ziyade negatif duygulardan etkilenir. 'Kekemelik' veya 'kekelemek' kavramları etraflarında kullanıldığında ürkerler, takıldıkları anda - bunun yasak olduğunu bildikleri ancak kendi iradeleri dışında sürekli bu yasağı çiğnedikleri için - utanırlar ve daha önce konuşurken karşılaştıkları negatif dinleyici reaksiyonlarından dolayı genel olarak konuşmaktan, iletişimden korkarlar.

Duyarsızlaştırmanın ancak en korkulan challenge'leri gögüslemekle mümkün olacağı bilincinde terapist eşliğinde bütün bunlar göğüslenir.
Ve bu bağlamda gönüllü kekemelik devreye girer. Kekeme birey bu sefer kekemeliğini gizlemek değil, tam tersine göstermek zorundadır. Şu ana kadar en korktuğu şeyi yani kekeleyerek insanlara yaklaşmayı öğrenir.

Fakat gönüllü kekemelik asıl kekemeliğine benzemez. Bilinçli yaptığı için sadece hafif tekrarlamalardan oluşur ve isteyerek yaptığı için içi rahat olduğundan dinleyicinin reaksiyonlarını soğukkanlı bir şekilde takip edebilir. Genellikle beklediği kadar negatif bir tepkiyle karşılaşmaz ve içindeki 'beni her yerde kekemeliğimden dolayı reddediyorlar' düşüncesi her edinilen iyi tecrübeyle azalır.

Terapist eşliğinde yapılan ve ev ödevi olarak tekrarlanan egzersizler örneğin otel, kiralık araba, satılık/kiralık daire gibi telefon hatlarını aramak ve belli bir hedefe (şu veya bu bilgileri elde etmek gibi) ulaşmaktır.
Egzersiz olarak ayrıca örneğin en çok korkulan konu minibüs ise her gün A'dan B'ye gitmek ve belli bir durakta inmek gibi bir challange de olabilir.
Önemli olan bunu gönüllü kekemelik ile yapmak ve insanların reaksiyonlarını kafaya takmamak olmalı.

Ayrıca kekemelik konusunun çevredeki insanlarla konuşulması da önemli olan challenge'lerdendir. Birçok kekeme 20-30 yaşına gelmiş daha hiç kimseyle kekemelik konusunu konuşmuş değiller. İçlerindeki üzüntüyü, kendilerini ne kadar etkilediğini, nasıl kahrolduklarını daha hiç kimseye anlatmış değiller.
Burda enteresan olanı normal konuşanların reaksiyonları. Çünkü herkes 'kekelemek' deyince kafasında birşey tasarlıyor ama normal konuşanlar genellikle kekemeliğin ne olduğunu anlamazlar. İşte burada güzel bir fırsat doğmuş oluyor ve kekemeler gerçek hissettiklerini çevreleriyle paylaşabiliyorlar.

Duyarsızlaşma 2-3 günlük bir olay değildir, haftalar, aylar hatta seneler sürebilir. Terapist bu süreci sadece tetikler, gerisini kekeme birey öz terapi olarak uygular.
İyi bir duyarsızlaşma sürecinden sonra kekeme birey genellikle ham kekemeliği ile yüz yüzedir. Utanç duygusu, korkular geçmiş, geriye kalan ortadan kaldırılması mümkün olmayan konuşma dirençleri. Ama bunlar bile müthiş azalmış durumdadır. Çünkü korkuların yenilmesi ile birlikte heyecan gibi tetikleyici faktörler de ortadan kaldırılmış oluyor. Artık modifikasyona geçme zamanıdır.

Modifikasyon aşaması:
Daha önce bahsettiğim gibi kekemelik kaçınılmaz etkenlerden ve değiştirilmesi mümkün olan alışkanlıklardan oluşur.
Kaçınılması mümkün olmayan devreye giren konuşamama hissidir ancak bu bile geçicidir. Yani hiç bir şey yapmayıp beklersen geçer ve konuşma yolu açılır.
Değiştirilmesi mümkün olan alışkanlıklar ise bireyin bu konuşma engellerine gösterdiği reaksiyondur yani tekrarlama, takılma veya uzatma.
Gönüllü kekemeliği iyi beceren biri aslında bu aşamada artık bloklara girmek, yoğun çaba sarf ederek yüz göz tikleriyle konuşmak zorunda değildir çünkü hafif kekelemeyi iyice bellemiş olur. Zaten hedef de bu: cazip kekelemeyi öğrenmek, dinleyiciyi korkutmamak.

Pull-out:
Kekeme birey konuşurken konuşma yolunda bir engele rastlarsa anında sesini keser. (Bu kendi elindedir) Cancellation denilen bir reset yapıp, içindeki gerginliği bilinçli bir şekilde azaltıp ilk aşamada söyleyeceği kelimeyi pantomim olarak sırf dil dudak hareketleriyle yapar. Ondan sonra da kelimeyi yeniden sesli bir şekilde açıkça söyler.
Daha sonraki bir aşamada artık pantomime gerek kalmadan sadece kelimenin tekrarlanması söz konusudur. Burada kendisini serbest bırakması ve gerekirse dil dudak hareketlerini bilinçli yapması önemlidir. Genellikle (takılma kelimenin başında olduğu için) sözcüğün ilk harfi yumuşak ve kontrollü söylenir.
Ama genel olarak amaç artikülasyonu bilinçli bir şekilde yapmak ve harleri bir zincir gibi art arda getirmek.

Stabilizasyon aşaması:
Stabilizasyon demek öğrenilen yöntemlerin sabitlenmesi demektir. Bu da önceki aşamalarda öğretilenleri yapa yapa olur, konuşarak, sosyalleşerek, telefon görüşmesi yaparak ve gerekirse gönüllü kekeleyerek ve el alemle kekemelik konusunu konuşmaktan geçer. Öğretilen yöntemler zamanla sabitlenir hatta otomatikleşir.
Ve diğer birçok terapiye göre en büyük avantajı, kişinin kendi kekemeliğine karşı olan tutumu tamamen değişmiş olduğu için artık eski korkular geri gelmez, heyecan - kekemelik kısır döngüsüne düşme riski sıfırlanır.

Van Riper terapisini yapmış bir insan kendini artık edilgen, pasif hissetmez bilakis kekelemenin büyük bir kısmının kendi elinde olduğunu bilir, geriye kalan kaçınılmaz kısmını da idare etmesini, kontrol etmesini bilir. Hiç bir kekemelik olayı kendisini artık korkutamaz çünkü elindeki yöntemlerle onu kendi gücüyle çözmesini bilir. Kekemeliği ile barışıktır, kekemeliği artık bir düşman olarak değil, çok çok istenmeyen ancak yine de sevilen bir kardeş gibi görür.

Buna rağmen kekemeliğin doğası gereği kekemelik zaman zaman çoğalır, zaman zaman azalır. Bu kimsenin elinde değildir bu bir gerçektir. Ancak Van Riper terapisini yapmış biri kendi terapisti haline gelmiş olduğundan bunu da kendi gücüyle çözer. Ve en kötü ihtimal terapistini arar veya tazeleme kursuna katılır.

Van Riper terapisi inandığım bir terapi modelidir ve beni de kekemelik batağından kurtaran bir yöntemdir. Buna rağman başka etkin modeller daha vardır ve onların da en az Van Riper modeli kadar var olma hakkı vardır.

Selam
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik mi güçlü yoksa ben mi, veya hangimiz daha akıllıyız.
Yazar: Ercan E - 20/06/2016, 15:20 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (1)

Merhaba,
Ben özellikle kendimde hissettiğim bir duygu durumunda bahsetmek isterim. Kekemlik aslında benden güçlü. Çünkü her istediğim zaman onu yönetemiyorum. Bazen kontrol dışına çıkıp beni bir kedinin tırmalaması gibi yüzümü gözümü çizdiği oluyor. Napayım tabi ki o biricik dostum benim. ama şöyle bir durum var ki. O kedi sizden akıllı değil. Güçlü olmak başka, akıllı olmak başka. Aslında kekemeliğini yöneten birey çok güçlü bir olguya karşı mukavemet gösterebilip onunla yaşam becersini geliştirmiş demektir. Bu şuna benziyor, aslında bir kovandaki arılardan güçlü değiliz, uçamıyoruz, veya arıların iğnelerine karşı savunma mekanizmalarımız yok. Ama arıların sizlere olan zarar verme derecesini veya arıların zarar vermemesi için siz kendinizin ne yapmamanız gerektiğini bilirseniz arıların yanında en az hasarla geçebilirsiniz. Belki hiçbir modifikasyon uygulamadan kekemeliğini ciddi boyutlarda azaltan bir birey kendinde bunu çözmüş ve devamını getirerek, bilimsel olarak duyarsızlaştırma denilen yöntemi kendi kendine farklı metodojiler kullanarak uygulamıştır. Aslında kendini yönetmeyi başaran bir insan kekemeliğini de yönetme yolunda büyük bir potansiyeli var demektir. Yani kendi zaaf noktalarını bilen, en olumsuz şartlarda bile kendi ruh selametini koruyabilen biri kekemelikte de mesafe alması mukadderdir.

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik nedir?
Yazar: PetraS - 20/06/2016, 10:34 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (6)

Kekemelik şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalara göre dünyanın bütün kültürlerinde var olan bir konuşma bozukluğudur. Genellikle küçük çocuklarda konuşma gelişimi ile birlikte (3-5 yaşlar arasında) veya kimi durumlarda ilkokul zamanında başlar ve - genel bir varsayıma göre - ergenlik çağına kadar geçmezse ömür boyu varlığını sürdürür.

Kekemelikte çekirdek (ana) semptomlar (birincil semptomlar)

Genel olarak üç çekirdek semptomdan bahsedilir

  1. tekrarlama (k-k-k-k-k-kitap)
  2. takılma / blok (T__________rabzon)
  3. uzatma (mmmmmmmmmerhaba)
Bu konuda en önemlisi kişinin ne söyleyeceğini çok iyi bilmesi ancak bunu o anda yapamaması gerçeğidir.

Yeni kekelemeye başlayan küçük çocuklarda genellikle yukarıda anılan üç semptomdan başka semptomlar izlenemez. Hatta kekemeliğin ilk başlangıcında sadece tekrarlamalar ve diğer semptomların daha ileri bir aşamada geliştiğinden hareket edilir. Kekemelikten bahsetmek için konuşulan hecelerin %3'ünde kekemelik semptomu izlenmesi gerektiği iddia edilir. Ancak bu durum çocuklar için geçerlidir!

Kekemelikte ikincil semptomlar

Kekemeliğin ileri bir aşamasında ikincil semptom denilen ek semptomlar da kekemeliğe eşlik etmeye başlar.
İkincil semptomlar genellikle kekeleme anındaki direnci / engeli aşma çabasıyla birlikte ya da dinleyicilerin tepkileri sonucunda gelişen semptomlardır.
  • yüz / göz tikleri
  • el ayak hareketleri
  • utanç duygusu
  • kelime değiştirmek
  • korku / kaygı bozukluğu
  • sosyal ortamlardan kaçınma

Yukarıda anılan semptomlar her kekemede farklıdır, aynı biçimde kekeleyen iki birey yoktur. Fakat buna rağmen birbirini hiç tanımayan ve hatta çok farklı kültürlerden gelen insanlarda bile kekemeliğe karşı olan reaksiyonlarının aynı olduğunu izleyebilmekteyiz.

Kekemelikte değişiklik yapmak için bireysel semptomların çok iyi tanımlanması gerekir!
Bu konuda daha ekleyecek bir şey varsa buyurun!

Bu konuyu yazdır

  Terapistlere duyuru
Yazar: PetraS - 15/06/2016, 10:40 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorum Yok

Sayın terapistler!

Siz de Kekemelik Forumu'muza hoş geldiniz!
Bu forum kekemelerin bir öz inisiyatifidir ve amacımız Türkiye'de var olan güvenilir terapi yöntemlerinin tam yelpazesini mümkün olduğunca geniş bir kitleye tanıtmaktır.

Bu sizin için de bir fırsattır. Fakat gizli reklam pozisyonuna düşmemek için aşağıdaki kurallara uymanız önemle duyurulur:

  • Kendi kullandığınız terapi yöntemini olası bir ön görüşmede de yaptığınız gibi açıklayabilirsiniz
  • Bizim yöntemimiz tek doğru, tek etkili, %100 çözüm bizde var gibi yanıltıcı söylemler kullanmayınız, reklam gibi gözükmesin
  • Lütfen kurumun ismini, adresini vs. açık bir şekilde yansıtmak yerine kurumun internet adresini özel imzanızda yansıtınız
  • İlgili kişilerin olası sorularını açık forumda cevaplamanız hepimize yarayacaktır
  • Kekeme bireyler yönteminize ilgi duyduklarında özel mesaj yoluyla sizinle irtibata geçebilir
  • Sizin kekeme bireyin isteği dışında reklam amaçlı özel mesaj yoluyla kullanıcılarla irtibat kurduğunuz forum yöneticilerine ihbar edilirse forumdan ihraç edilmeniz söz konusu olur

Herhangi bir terapist veya herhangi bir kurum için anti-reklam yapmak kesinlikle yasaktır, yöneticiler bu kuralın ihlal edilmesi durumunda ilgili yazıyı derhal silecek ve yazanı da forumdan ihraç edecektir!

Saygılarımla
Petra

Bu konuyu yazdır

  Deneyimlerimi paylaşmak istiyorum...
Yazar: PetraS - 14/06/2016, 16:41 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (2)

Merhaba arkadaşlar,

bu başlık altında bir kekemelik terapisi yapmış ve memnun kalmış kişiler kendi deneyimlerini anlatabilir.
Terapinin gidişatını, seanslarda öğrendiklerinizi ve size yarayan teknikleri yansıtabilirsiniz.
Ancak piyasadaki hassas durumu göz önünde bulundurarak mümkünse merkezin adını vermeyiniz, ilgi duyanlar bunu size özel mesaj çekerek sorabilirler.

Ve kesinlikle anti-reklam yapmayınız! Forum yöneticileri bunu denetleyip bu kuralı ihlal etmeniz durumunda paylaşımınızı derhal silecektir.
Saygılarımla
Petra

Bu konuyu yazdır

  Almanya'dan selamlar - Petra
Yazar: PetraS - 14/06/2016, 16:27 - Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri - Yorumlar (4)

Merhaba arkadaşlar,

adım Petra, 53 yaşındayım evli ve iki çocuk annesiyim.
Ben 3 yaşında kekelemeye başlamışım. Başlangıcı hatırlayamadığım gibi ilk okul döneminden de negatif denebilecek hatıralarım yoktur. Ancak okula başlamadan önce evimize bir 'konuşma öğretmeni'nin geldiğini hatırlıyorum. Annem babam bu konuda samimi değillerdi. Kekemelik veya konuşma bozukluğu gibi kavramlar ailemizde asla kullanılmadığı için bana 'bu hoca seni okula hazırlayacak' diye yutturmaya çalışıyorlardı. Şüphem vardı ama açığa vuramadım.
Zaten annem her 'çocuklar hep sen kekeliyorsun diyor' şikayetiyle eve geldiğimde bana 'hayır kızım seninki kekemelik değildir, kekemelik harflerin tekrarlanmasıdır, sen de sadece takılıyorsun' diyordu. O yüzden uzun süre kekemeliğin dünyanın en kötü suçu olduğunu, benimkisinin de ondan daha farklı bir şey olduğunu düşünüyordum. Yeter ki kekemlik olmasın.

Esas orta okulda işin bilincine varmaya başladım. 6. sınıftaki sınıf öğretmenim (emekli olması gerektiği halde öğretmen kıtlığından çalışmaya devam eden biri) kısa zamanda kekeme olduğumu fark etti ve kekemeliğin bir 'alışkanlık' olduğunu söyledi. Yaşım 11 olduğu halde haksız olduğunu biliyordum ancak küçük olmam ve kendisinin benim için bir otorite olması nedeniyle karşı çıkmadım. Bana 'ben seni kekemelikten kurtaracağım' diyordu. Ondan sonra her kekelediğimde söylediğim sözcüğü veya cümleyi tekrarlamak zorunda kalıyordum. Kendimi acayip sıkmaya başladım. Kekelememek için elimden geleni yapıyordum ama başarısız kalıyordum. Artık kekemeliğimi gizlemekten başka çarem kalmadı. Millet ne düşünürse düşünsün yalnız kekeme olduğumu düşünmesin mantığıyla hareket ediyordum. Palyaço gibi davranıyordum, hareketlerime gülsünler de kekemeliğime gülmesinler diyordum. Esas için için acayıp dertliydim. Ama ailemle bile bu konuyu konuşamıyordum.

Yedinci sınıfa geçtikten sonra öğretmenden kurtuldum ancak kekemelikten kurtulamadım. Esas kötü takılmalar o zaman başladı. Sonu olmayan takılmalar. Hep başkasının beni kurtardığı anlar. O yüzden kendi gücümle nasıl çıkabileceğimi de bilmiyordum. Takıldığım o vahim anlarda dünya benim için duruyordu, sadece kendi halimdeydim ve kurtulduktan sonra (bir başkasının söyleyeceğim sözcüğü söylemesinden sonra) en az 100 kere, hatta 1000 kere o an söyleyemediğim kelimeyi kendi kendime çalışıyordum. Kendi kendime böylesi çalışma yaparken hiç takılmıyordum. Zaten en kötü takılmalar hep ünlü harflerdeydi özellikle Fransızca dersinde... Ünsüz harflerden korkmazdım, sadece ünlüler beni tamamen teslim alabiliyordu.

Aslında yabancı dillere karşı çok meraklıydım ama okulda öğrenmemiz gereken İngilizce ve Fransızca beni çok zorluyordu. Evde çalıştıklarımı okulda akıcı söyleyemiyordum ama öğretmenle konuşma cesaretim de yoktu. Ondan sonra kendi kendime başka bir yabancı dil öğrenmeye karar verdim ve bizdeki Türklerden esinlenerek Türkçe öğrenmeye karar verdim.

Türkçe öğrenmek farklıydı, kendi kendime evde çalışıyordum ve kimsenin huzurunda sesli okumak zorunda değildim. Bir Türk komşu kızı vardı, onu ziyaret ederdim ve o takıldığım zamanlar bunu takılma olarak algılamazdı, bilmiyorum zannederdi. Ben de çaktırmazdım. Yine benim hakkımda herşeyi düşünsünler ama kekeme olduğumu düşünmesinler tutumu içerisindeydim.
Ondan sonra bir Türk çocuğu ile tanıştım. Yaşım 16 idi. Kekeme olduğunu ilk başta fark etmedim. Hem kendim kekelememekle meşguldüm, hem de konuşma konularımız pek ağır değildi, şakalaşmaktan başka bir şey değildi. Babamın görevli olarak çalıştığı yüzme havuzunda tanışmıştık.

Kekeme olduğunu önce babam farketmişti ve yüzüme vurdu. Şoke oldum, 'hayır, olamaz' dedim ama babam sakin sakin 'evet, kekemedir' dedi. O an bütün dünyamı alt üst etti. Daha sonra kendisiyle konuşmaya karar verdim ve kendi kekemeliğimi dile getirmekten başka çare bulamadım. Bana verdiği cevap benim hayatımı değiştirdi. 'Evet ben kekemeyim. Bu bir gerçektir ve gerçekler gizlenmemeli.'

Bundan sonra bende acayip bir düşünme süreci başladı. Kendi kendimi sorgulamaya başladım, neden bu gerçeği bugüne kadar gizlediğimi, neden herkese açık açık söylemediğimi kendi kendime sordum. Hepsi ailemden, çevremden aldığım eğitime bağlıydı. Kekemeliğin ayıplandığına bağlıydı. Halbuki neresi ayıp, neresi suç. Basbayağı bir bozukluktur, benim insan olarak değerimi hiçbir şekilde azaltmayan bir bozukluktur. Elimde olmayan bir şey!

Kendimi artık serbest bıraktım, eski alışkanlıklarımdan vaz geçtim, korkularımı çöpe attım. Nasılsa takıldığım anda mazeretim hazır: Kekemeyim. Ve işin ilginç tarafı kekemeliğim inanılmayacak şekilde azaldı. Geriye kalan takılmaları da ufak müdahalelerle örneğin yeniden nefes alarak veya cümlede kısa bir ara vererek ya da kelimeyi değiştirerek idare etmeye başladım. Kekeme olduğumu dile getirdiğim halde çevremdekilerin benim yaptıklarımı artık kekemelik olarak algılamadığını fark ettim. Ve yine üzüldüm çünkü bu kadar çektiğim boşuna mıydı?

Bir süre konuyu artık hiç düşünmemeyi başardım, üniversiteyi bitirdim, evlendim, meslek ve çocuk sahibi oldum ama eski yaralar derin olduğundan en ufak bir gerekçeyle (kekeme bir çocuk hakkındaki bir televizyon programı) eski duygular yeniden türedi. Kekemelikle ilgili korkular değil de kekemeliği araştırma azmi. Üniversiteye başvurarak konuya ilişkin doktora tezi yazmaya karar verdim. Seçtiğim konu: Almanlar ve Türklerde kekemeliğe olan farklı yaklaşım'. 2 sene kadar araştırma yaptım, Köln Üniversitesi Dil Konuşma Terapisti Eğitim Fakültesi'ndeki seminerlere katıldım. Çalışmayı ekonomik nedenlerle maalesef bitiremedim. Ama ilgim devam ediyor.

Evet, benim hayatım bayağı başarılı geçti, Almanya'nın aranan Türkçe tercümanlarındanım. Gençliğimdeki kekeme arkadaşım olmasaydı kesinlikle bu pozisyona gelmezdim. Kekemelik korkusundan mahkeme salonuna, polisteki ifadelere giremezdim. Ama giriyorum. Ve kekeleyeceğim zaman kekeliyorum. Gizli saklı bir şey yok. Kendi kendime, kekemeliğimi eleştiren kişi olursa önce benim bildiğim Türkçe'nin yarısını, bildiğim Kürtçe'nin de üçte birini öğrensin ondan sonra gelsin bana hesap sorsun diyorum. Bugüne kadar eleştiren, soran olmadı. Ama burası Almanya ve buradan kekemelik hakkında öğrendiklerimin hepsini sizinle paylaşmaya hazırım.
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır