Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 477
» Son Üye: Resid Aliyev
» Toplam Konular: 408
» Toplam Yorumlar: 1,387

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 10 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 10 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Asla vazgeçme never give ...
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: rafamek
10/10/2018, 17:47
» Yorumlar: 0
» Okunma: 99
KEEP iT COSTAL VE AiR FLO...
Forum: Kekeme Youtuberler
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
09/10/2018, 19:15
» Yorumlar: 0
» Okunma: 79
Kekemelikten daha kötü bi...
Forum: Kekeme Youtuberler
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
09/10/2018, 19:14
» Yorumlar: 0
» Okunma: 47
Kekeme ile dalga geçmenin...
Forum: Kekeme Youtuberler
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
09/10/2018, 19:11
» Yorumlar: 0
» Okunma: 32
Kekemelikte Sosyal Deney
Forum: Kekeme Youtuberler
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
09/10/2018, 19:09
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31
2018 Almanya Kekemelik Ko...
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: Ercan E
08/10/2018, 20:23
» Yorumlar: 0
» Okunma: 143
Kekemelik ile listedeki h...
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: Misafir34
02/10/2018, 21:16
» Yorumlar: 0
» Okunma: 120
Kekemelikle Barışmanın İl...
Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler
Son Yorum: PetraS
02/10/2018, 17:21
» Yorumlar: 0
» Okunma: 152
16 Eylül 2018 tarihli can...
Forum: Kekemelikle ilgili hangoutlar
Son Yorum: PetraS
13/09/2018, 16:24
» Yorumlar: 0
» Okunma: 1,916
Çiçero, dizilere bile kon...
Forum: Kekeme Youtuberler
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
08/09/2018, 16:14
» Yorumlar: 0
» Okunma: 647

 
  Bilinçli kekelemek daha da olumsuz etki yarattı !
Yazar: gokhansozumcetin - 12/08/2016, 16:27 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (3)

Merhabalar,
yaşım 31 ve kekemeyim.. çoğu insan gibi bir çok defa değişik teknikler denedim. kısa vadelerde başarı sağlasam da birden bire elimde olmadan gerisin geri düştüm her seferinde... Tıpkı ipe tutunmaktan yorulunca birden aşağı düşmek gibi..
Ancak en başarısız olduğum ve beni en kötü hissetmeme sebep olan şey de bilinçli kekelemem.. Ben kekelediğimi duyduğumda daha çok moralim bozuluyor ve kekeliyorum.. Kekelemezsem kendime olan güvenim artıyor , bunun olumlu yansıması oluyor bende.. Ama kekelersem de hep hep hep kekeliyorum..

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik terapisinde başarısızlık...
Yazar: PetraS - 10/08/2016, 16:06 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Merhaba arkadaşlar,
Biliyorum, çoğunuz değişik değişik merkezlerde kekemelik terapisi ya da 'eğitimi' görmüşsünüz ve kısa süreli bir başarıdan sonra tekrar kekelemeye başlamışsınız. Bunun nedenlerini size Kekemelikte aşınma etkisi başlığı altında izah etmiştim.

Ama bütün bu iddiaların sadece bana ait olmadığını, tersine bilgilerimin bilimsel çalışmalara dayandığını daha iyi anlamanız için size bugün çok güzel bir yazı sunmak isterim.
Kekemelik terapisinden sonra yeniden kekelemeye başladığınızda elbette ki siz de kendinize 'ben ne yanlış yaptım?' gibi sorular sormuşsunuzdur. Terapist 'şu veya bu kadar uzun süre çalışırsan başarılı olursun dedi de ben yeterince çalışmadım' diye aklınızdan geçmiştir muhakkak.

Bu yılın başlarında Almanya Kekemelik ve Özyardım Federasyonu'nun yayınevinde (Demosthenes Yayınları) 'Kein Berg ohne Täler' (Vadisiz Dağ Olmaz) isimli çok güzel bir kitap yayınlandı. Kitapta, kekemelik tedavisinden sonra kekemeliğin yeniden nüks etmesi durumunda ne yapılmalı, kim suçlu ve benzeri sorular ele alınıyor.

Kitabı yazanlar, çoğu bizzat kekeme olan kekemelik terapistleri ve araştırmacılardır ve hepsi kendi deneyimlerini ve bilimsel araştırma sonuçlarını açık bir şekilde ve anlaşılır bir dille ortaya koyuyor.

Kitapta yayınlanan makaleleri size yarar mı sorusu ışığında değerlendirdim ve bazıları tamamen Almanya'nın şartlarıyla bağlantılı olduğundan bir eleme yaptım.
Bunun sonucunda kitabın en güzel makalesini size çevirmeyi uygun buldum. Kitabın yazarı kekeme olmayan ama kekemelik terapisi konusunda Almanya'nın önde gelen terapist ve araştırmacılarından Robert Richter'dir. Kendisi telif ve çeviri haklarını bana verdiğinde kendisini şu şekilde tanıtmamı istedi:

Yazarla ilgili bilgiler:

Alıntı:Robert Richter, Dil ve Konuşma Terapi Uzmanı ve sertifikalı Kekemelik Terapisti olup Almanya'nın Leizig kentinde yıllardan beri kekemelik terapisi alanında faaliyet göstermektedir. Andreas Starke ile birlikte VIERMALFÜNF (4x5) isimli yoğunlaştırılmış aralıklı kekemelik tedavisini gençlere ve yetişkinlere uygulamaktadır. Aynı zamanda uzun yıllardan beri Leipzig'de terapist eğitiminde 'akıcılık bozuklukları' alanında doçentlik yapmakta ve psiko-travmatoloji alanında danışman eğitimcisidir.

Sayın Richter'in makalesi size kekemelik tedavisinde sıkça yapılan hataları ama aynı zamanda da bir kekemelik terapisinin başarılı olması için neyi göz önünde bulundurulması gerektiğini açıklamaktadır. Bu vesileyle almış olduğunuz kekemelik eğitimleri de gözden geçirerek bundan sonraki girişimlerde neye dikkat etmeniz gerektiğini öğrenmiş olursunuz. Size iyi okumalar!
(Türkçe konusunda olası hatalardan dolayı şimdiden özür diler, düzeltme önerilerinizi beklerim. Kırımızı harflerle yazılan cümleleri özellikle önemli bulduğumdan dolayı ben işaretledim!)

Kekemelik Terapisi Başarısız Sonuçlanırsa Kim Suçlu?

Kekemeliğin Suçluluk Duygusundan Arındırılması İçin Bir Mütalaa

Robert Richter
(Kein Berg ohne Täler, s. 74-87)
‘Yavaş konuş, daha ez kekelersin, biraz çabalayacaksın’ derlerdi bana.
Ve ben de gerçekten çabalardım. Bazen oluyor ama bazen de olmuyordu. Tabii ki suç bende!


Giriş

Bir insan kekemelik terapisi yapmaya karar vermişse bu yolu seçerek konuşmasında ve belki de bunun ötesinde yaşamında da bazı şeyler değiştirmeye karar vermiş bulunmaktadır. Yaşamı boyunca birden fazla kekemelik terapisi yapmış bir insan böylesi değişikliklerin mümkün olduğu ancak elde edilen yeni davranışların günlük yaşamda tekrar kaybolabileceği deneyimini de yaşamış durumdadır. Terapide ortaya çıkan başarılar ilgili tüm insanlar için harika bir şeydir ve özellikle kekemelik terapilerinde sıkça rastlanılan bir olgudur. Ancak başarısızlıklar da özellikle terapinin üzerinden bir süre zaman geçmiş ise sıkça izlenmektedir. Genel olarak da terapistler, ‘suçlu kimdir?’ sorusunu cevaplamaktan kaçınmaktadırlar. Ve danışanın kendini suçlu hissetmesi ender görülmemektedir. Bu suçluluk duygusundan kaynaklı üzüntü ve sosyal ortamlardan kaçma gibi davranışlar artar ve boşa çıkan bir terapi sonrası hayat muhtemelen önceki durumdan daha da kötü algılanır. Yeniden başka bir yola başvurarak terapi girişiminde bulunmak en kötü durumlarda anlamsız görülür.
Ama suçluluk ve bunun en yakın akrabası olan utanç duygusu neyin nesidir? Terapide belirlenen hedefler, terapi ilkeleri ve suç sorusu ne şekilde birbirleriyle ilişkilidir? Artı: Boşa çıkan bir terapiden sonra başı kuma sokmaktan daha anlamlı ne olabilir?

Kekemelikte suçluluk ve utanç

Suçluluk ve utanç duyguları, nefsini negatif değerlendirme bağlamında ortaya çıkan duygulardır. (Hirsch, 2007)
Suçluluk duygusunu ele aldığımızda bunun iki yönü vardır. Birincisi gerçek ve somut bir eyleme, bir davranışa bağlı olan suçluluk duygusudur. ‘Ben kendim suçluyum’ deyince genel anlamda bir şeyi yanlış yapmış olmayı kasteder. Bundan kaynaklanan suçluluk duyguları gerçek bir olaya bağlıdır çünkü yapılmış veya yapılmamış somut bir eylemle ilgilidir.
Diğer yandansa suçluluk duygusu, olası bir eyleme veya bunun yapılmamasına bağlandığı zaman gerçek dışı da olabilir. ‘Belki daha fazla çaba sarf etmem gerekirdi o zaman filan kişi benden hayal kırıklığına uğramazdı.’ Gerçek dışı suçluluk duyguları bir sorunun nasıl çözüleceğini bilmeden bunu çözme çabasından kaynaklanır.

Utanç duygusu ise diğer insanların algısına bağlıdır. Belli bir biçimde olmak, yani ‘ben böyleyim’ veya ‘ben böyle idim’ hususuna bağlıdır (Hirsch 2007). Bir insanın neye utandığı yaşamda edindiği deneyimlere ve kültürel olarak nasıl şartlandırılmış olmasına bağlıdır. ‘Sen bana neden utandığını söyle, ben de sana hangi kültürde yaşadığını söyleyeyim’ (Marks, 2007).

Suçluluk ve utanç duyguları dışarıdan alınan ve içselleştirilmiş olan değer yargıları bağlamında oluşur ki buna ben ötesi veya vicdan da denir. Çocuk eğitimi bağlamında anne-baba, öğretmen ve çocuğun ilişkide bulunduğu diğer önemli şahıslar tarafından öğretilen değer yargıları gelişme süresince içselleştirilir ve bugün yaşanan olayların değerlendirilmesi için gerekli olan projeksiyon alanını oluşturur. Kekemeliği bağlamında utanç duygusu gelişmiş bir insan kekemeliğinden dolayı utandırılmıştır demek.

Suçluluk ve utanç duyguları sosyal ilişkilerde düzenleyici bir işleve sahiptir. ’Yapma bunu, ayıptır!’ gibi bir ifade, utanç duygusunun gücünün hedefli bir biçimde veya dü-şüncesizlik sonucu bir rastlantı gibi davranışlarımızı etkilediğinin kısa formülüdür.

Hirsch (2014) suçluluk duygusunun değişik biçimlerinden bahseder. Kekemelik bağlamında bence temel suçluluk duygusuna bir paralellik önemlidir. Temel suçluluk duygusu ‘böyleyim’ (bir şekilde olmak) bağlamındaki suçluluk duygusunu ifade eder. Birçok vakada izlediğimiz gibi anne-baba kekemeliğin yeni gelişmesine bağlı olarak bilmeyerek veya açıkça utanç veya reddedici bir tutum sergilerlerse ilgili çocuğun kendini her türlü başarısızlıktan sorumlu tutmaya hazır olmasını teşvik eder. Kekemelik birçok ailede tabulaştırılır. Kekeleyen çocukların anne-babaları terapilerde sıkça, çocukları sosyal bir ortamda üçüncü şahısların huzurunda kekeledikleri zaman utandıklarını anlatırlar. Çocuğa gizli olarak ‘sen olduğun gibi olmamalısın’ mesajı iletilir. Çocukta zaman içerisinde kekemelikle anne-babasının utanç duyguları bütünleşir. Bu da içsel bir strese yol açar, ancak çocuk tabulaştırma nedeniyle bu konuda yalnız bırakılır. Aynı durum, anne-babalar çocuğun kekelemesini alışılagelen nasihatlerle yorumlamaları halinde olur, örneğin ‘yavaş konuş’, ‘konuşmadan önce nefes al’ veya ‘önce düşün sonra konuş’ gibi. Burada örtülü olarak verilen ortak mesaj: ‘Sen bu kekemeliğinle istediğim gibi değilsin’.
İnsanlar ağır bir kekemelik ile çok bunaltıcı yaşam koşulları altında yaşarlarsa, yani eğer aile içerisinde veya okulda, meslek eğitiminde veya iş yerinde kekemelikleri açık bir şekilde negatif karşılanırsa hatta kendileriyle alay edilirse suçluluk duygusunun ikinci bir kategorisine atıfta bulunmakta yarar görüyorum o da travmatik suçluluk duygusudur.

Saldıranlar karşısında sürekli yaşanan çaresizlik dolayısıyla suçsuz olan mağdur tüm suçu üzerine alır çünkü faillere yaşamsal bir gereksinim olarak muhtaçtır. Özellikle çocuklar, kekemeliğin sert bir şekilde reddedilmesi ve anne-babalarının, ilişkide olduğu diğer insanların veya diğer çocukların açık veya örtülü cezalandırmaları karşısında kendini savunamazlar çünkü bu konuda hiç kimseden destek bekleyemez-ler ve söz konusu insanlara yaşamsal bir gereksinim olarak bağımlıdırlar. Genetik konseptimizde başkalarıyla ilişki içinde olmaya büyük bir özlem vardır. Sosyal ilişkilerden mahrum kalmak beynimizde ağrı hissetmek gibi aynı alanları aktive eder (Hüther 2009)
Okul sınıfında ve iş yerinde de sosyal ilişkilere katılmak, dışlanmamak arzusu öfke ve kendini savunma yerine suçluluk ve utanç duygularına neden olabilir. Kekemeliğin reddedilmesi ve tabulaştırılması deneyimini küçük yaşta yaşayan çocuklar muhtemelen alay edilmeye (mobbing’e) daha elverişlidir çünkü kendini savunmayı öğrenmemiş oldukları gibi kendi kekemeliklerinden suçlu olduklarını derinden içselleştirmiş durumdalar.

Kekemelik ve suçluluk bağlantısı utanç duygusu perspektifinden de izlenebilir. Marks (2007) uyum sağlama utancı kavramını kullanır. Her kültür karşılıklı ilişkileri düzenleyen kurallar tanır. Bu kuralların çiğnenmesi halinde mahçupluk duygusu, rezil olma veya gülünç duruma düşme korkusu, hatta fobiler bile tetiklenebilir. İçselleştirilmiş olan akıcı ve herhangi bir çaba sarf etmeden konuşma ve iletişimde bulunma normuna uyum sağlayamamak ve bu gerçeği diğer insanların değerlendirmelerinden algılamak utanç duygusunu tetikler.
Anne-babaların yoğun utanç duyguları sergilemeleri ve yaşam kurallarını çok dar bir çerçevede belirlemeleri halinde kekemeliğe bağlı utanç duyguları çok küçük yaşta sabitlenebilir. Kekeleyen çocuklar, anne ve babalarının yaşadıkları ağır utanç duygularını kendi – belki de – hafif denebilecek kekemeliklerine bağlayarak bunu zaman içerisinde ağır bir kusur olarak algılamaya başlarlar.

Terapide tetikleyici güçler olarak suçluluk ve utanç duyguları

Terapi kararı ve beklenen hedefler

Kekemeliğe bağlı içselleştirilmiş suçluluk ve utanç duyguları ve buna bağlı olan korkular ve düşünceler kekemelik terapisinde temel çalışma alanını açar. Bunların danışanda var oluşu ve derecesine göre terapi yöntemi seçilir ve hedefler belirlenir. Kekemelik dolayısıyla duygusal olarak ağır stres yaşayan insanların, evrensel bir konuşma tekniğinin öğretilmesi sonucunda büyük ölçüde akıcı konuşmayı hedefleyen terapi yöntemlerini seçmeleri sıkça rastlanılan bir olgudur. ‘Kekemelik yok olsun!’ arzusu bunun kısa ve öz formülüdür. Maalesef Almanya’da kekemelikle ilgili %100 çözüm varmış gibi bir izlenim yaratan, hatta bunu vadeden terapi modelleri hala mevcuttur. Öyleyse terapist ile danışan arasındaki terapi hedefi kekelemeden konuşmak olarak belirlenir.

Böylesi bir hedefi sorgulamadan destekleyen terapistler, daha önce ağır suçluluk ve utanç duygularını yaratanların rolünü devralma veya bunların görevini üstlenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Örtülü olan mesaj yine her zamanki gibi aynıdır: ‘Ben sana belli bir teknik ile akıcı konuşmayı gösteririm. O zaman sen de doğru olursun.’ Böylesi terapi modellerinin ilk etapta danışanlara bayağı cazip gelmesi gayet iyi anlaşılır. Kekemelik, bilimin bugünkü araştırma sonuçlarına göre yetişkinlerde de büyük ölçüde değiştirilebilir ancak kesinlikle ‘geçmez’. Ciddi olan terapistler hastalarının dile getirilmeyen arzularını bilirler ve onlarla birlikte gerçekçi terapi hedeflerini belirlerler.

Eğer gizli olan suçluluk duygusu belirgin bir şekilde terapi kararını etkileyecek olursa ve bir terapist bu danışanlara kekeleyen kişilerin terapi öncesi kekeleyerek ve terapi sonrası düzgün konuşmalarını gösteren videolarını belli bir terapi yöntemi konusunda karar vermeleri için gösterirse bu davranış bana göre mesleki etiğe/ahlaka aykırıdır. Maalesef bu tür uygulamalar Almanya’da da hala kimi yerde yaygınmış. Bunu yapan terapistler şunun bilincinde olup sorumluluğunu üstlenmelidir: Gösterilen görüntüler nasıl yorumlanırsa yorumlansın, danışanın ve yakınlarının beyinlerine aynı biçimde işler ve ilgili kişiyi, duygusal çaresizliği nedeniyle ilgili terapiye mutlaka katılmaya adeta zorlar. Bu görüntüler birçok vakada ulaşılması mümkün olmayan, hayali bir terapi sonucunu sunar. İlgili birey de bu hedefe ulaşamıyorsa geriye yine suçluluk duygusu kalır: ‘Bana nereye ulaşabileceğimi gösterdikleri halde ben (yine) başarısız kaldım.’ Bu tür durumlarda akıcı konuşan kişilerin videolarını göstermek psikolojik şiddet anlamına gelir.

Terapi sonuçlarında şeffaflık

Terapinin hemen başlangıcında suçluluk ve utanç konularına cevap vermek, aynı zamanda terapi sunanların ilgili konseptleri ile hangi uzun süreli başarıları elde ettiklerini şeffaf bir şekilde ortaya koymaları anlamına da gelir. Baumgartner (2012) ke-kemelik terapilerinin uzun süreli etkilerini araştıran çalışmalarda, terapiyi yarıda bırakanların oranının yansıtılmadığını bence haklı olarak eleştirmektedir. Bazı çalışmalarda, terapiden bir süre sonra yapılan müteakip ölçümlerde asıl katılanların sadece bir kısmının verileri değerlendirilmektedir. Bu durum kolaylıkla araştırmaya dahil olan kişilerin ‘n’ sayısından anlaşılmaktadır. Bu sayı sıkça anılan çalışmalarda birkaç yıl sonra genellikle asıl katılanların ancak dörtte veya beşte birini gösterir (örneğin bakınız: Tilling, 2014). Başka bir deyişle uzun süreli etkiler toplam katılanların ancak ufak bir kısmı için kanıtlanabilir. Terapistler bunu şeffaf bir şekilde açıklamalıdır, aksi halde terapinin başarısız sonuçlanması durumunda ortaya çıkabilecek gerçek dışı bir suçluluk duygusundan kendi davranışları nedeniyle suçlu olurlar.

Çalış çalış çalış!

Bireysel çalışan konuşma terapistlerinin sundukları kekemelik terapilerinin çoğu, konuşmada değişiklik yapmayı tüm faaliyetlerinin merkezine alır. Kekemelerin normal konuşma tarzlarından farklı konuştukları takdirde bundan yararlanabildikleri uzun süreden beri bilinen bir etkidir. Sahnede konuşma veya başka bir şive, bir ağızla konuşma etkisi bilinmektedir. Belirgin bir şekilde yavaş konuşmak, nefes alımına odaklanarak konuşmak veya yumuşak bir şekilde seslere (harflere) girmek de kekemelerin çoğunda konuşmayı anında kısa bir süre için akıcılaştırır.

Danışanda var olan suçluluk ve utanç duyguları ilk önce bütün bunları öğrenmesi için büyük bir heves yaratır. Güvenceli terapi atmosferinde bunun uygulanmasını da çoğu zaman başarırlar. Ancak ilgililer günlük yaşamlarında aynısını başaramazlarsa terapistler de genelde ‘devam et’ veya ‘daha fazla çalış’ diye ısrar ederler. Ve iç sesleri haline gelmiş olan ‘doğru dürüst çabalayıp çalışırsan başarılı olursun’ mesajı ilgili kişiyi yıllarca her gün çalışma yapmaya teşvik eder – ama başarı yok. Maalesef kekeme bireyde bunun sonucunda usanma, hatta ağır depresyonların gelişmesi az rastlanan bir şey değildir.

Konuşma tekniklerinin neden etkin işleyemediği ‘Non response’ adlı ve Mül-ler/Prüss’e ait çalışmada (s. 97) ele alınır.

Kekemelik terapisinde konuşma ve modifikasyon teknikleri etkin bir destek olabilir. Ancak korku, utanç ve suçluluk duyguları azaltılarak (sıfırlanarak), kekemeliğe karşı yeni bir tutum geliştirilmediği müddetçe bunlar genellikle etkin olmaz. (Öz konseptin değiştirilmesinin genellikle uzun vadeli bir süreç olduğu, Kellner’in çalışmasından (s. 34) da anlaşılır.)

Kekemelik terapilerinde her şeye rağmen anlamlı olabilecek daha akıcı konuşma hedefi sadece danışanın çabalarına ve egzersizlerini düzenli olarak uygulamasına bağlı değildir. Bana göre terapistin uyguladığı tedaviyi hastanın bireysel durumuna tam anlamıyla uyarlaması, onun bireysel durumunu tüm incelikleriyle incelemesi ve yaşam gerçeğine uygun bir biçimde, büyük birikimleri ışığında müdahalelerini seçme yeteneği çok daha belirleyicidir. ‘Terapi programını hastanın bireysel yaşam koşullarına ve kişilik yapısına uygun biçimlendirmeyen bir terapist kötü bir kekemelik terapistidir’ (Wendlandt ,1984). Bu anlamda teknik eğer işlemiyorsa hasta bundan sorumlu tutulamaz. Kuşkusuz sadece öğretilen teknikler hastanın günlük yaşamında da etkili oluyorsa terapinin başarılı olduğu değerlendirmesi yapılabilir. (Prüss/Richard, 2014).

Suçtan arındırılmak

Siz terapiyi yaparken terapistin sizin durumunuzla samimi bir şekilde ilgilendiğini hissettiniz mi? Terapi diye adlandırılan bu süreç içerisinde her türlü değişikliğin temelini, terapist ile danışan arasındaki karşılıklı saygı ve gerçek ilgi gerektiren, değer veren ilişki oluşturur. Terapiye geriye baktığınızda ayrıca şunu sorabilirsiniz: Terapist beni gerçekten olduğum gibi kabul edip destekledi mi? Kekemelik tüm kapsamıyla kabul görüyor muydu, serbest miydi? Yoksa terapist size, konuşmanızı tamamen akıcılaştırma azmini hissettirdi mi?

Terapide kekemeliğin daha derin duygusal boyutları da ele alındı mı? Terapist duygulara yaklaşımında gerekli öz deneyimlere sahip miydi? Terapide yaşam tarzınız, umutlarınız ve sizi içten yönlendiren ifadeler de gözetilerek terapiye dahil edildi mi? Ve sonunda: Terapist sizde değişikliğe giden yol için coşku yaratabildi mi? Ve değişiklik sadece konuşmanın değiştirilmesi anlamına gelmez bilakis iletişimin, düşüncenin de değişikliğe uğraması hatta yetenekleriniz ve gelecekteki olanaklarınız ve kişilik paylarınızın çeşitlilikleri de söz konusudur.
Koreograf Royston Maldoom, Berlin’deki bir orta okulda ‘Le sacre du printemps’ bağlamında çalışma yaparken öğrencilerine ‘Burada sadece dansla uğraştığımızı sanmayın!’ uyarısında bulunuyor (Grube, Sanchez, 2004). Kekemelik terapisi için güzel bir benzetme bence.

Konuşmayı akıcılaştırmanın hedef olarak ön planda olması yaratıcı değildir. Suçtan arındırılmanın anlamı, kekelemenin serbest olması ve insanın kekemeliği ile birlikte olduğu gibi kabul edilmesidir.

Kekeleyen insanların bireysel suç konuları çok çeşitlidir. ‘Ben, anne-babamın doğumum nedeniyle ayrılamamasından kendimi suçlu hissediyorum.’ Ya da: ‘Anne-babamın ayrılmasından ben suçluyum.’ ‘Ben kekelediğimden dolayı annem çok büyük acılar çekti.’ Bunlar tipik ifadelerdir. Suçlu olmadığını algılamaya, kavramaya giden yol çoğu kez ağırdır. ‘Ya ben suçlu değilsem, kim suçludur?’

Bir kekemelik terapisinde suçluluk ve utanç duyguları hemen başlangıçta konu haline getirilmelidir. Terapideki ilişki atmosferi, kekelemeyi meşrulaştıran, suçtan arındırılmış yeni bir deneyim sunmalıdır.

Gördüğünüz terapide cezalandırma yöntem olarak var mıydı? Terapistin direktiflerine göre ‘çalışma/egzersiz’ yapılmadığı zaman maddi olarak veya terapiste karşı olan ilişkide herhangi bir mağduriyet/yaptırım söz konusu muydu? Kekemeliğe yaklaşımda/tutumda değişikliği başarılı bir biçimde sağlamanın temelini değişim sürecine karşı olan merak oluşturur. Cezalandırmayı yöntem olarak uygulamak, kişiyi terbiye etmek anlamına gelir ki bu da kendisinin işlevsel olmasına ve sadece uyum sağlamasına yol açar. Ancak işlevsel olmak ve uyum sağlamak kekemelik probleminin temel bileşenleridir. Böyle hareket eden terapistler kendilerini sorgulamadan danışanın kendini suçlu hissetmek ve uyum sağlamak eğiliminden yararlanır ve böylelikle kendileri suçlu duruma düşer.

Stres yaşama meselesi

Kekemelik dolayısıyla tetiklenen stres çoğu kekemenin yaşamında önemli bir rol oy-namaktadır. Kekelemek gerek konuşan kişide, gerekse dinleyen kişilerde çoğu zaman strese yol açar. Suçluluk, utanç ve de kekemelik sonucu yaşanan kontrol kaybı bağlamındaki çaresizlik gibi duyguların bunda katkısı vardır. Van Riper, kekemelik sonucu yaşanan kontrol kaybı anındaki şiddetli strese ‘la petite mort’ (tercümesi: küçük ölüm, Van Riper 1982) demişti. Kekeleme dolayısıyla yaşanan bireysel stresin azaltılması kekemelik terapisinde merkezi bir konu oluşturur.

Benim izlenimime göre ağır bir kekemelik, post travmatik stres bozukluğunun tüm kriterlerini kapsayan bir durumun yaşanmasına yol açar. Ancak kekeleyen insanlar, geride kalan travmatik deneyimlere karşın her gün yeniden acılı deneyimler edinmektedir ki bunlar şu anki kekeleme, geçmişteki kekeleme bağlamındaki tecrübeler ve gelecekteki kekelemeye olan perspektifin bir kombinasyonunu oluşturur (Starkweather, Givens, 2003).

Eğer yaşanan bir olay aşılamaz veya çözülemez olarak algılanırsa bu olay stres yaratır. Kekemelik her gün iletişim bağlamında aşılamayan, çözülemeyen birçok duruma sebep olur ve bu durumlarda çok çeşitli streslerin toplu olarak yaşanmasına neden olabilir, bunlar ise yine özgün stres reaksiyonları tetikleyebilir. Stres reaksiyonlarının biçimi ve boyutu bireysel stres değerlendirme sistemine bağlı olduğu için çok değişik olabilir. (Richter, 2014)

Bir iletişim durumu aşılamaz (hakim olunamaz) olarak değerlendirilirse bedene ait stres sistemi aktive edilir. Belli bir stres düzeyi aşılırsa beyindeki yüksek bilişsel bağlantıları olan merkezler gittikçe bloke edilir ve organizma stres durumunu basit ve bir anlamda alışagelmiş yöntemlerle yani mücadele vererek veya kaçarak (omurilik soğanı düzeyinde) aşmaya kalkışır. Sonuçta değişik kişilerde çok çeşitli kekemelik reaksiyonları ortaya çıkar. Bunlar çoğu kez kekelemekten kurtulmak için yol yöntem arama bağlamında istenmeyerek yaşanan, uzun yıllık öğrenme süreçlerinin sonuçlarıdır.

Kekemeliğin çekirdek semptomları ile kekemelik reaksiyonlarının birbirleriyle tamamen kaynaşması fizyolojik olarak açıklanabilir: mücadele (çaba) ile kaçış (hızlandırma) başarı gösterirse bedende belli ulaklar (örneğin endorfin) açığa çıkarak ilgili sinaptik bağlantıların sabitlenmesini sağlar. Bu tür reaksiyonlar defalarca tekrarlanırsa anılan bağlantılar da gitgide güçlenir. Böylece bir an önce kekelemekten kurtulma çabasından başka bir şey olmayan çeşit çeşit kekemelik reaksiyonları meydana gelir.

Ancak bazen çaba ve hızlandırma kekemelik blokunun aşılmasına yol açmıyor. O zaman organizmadaki stres zinciri, bedene ait morfinlerin de dökülmesine kadar arttırılır. Bunlar ise hipokamp ile ön lobu geçici olarak felç eder ve bunun sonucunda freeze ya da donma denilen bir durum yaşanır. Bu durumda anlamlı ve hedefli hareket etmek mümkün olamamaktadır. Ancak bu aynı zamanda öğrenilmiş olan konuşma ve modifikasyon tekniklerinin etkin olamadığı anlamına da gelir.

Özellikle kekemelik bağlamında bir nokta daha eklenmelidir: Kontrol edilemeyen stres dolu deneyimlerin mükerreren yaşanması halinde bu durum, ilgili uyarılara karşı olan duyarlılığın da sürekli olarak yükselmesine neden olur (Bauer, 2009). Beyinde kalıcı bir sinaptik süper bağlantı oluşur ve bunun sonucunda oluşan yüksek duyarlılık nedeniyle bundan sonra uyarıların gitgide daha düşük olması durumunda bile alarm tetiklenir. Bu durum bazen bulunulan ortamda hiçbir tehlike görülmemiş ise bile yaşanır (Richter, 2014).

Öğrenilen yöntemlerin günlük yaşamda etkin olmasına yol açan, bir anlamda bedenimize ait stres düzenleme sistemidir. Konuşurken kekemeliğe bağlı olan stres düzeyi çok yüksek olduğu müddetçe ne çalışma / egzersiz yapma sonuç verir, ne de suçu kendinde aramak doğru olur.

Kekemeliğin nüksetmesi ile ilgili olarak şöyle bir gerçek vardır: Kekemelik terapisi süresince kekelemeye bağlı stresin de azaltılması konusunda belirgin bir çaba sarf edilmemişse tamamen otomatikleşmiş bulunan kekemelik reaksiyon kalıplarına geri düşme olasılığı da devam etmektedir. Bu durum özellikle danışanda yüksek stres fenomeni izlenmesi halinde geçerlidir.

Akıcılık gizemi

Terapi esnasında çoğu danışan, kekemeliğin sıklığı ve yoğunluğunun tedavi bağlamında azaldığını fark eder. Gerek bireysel gerekse grup terapilerinde bu etkinin daha herhangi bir konuşma veya modifikasyon tekniği öğretilerek kullanılmadan önce bile terapinin erken bir aşamasında sıkça görüldüğünü izlemekteyim. Zaman zaman ‘lucky fluency’ (mutlu akıcılık) diye adlandırılan bu olgu benim izlenimime göre bir tesadüf değildir, bilakis bunun nedeni belirlenebilen belli bazı parametrelerin değişmesine dayandırılabilir. Terapi süresince eklenen birçok faktörün yanı sıra erken aşamada (terapi öncesi görüşme aşamasında bile) karşılıklı güvenin sağlandığı ve kekemeliğin kabul gördüğü ortam önemli bir rol oynar. Görüşmede sunulan tarz (çoğu kez bilinçsiz de olsa) sonucu ‘kekelemek meşru’ anlayışı doğar ve bu da utanç ve suçluluk duygularının oluşturduğu baskının azalmasına yol açar.

Terapinin ileriki aşamalarında da kekemelik olgusu gittikçe izleme konusu haline geldiğinden nesneleştirilir, maddeleştirilir. Öğretilen teknikler bağlamında artikülasyon hareketlerinin yüksek derecede bilince çıkartılması ve kekemeliğin değiştirilebilir bir olgu olduğu konusunda edinilen deneyimler ve ayrıca iletişim davranışları konusundaki yeni tecrübeler, ‘konuşmamı kendim belirleyebilirim’ anlayışının oluşmasına katkı sunar.

Terapi ortamında edinilen deneyimlerin dışında kekemelik geri dönerse, konuşmadaki güven hissi yeniden kaybolursa, konuşma ve modifikasyon tekniklerinin kullanımı artık başarı göstermezse buna nüks olayı denir. Bana göre birçok durumda nüks kavramının yerinde olup olmadığı sorgulanmalıdır. Daha çok bir durum değişiminden söz etmek gerekmiyor mu?

Bunun çok pratik teorik çerçevesini bana göre ego-state-terapisi konsepti oluşturur. Ego-states (benlik durumu), daha önce edinilen tecrübelere dayanan psiko-fiziksel düzeltme durumlarıdır. Muhtemelen mükerreren yaşanan olaylara uyum sağlanmasına hizmet ederler. Bir bireyin yaşadığı durumlar düşünce, duygu, eylem ve motivasyon bağlamında çok büyük farklılıklar gösterebilir. Durum değişiklikleri yepyeni bir duygu, eylem veya düşünce tarzı beraberinde getirebilir. Farklılık ne kadar ağır, değişim ne kadar ansız ve diğer durumların varlığı ne kadar bilinçsiz ise olası tetikleyici, şu ana kadarki stres dolu deneyim de o kadar ağırdır (Vogt, 2007).

Nüks olayını anlamak, insanın kendi iç dünyasındaki düşünce şablonlarını ve bunların nasıl davranışlara yansıdığını sorgulamayı öğrenmek demektir. Bu bana göre nüks olayı çerçevesinde yaşanan ‘ben kendim suçluyum’ duygusu açısından da önem taşımaktadır. Bu konuda da şöyle bir şey geçerlidir: Sırf öğrenilen tekniklerin düzenli ve fazlasıyla uygulanması kalıcı bir çözümün elde edilmesine yol açmaz!

Direniş neden terapide en olağan şeydir

Şu ana kadar söylenenler, bireyi ‘ben böyleyim’ anlayışı bağlamındaki suçluluk duygusundan uzaklaştırmayı hedeflemişti.
Ancak hiçbir terapi, danışanın katkısı, onun değişikliğe olan merakı ve terapide mutabakat sağlanan görevlerin uygulanmasında yeterli bir devamlılık sergilemesi olmaksızın işlemez. En azından yetişkin olan bir danışan bu konuda önemli ölçüde sorumluluk sahibi olmalıdır.

Terapi hastayı şikayetlerinden kurtaran bir sihirbazlık değildir. Ancak kendisine, ‘ben nasıl böyle oldum’ olgusunu özgeçmişinden dolayı anlamasına fırsat verebilir. (Maaz, 2014). Bu süreç terapi esnasındaki ilişkide ortaya çıkan sürtüşmeler veya danışanın direnmesi olmadan mümkün olmamakta, hatta olamamaktadır. Değişikliğe giden doğru bir yolu izlemek çoğu kez kahramanlık yapmak anlamına gelir (Starke, 2010). Danışanların karşısına çıkan engellerden kaçmaya çalışmaları gayet doğal bir şey. Terapinin gidişatı tıkanırsa bu (terapistin veya danışanın) suçlu olup olmaması sorunundan ziyade bir zamanlama (doğru zamanı yakalamış olma), varılan bilgi düzeyi ve seçilen yol sorunudur.

Terapistin profesyonel narsisizmi, terapide vuku bulunan problemlerin sadece danışana yüklenmesine, terapistin olası yanlış değerlendirmelerin de olabileceği sorununun göz ardı edilmesine yol açabilir (Redemann, 2013). Terapide eğer güç kötüye kullanılırsa, narsisizm ve saldırmalar çoğalırsa bu durum diğer tarafta suçluluk ve özsaygı sorunlarının ortaya çıkmasına yol açar (aynı yer).

Bence terapide HAYIR demek, protesto etmek ve tartışmak mümkün olmalıdır.

Nitekim terapistlerin, danışanın öfkesini genel olarak önceki başarısız terapiye yönlendirmeleri de bana göre pek bir yarar getirmez. Bu konuda daha çok açığa kavuşturulması gereken: Sizin terapinin akışındaki katkınız neydi? Sizin kör noktalarınız hangileriydi. Siz neden özellikle bu terapi yöntemini seçtiniz?

Durum değerlendirmesi – Sonuç

Terapi demek önceki durum ile bundan sonraki durum arasındaki çıkış noktası demektir. Terapide başarısız kalmak da caiz olmalıdır. Aksi bir durum insanlığa yakışmaz. Her bireyin terapide kendini sorgulayarak katıldığı öğrenme süreci sırasında attığı adımlar farklı bir ölçüdedir, herkesin kekemelikle olan tecrübeleri değişiktir, her bireyde değişimin gerçekleşeceği ön koşullar ayrıdır. Terapinin uygulanmasında belirli bir kılavuza göre gidilmişse bile bunun şu veya bu birey için doğru yol olduğu anlamına gelmez.

Olası bir nüks olayı veya başarısız bir terapi süreci sorgulanmalı ve bundan sonraki adım için bir çıkış noktası haline getirilmelidir. Bu da başka bir konseptle çalışan veya farklı bir terapist ilişkisi sunan yeni bir kekemelik terapisi, bir öz yardım grubuna katılmak, başka bireylerle bilgi alışverişinde bulunmak veya psikolojik bir terapi olabilir. Kekemelik değiştirilmeye elverişlidir!

Kekemelik sorununun kısır döngüsü, birçok farklı ve çoğu kez negatif deneyimlerin sonucudur. Nüks olayının beraberinde getirdiği çaresizlik, perişanlık hissi dolayısıyla basit çözümlerin arandığı gayet anlaşılır bir şey ve bu bağlamda çoğu kez: ‘Suç bende’, ‘ben bunu hayatta başaramayacağım’ denir. Küçük yaştan beri alışılagelen ve zaman geçtikçe sanki sürekli onaylanan ‘suç bende’ algısı temel tutum haline gelir ve başka kekeleyen insanlar veya terapistlerle yeni, olumlu ilişkilerin kurulmasını engeller. İçselleştirilmiş yönlendirici söylemler, sloganlar ve daha önce ilişkide bulunulan insanlar tarafından bilinçsiz olarak verilen görevler, basit çözüm vaatlerine kanma olasılığının zeminini oluşturabilir. Bütün bunlar ilgili kişinin kendi suçu değildir, ancak kendine yüklemiş olduğu mağduriyet konumunda kalmakta ısrar ederse belli bir sorumluluk payı ona da düşer.

Başarılı bir terapi hem makul olmayan suçluluk duygusunu ele almalı hem de gerçek sorumluluktan kaçınmamalıdır. İnsan bunların ikisini birbirinden ayırmayı değişikliğe giden yolda öğrenirse bu büyük bir mutluluk teşkil eder.[/quote]

Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Başka kekemelerin de sesini duymak neden önemlidir...
Yazar: PetraS - 08/08/2016, 15:40 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,
daha önce linklediğim yazıyı İngilizce'den Türkçe'ye çevirmemi istemiştiniz.
Ancak İngilizce asıl çeviri yaptığım bir dil olmadığından olası hata ve eksikliklerden şimdiden sizden özür dilerim.

http://themighty.com/2016/08/finding-oth...-my-voice/

Alıntı:Neden benim gibi konuşan insanların da sesini duymak önemlidir...

Çok uzun bir süre kekemeliğin sesinden nefret ediyordum. Kendimi kekelerken duymaktan da nefret ediyordum. Sesimin huzursuzluk yansıttığını, doğal olmadığını düşünüyordum, sürekli dinleyicilerin benim hakkımda ne gibi kötü şeyler düşünebileceğini tasavvur ediyordum. Sesli mesaj bırakmaktan da nefret ediyordum çünkü hiç kimsenin kekemeliğimden bir ses kaydı olmasını istemiyordum. Ayrıca kendi telesekreterime ses kaydı yapmaktan da nefret ediyordum. Telesekreterdeki mesajımı kekelenen tek bir hece kalmayıncaya kadar, mükemmel oluncaya kadar 20 kere tekrar ve tekrar kaydettiğimi hatırlıyorum.

Başka kekeleyen insanların da sesini duymak istemiyordum çünkü bana kendi kekeleyen sesimi hatırlatıyordu.

Filimlerde de kekeleyen rollerin sesini duymaktan nefret ediyordum. 'My cousin Vinny' (Kuzenim Vinny) filminde kekeleyen avukatın sesini duyduğumda yüzümün kızardığını ve yerlere süründüğümü hatırlıyorum. Bu karakter izleyicileri güldürmek amaçlı yaratılmiş gibime geliyordu ve benim için aşağılayıcı ve morel kırıcıydı. Kendimi karekterle özdeşleştiremiyordum, aynısı 'Primal fear' (İlk korku) ve 'A Fish Called Wanda' (Wanda adında bir balık) filmi için de geçerlidir.

Fakat 2010 yılında 'The King's Speech' (Zoraki Kıral) filmi çıktığında kendimi farklı hissettim. Bundan sonra kapalı dolaptan çıkarak açıkça kekelemeye başladım. Ve kendimi iyi hissettim. Bir filmin baş rölünde gerçekçi bir şekilde kekeleyen ve bunu sırf insanları güldürmek amaçlı yapmayan bir insanı duymaktan bir nevi gurur duyuyordum. Filimde kekeleyen kişi erkek olduğu halde kendimi onunla özdeşleştirebiliyordum.

Benim içimde birşeyler değişti. Kekeleyen sesleri duymaktan zevk aldığım bir noktaya geldim. 2010 yılında 'Kekeleyen kadınlar: bizim hikayelerimiz' (women who stutter: our stories) adında bir podcasta başladım. Bunu yapmamın sebebi, kekeleyen kadınlara hikayelerini paylaşmaları için bir fırsat oluşturmak ve doğal ve açıkça kekeleyen, sesleri onlar gibi olan başka kadınların sesini duymak için idi. Kendime bütün dünyadan kadınlarla röportaj yapmayı hedef belirledim ve bugüne kadar 32 ülkeden kekeme kadınlarla konuştum.

Ben değişik aksanlarla kekeleyen sesleri duymayı severim. Kekeleyen kadınların ahenkli seslerini duymayı severim. Kendi sesimi de podcastta severim - münkün olabileceğini hayatta tasavvur edemediğim bir şey. Bu kadar uzun süre felaket nefret ettiğim bir şeyi nasıl sevebilirim?

Beni podcastlarda dinleyen arkadaşlarımdan bir 'radyo spikeri sesi'm olduğunu duydum. Yani benim kekelediğim halde cazip bir sesim varmış. Onlar dediler ki 'seni kekelemene rağmen dinlemek kolaydır'.

Podcastın birçok dinleyicisinden, kekeleyen kadınlarımızın sesini dinlemekten minnettar olduklarını, başka kekeleyen kadınların var olması onlara kendini daha az yalnız olma hissini verdiğini duydum. Kekemelik, özellikle başka kekeleyen kimseyi tanımadığın zaman insana yalnızlık hissi verebilir. İşte ben de yaklaşık on yıl öncesine kadar böyleydim. Sesi benim kekeleyen sesim gibi olan başka hiç kimseyle karşılaşmamıştım. Dünyada tek kekeleyen, konuşması kırık olan tek kişi benim düşüncesiyle büyüdüm.

Daha yeni Ulusal Kekemelik Kuruluşu (NSA)'nun yıllık konferansından döndüm. Temmuz ayının başında, Atlanta şehrinde yapıldı. Konferansta yaşamın her alanından ve dünyanın her tarafından 800'ün üzerinde kekeleyen insan vardı. Bu etkinlik Uluslararası Kekemelik Kuruluşu (ISA) ile birlikte düzenlenmişti. Gündüz buluştuğumuz çalışma gruplarında ve gece otelin lobisinde ahenk içinde birbiriyle konuşan o kadar çok kekeleyen ses duydum ki adeta bir senfoni orkestrasını andırıyordu. Benim kulaklarımda müzik gibi çınlıyordu.

Sonuçta anladım ki kekemeliğin verdiği sesi severim. Bana beni hatırlatıyor, yalnız olmadığımı ve birlikte seslerimizin güçlü olduğunu gösteriyor.

Pamela Mertz

Yorumlarınızı beklerim.
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Nasıl Kekeme Oldunuz ? (Oktay)
Yazar: okidoki84 - 06/08/2016, 00:17 - Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri - Yorumlar (7)

Çok kısa bende basınızı agrıtmadan benım kekemelıgım hakkında bılgı vereyım...
Ismım Oktay 32 yasındayım bir unv de işletme alanında doktora öğrencisiyim aynı zamanda yuksek lısans tez asamasındayım ( Türkiyede bazı unv.ler yüksek lisans tez asamasında olan öğrencilere doktoradan ders almasına izin verebiliyor bu o okulun iç mevzuatıyla ılgılı )....Evet halı hazırda 2 bucuk senedır kekemelıgım sebebıyle yuksek lısans tezımı veremedım mucadelemı sıze burdan kelımelerle anlatamam hanı derler ya o anı yasamak lazım dıye...Defalarca red aldım defalarca tez jurımın onunde o blokları harfler cıkmayınca yuzumun kızarmalarını harfler cıkmayınca o takılmalarımı abartsız anlatamam sıze suan empatı yaptıgınızı dusunuyorum ...Hele kı o bahtsız bı ınsandım kı cok cetın jurılere maruz kaldım ..bı donem ara verdım bılıomusunuz oglum oktay yapamıosun yeter okuma dedım cok afedersınız felllık fellık ıs aradım kopek gıbı ama her kapıyı caldıgımda sırf konusma bozuklugum oldugu ıcın benı ıse almadılar ...bı gun oturdum camıının avlusuna agladım neden ben dıye benm bu dunyada yasama hakkım yokmu dedım..dunyaya küsmüştüm ..aılemden uzak bı yerdeyım karadenızlıyım bende aılem orda yasıyor ben ıse ıstanbuldayım...hayatımı okumaya egıtıme vermıstım ama artık calısmam gerektı ( laf lafı acıyor konudan konuya atlarsam sımdıden ozur dılerım anlamadıgınız bısı olursa lutfen sorun) son tez savunmamı hazıranda yaptım kabul almadım allahtan red almadım duzeltme verdıler sımdı bu ay sonuna kadar tezımı teslım edıcem biliyorum kı okulda benım kadar tezını uzatan yok benım donemımde herkes tek tek tezlerını verıp mezun oldular...Ögrenım hayatım boyunca hep ıkıncı planda oldum bır konuya hakımsın ve onu derste sunumunu yapamıosun hep kactımm bazen cok dalga gectıler bazen hıc dınlemedıler benı zor gunlerdı ...Bugun mu ? Suan hıc pes etmedım insan kaynakları alanında master yapmıstımbıldıgınız uzere ınsan kaynakları ıletısım yonun agır basmalı konusma ön planda ıdı defalarca ıs basvurusu yaptım ne sanstırkı bu yasıma geldım halen daha iş sahıbı olamadım benm yerımde baskası olsa cok daha kotu seyler yapabılırdı kendımı egıtıme verdım ne olursa olsun oktay dedım akademısyen olacaksın dedım ıkı kelımeyı bı araya getıremeyen hocalar var dedım senın ne eksıın var dedım istanbulda bı cok kurumda kekemelık tedavılerı gordum hıc artısını gormedım acıkcası ..bır dıl konusma terapıstıne sadece 2 defa gıdebıldım cunku bılıosunuz kı bu ulkede dıl konusma terapılerı ınanılmaz fahiş rakamlarda...sonunu getıremedım maddı ımkansızlıklardan..yılmadım gunlerce arastırmalar yaptım ...Basıma gelen bı kotu olayda okul notlarımın ıyı oldugu halde sırf ben kekemeyım dıe benı akademık kadroya almamıslardı gıdıp baska benden daha dusuk puanlarda olan bı cocugu almıslardı o an nasıl hayal kırıklıgına ugradım sıze anlatamam...Aılemde annem ve abım de kekeme benım fakat onlar cok fazla benım kadar takmıyorlar ben almıs oldugum egıtım geregı bellı bı kıtleye seslenecegım ıcın konusmam benm ıcın onemlı ıdı ben kendımı bıldım bılelı kekemeyım anneme gore 3yasından ıtıbaren kekemeymısım ...cok seyler dedıler gıtmıs oldugum kurumlar ıste bı muddet annenle konusma onun konusmaları senı etkılıyor tarzında ...ınanın yaptımm bı muddet konusmadım ben kı anneme cok düşkün bi cocugum...kadının ve benım halımı o an hayal bıle edemezsınız...gene fayda olmadı ..
artık bkmıstım terapı merkezlerınden hıc bırı fayda etmedı cunku en son x bı yerle konustugumda adam benı dovmekten beter ettı ve bu adamın bu alanda akademık bı calısması bıle yok ...Ögrencı harclıklarımla butun paramı bunlara verdım hep....sonucta bende ıscı emeklısı ve calısmayan bı ogrencı ıdım ..geldim 32 yasına halen kekemeyım bugun..ve halen yılmadım calısmak zorundayım ama ıse alınmıyorum ve yas ılerledıkce gıttıkce calısma alanın da daralıyor bellı yastan sonra tecruben olmayınca adamlar senı ıse de almıyorlar ...bu o kadar acı bısey kı ...bu donem doktora da sunumlar cok önemlıdır hıcbı hocam benı zorlamadı oktay sen sunum yapmak zorundasın dıye ...ben de sunum yapmadım bunun yerıne makale özetı yaptım bole ıyı hocalar da var ınanın buna...Ama ben bu kacısları yapmak ıstemıorum o kadar kafam karısıkkı bu anlamda öncelikle petra hanıma bole bı sıte actıgı ıcın sonsuz tesekkurlerımı ıletırım..şimdi bazılarımız soruyordur oktay suan amacın ne ? asıl hedefım almanyada doktoramı tamamlamak ama korkuyorum kekemelıgmı bahane olurmu dıye?acaba orda da bolesı acılar yasar mıyım ? orda doktora da ders olayı yok o yuzden tabı bı oncelıkle doktorvater yada doktormutter dedıgımız profesor bulmalıyım...tabı herseyden once suanda yuksek lısans tezımı jurımde kabul ettırip kısa vadelı para bırıktırıp doktoramı almanyada yapmak...suan tek amacım bu ...sorularınız olursa yardıma hr zaman hazır oldugumu bılmenızı ısterım..benı dınledıgınız ıcın zaman ayırdıgınız ıcın cok tesekkur ederım
saygılarımla
Oktay

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik Üzerine Hangouts Youtube Sohbeti v1
Yazar: Ercan E - 05/08/2016, 23:55 - Forum: Kekemelikle ilgili hangoutlar - Yorumlar (1)

MERHABA ARKADAŞLAR
KEKEMELİKLE İLGİLİ YOUTUBE ÜZERİNDEN CANLI YAYIN YAPTIK. . LİNKİ AŞAĞDADIR. YAYINI CANLI OLARAK TOPLAMDA EN FAZLA 12 KİŞİ, KEMİK OLARAK DA 5 KİŞİ İZLEÖİŞ. DAHA FAZLA İZLEYİCİ OLMASINI BEKLERDİK. YAYINI TEKRAR İZLEMEK İSTEYENLER İÇİN YOUTUBE LİNKİNİ AŞAĞIDA VERİYORUZ. ORADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ. YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ.
Bu cumartesi günü 09.07.2016 saat 12:00 da Youtube üzerinden canlı yayın oturumu yapacağız. Etkileşimi arttırmak ve farkındalığı daha fazla arttırma adına youtube ve hangout yayınlarıyla görüntülü ve sesli yayınlar yapma niyetimiz var. Bu cumartesi ilk yayınımızı yapacağız. Youtube linki aşağıdadır. Cumartesi saat 12:00 da aktif olacaktır. O zaman youtube dan izleyebileceksiniz. Youtube da canlı yayın esnasında yazı ile sorular sorulabilir. Yayınımıza şimdilik 3 kişi katılıyor. Ben, Petra Sasmaz ve Onur Bey. Biz 3 ümüz de kekemeyiz. Ama gerçekten araştırmacı kekemeleriz. Sadece Tr deki kaynaklar değil (Zaten Tr de yok dencek kadar az) uluslararası kaynakları takip ederek mevcuttaki yaklaşım tarzlarını ve gelişen yeni durumları takip etmeye çalışıyoruz. Bu haftaki yayın içeriğimiz aşağıdaki gibi olacaktır.
Tekrar burdan söylüyorum, bizler terapist değiliz, Sadece kekemeliği iliklerimize kadar yaşayıp dünyadaki kekemelik uygulamalarından da faydalanarak tercübelerimizden bahsedeceğiz.
+ Kekemeliğin bir kekeme açısından nasıl görüldüğü, Sadece konuşmadaki akış bozukluğu,
+ Kekemelik ile konuşma zorluğu bir kekeme açısından veya kekemeye bakan dışarıdaki göz açısından aynı şey mi ?
+ Kekemeliğin gelişmesinde ve kök salmasında çevre ve aile faktörler ?
+ Kekemelik terapilerindeki yanlış uygulamalardan doğan mağduriyetler,
+ Kekemelikle ilgili barışık olma yolları,
+ Kekemeliğin oluşturduğu değersizlik, engelli veya özürlü gibi algıları değiştirmeyle ilgili hem kekemeye hem de etrafındakiler düşen şeyler,
Youtube linki;

<!-- m --><a class="postlink" href="https://www.youtube.com/watch?v=SAn28ItdSy4">https://www.youtube.com/watch?v=SAn28ItdSy4</a><!-- m -->

Bu konuyu yazdır

  Bir kekeme ne zaman kekelemez?
Yazar: PetraS - 05/08/2016, 20:28 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (8)

Merhaba arkadaşlar,
her kekeme akıcı konuşabilir. Kekemeyi kekeme yapan, her yerde ve her zaman akıcı konuşamamasıdır.
Zaten Van Riper o yüzden demiş ki

Alıntı:Sana akıcı konuşmayı öğretmeme gerek yok, onu zaten bilirsin. Sana öğretebildiğim daha cazip bir şekilde kekelemek.
Kekemelik genellikle iletişim bağlamında kendini gösterir. Ezbere konuşmaktan ziyade serbest konuştuğumuz ortamlarda. Kahrolduğumuz nokta da orası zaten.
Çünkü kendi kendimize konuşurken kekelesek ne olacak, kekelemesek ne olacak?

Ama kekemelik özellikle insanlarla konuşurken ortaya çıkar. Kedimle veya köpeğimle konuşurken kekelesem dahi kesinlikle sert bir blok oluşmaz. Blok oluşsa bile çabuk geçer. Daha çok bir duraksama gibi olur.

Küçük çocuklarla konuşurken kimi kekeme az kekelediğini kimisi de hiç kekelemediğini söyler. Ama 3-4 yaşındaki çocuklarla konuşurken, özellikle de çocuğun anlayabileceği bir şekilde söylemeye özen gösteren kimi kekeme daha çok kekelediğini anlatıyor.

Kekemelerin büyük çoğunluğu yabancı, tanımadıkları insanların yanında kekemeliğinin arttığını, aile içerisinde veya samimi oldukları insanların yanında da azaldığını söylüyor. Saygı duyduğu veya korktuğu insanların ve otoritelerin yanında artıyor, üstünlük hissettiği insanların yanında da azalıyor.

Birçok kekeme büyük insan topluluklarının önünde konuşmaktan çekiniyor çünkü takılmaların çoğalacağını biliyor, kimisi ise özel konuşmalarda kekeliyor ama insan toplulukları huzurunda konuştuğu zaman hiç kekelemiyor.

Bu durumlar özellikle her kekemenin kendi kekemeliğine karşı olan tutumuna bağlıdır. Kekemeliğini gizleyen, kamufle etmeye çalışan insanlar kendini ele vermekten korktukları için korku ve heyecan duydukları anda daha fazla kekelerler, kekemeliği konusunda rahat olan, kekemeliğini herkese açmaya hazır olan kişiler de heyecen ve korku duymadıklarından önemli ortamlarda daha az kekelerler.

Sesli okumak da kekemeden kekemeye değişir. Bazı ağır kekeleyen insanların okurken hiç kekelemediğini gördüm, bazı kekemeler de okurken normal durumlardan daha fazla kekelerler. Bunun da çeşitli gerekçeleri olabilir.

Yalnız birçok kişiyle yapılan deneyler bazı durumların bütün kekemelerde aynı olduğunu göstermiştir.
Birini zaten biliyorsunuz, o da şarkı söylemek. Şarkı söylerken hiçbir kekeme kekelemez.

Ama bir şey daha var, o da koro halinde konuşurken insanın kekelememesidir. Siz sınıfta koro halinde okuyor muydunuz? Almanya'da genellikle o yöntem köhnemiş, kullanılmıyor artık ama başka ülkelerden biliyorum. Bütün sınıf birlikte okurken kekeme olan bir çocuk normalinde kekelemez.

Aslında bu öğretmenlerin sınıfta yararlanabileceği bir yöntem olabilir. Kekeme bir çocuk tek başına okumaz, iki veya üç çocuk birlikte okuyabilir.

Bir de 'gölgede konuşma' diye bir yöntem vardır. Bir kişi konuşuyor, öbürü takip edip aynısını aynı anda (onun gölgesinde) söylemeye çalışıyor. Yapılan araştırmalara göre kekemeler bu yönteme başvurdukları zaman kekelemez.

Kekemelerin doğal olarak kekelemediği bir yöntem daha vardır, o da fısıldayarak (yani ses tellerinde hiç bir titreşim yokken) konuşmaları.

Bir de bir kekeme kendi sesini hiç algılayamadığı zaman genellikle kekelemez.

Normalinde konuşurken düşüncelerimiz konuşmamızı yönetiyor ve kendi kendimizi artikülasyon hareketlerini hissederek ve kendi sesimizi işiterek kontrol ediyoruz. Ancak kulağımızı yüksek bir hışırtı ile sağır ettiğimiz zaman kekemelik anında kayboluyor. Bunu şu linkin üzerine tıklayarak deneyebilirsiniz.
http://www.klapptext.de/stammer/rauschen...en_pur.mp3
Mümkünse kulağın üstünü de kapatan bir kulaklık kullanın ve hışırtıyı kendi sesinizi hiç duymayacak şekilde açın.
Ondan sonra da konuşmaya çalışın, eğer hışırtı düşüncelerinizi karıştırırsa da kitaptan okuyun. Kekemelik anında geçer. Ne zaman yine kendinizi duyarsanız kekemelik de geri döner.

Bu ve benzeri gerçekler nedeniyle kekemeliğin 'dikkat' ve dikkatimizi neyin üzerine odakladığımıza da bağlı olduğu var sayılır.
Şimdi bütün bu değiişik konuşma fırsatlarını değerlendirdiğinizde sizin kişisel durumunuz nasıl? Onu merak ediyorum. Ben hepsini kendi açımdan tek tek cevaplayabilirim.

Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Nasıl Kekeme Oldunuz ? Ersin
Yazar: ersin - 31/07/2016, 22:03 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (2)

Ben Manisa'lıyım babam ruh hastası (çok seviyom şimdi iyi) ozamanlar aile içi şiddet vardı ben 6 yaşında falandım ve 7 yaşında kekeme oldum balıkesire ziyarete gitmiştik orda bu çocuk çok güzel konuşuyo falan demişler annem babaannemler falan nazarla oldu dedikleri için beni kekemeliğin geçmesini en yatkın olduğu zamanlar hocaya götürmüşler 12 yaşında falan izmire gittim ama faydası olmadı şimdi 18 yaşındayım ve aşırı sosyal değilim ama idare ediyoz sizin hikayenizide merak ediyom hayatımız çok zor tedavi öneriniz varsada yazabilirsiniz

Bu konuyu yazdır

  Duyarsızlaşma nedir ve nedendir?
Yazar: PetraS - 29/07/2016, 17:57 - Forum: Van Riper Tekniği - Yorumlar (7)

Son zamanlarda Türkiye'deki kekemelik gruplarında da duyarsızlaş(tır)ma kavramı sıkça kullanılmıştır. Sanırım birçoğunuz bunun ne olduğunu ve neden önemli olduğunu anlamış değildir. O yüzden sizi bu konuda biraz aydınlatmayı uygun buldum.

Duyarsızlaşma hedefimiz ise önce bir yerden duyarlılaşmış olmamız gerekir

Kekelemeye yeni başlayan bir çocuk konuşurken karşılaştığı zorlukları hemen fark etmez. Ancak bir yandan çevresinin (anne-baba vs.) kendisine 'oğlum/kızım acele etme, yavaş konuş; önce nefes al, sonra konuş, kendini toparla, düzgün konuş' gibi iyi niyetli nasihatleri ve diğer yandan ikide bir duyguğu 'ay yine kekeliyor' gibi yorumlar dolayısıyla çocuk bir şeyi yanlış yaptığını ve bunun adının kekelemek olduğunu anlar.

Tabii ki ergeç yaşadığı takılmaları da bir engel olarak hisseder. İşte duyarlılık burada başlar. 
Bir yandan kekelemek kelimesini duyduğu anda telaşlanır, diğer yandan da büyüklerin nasihatleri ve arkadaşların gülüşleri zoruna gider çünkü yanlış bir şey yapmadığı halde çevresi ona suçlu gözüyle bakar. Ve suçlu olmadığı halde hatta suçlu olmadığı için kendisini çok fena bir utanç duygusu sarar. Bu durum hemen hemen her kekemede bir şekilde vardır. Ancak yaşamda her edinilen deneyim ile artan bu aşırı duyarlılık kekemeliği de olumsuz etkiler hatta daha kötü, daha şiddetli olmasına neden olur.

Çünkü insan artık girdiği herhangi bir ortamda 'bakalım bu sefer nasıl olur?' rahatlığıyla giremez önceki tecrübelerini aklına getirerek heyecanlanır ve korku ve telaştan dolayı ne yapacağını şaşırır. Birçok insan pes eder ve kendi haline geri çekilir. Sosyal ortamlardan kaçmaya başlar ve psikolojik yan etkiler asıl kekemelikten daha çok kendisini kontrol etmeye başlar. Bütün bu davranışlara kaçınma davranışları denir.


Peki bunun çaresi nedir?

Çaresi aşırı duyarlı olduğumuz tüm konularda kendimizi duyarsızlaştırmamız. 
Duyarsızlaşma kekemeliğe yeni, kulağa hoş gelen isimler vererek olmaz. Bir sürü konuşma bozukluğu vardır, kekemelik bunların bir tanesidir öyleyse ismini telaşlanmadan, terlemeden, utanmadan, kendimizi kötü hissetmeden kullanabilmemiz gerekir yoksa kekemelik canavarını daha da büyütmüş oluruz. Kekemeliğe hoş bir isim vermek de kaçınmadır! Arkadaşlarımızla, anne-babamızla kekemelik üzerine konuşabilmemiz, duygularımızı dile getirebilmemiz gerekir
. Diyelim ismimi söyleyeceğim zaman takıldım. Ne yapıyorum? 'Kusura bakma, ben kekemeyim' diyebilmem lazım.

Biz buna 'açık yaklaşım' deriz. Kendimi saklamam gerekmediği zaman içimdeki kaygılar da geçer. Korkular asgari bir düzeye iner. İşte bunun içindir duyarsızlaşma. 
Sadece akıcılık odaklı bir terapi, kekemeliği yenilmesi gereken bir düşman olarak gören bir terapi bize bir süre konuşma akıcılığı sağlayabilir ama duygularımızda, duyarlılığımızda bir değişiklik yapmadığımız müddetçe bu kalıcı bir durum olmaz, olamaz. Yine kekelerim, tekrar takılırım korkusu bir damokles kılıcı gibi üzerimizde etki yaptığı müddetçe kendimizi serbest bırakamayız.
 Onun için Batı'da uygulanan en etkin terapi modellerinde (örneğin Van Riper veya McGuire'de) duyarsızlaş(tır)maya bu kadar önem verilir.


Peki insan nasıl duyarsızlaştırılır?

Duyarsızlaşma en korktuğumuz şeyleri bile bile yapmaktan geçer. En çok korktuğum nedir? Takılmak, kekelemek. Öyleyse bilinçli olarak her yerde kekelerim. Cesareti olan bunu tek başına da yapar ama biraz korkak olan biri önce terapistin herhangi bir telefon hattına telefon açarak gönüllü kekeleyerek konuştuğunu izler ve karşıdaki insanın nasıl bir reaksiyon gösterdiğini takip eder. Ardından kendisi de bunu dener. Telefonla başladıktan sonra da dışarı çıkar, bayide gazete, fırında ekmek alır, sokağın ortasında yabancı birisine yol sorar, minibüsten minibüse atlayıp 'köşede inecek var!' gibi şeyleri kekeleyerek söyler. Önemli olan bunu bir oyun gibi algılaması, kendini bunu yaparken özgür hissetmesi ve olası negatif reaksiyonlara gerekli olan cevabı vermeye hazır olması. (Zaten bize kekemeliğimizden dolayı tepki gösteren insanlara bu kadar öfkelenmemiz ama kızdığımız halde sesimizi etmememiz de aşırı duyarlılıktan kaynaklıdır)

Gönüllü kekemelik nedendir ve nasıl oluyor?

Gönüllü kekemelik bazı insanlar için sadece geçici bir yöntem, kimisi ise bunu kendi pratiğinde de etkin bir yöntem olarak uygular. Gönüllü kekemelik demek takılmadan bilinçli olarak örneğin: 'me-me-me-me-merhaba, be-be-be-be-benim adım Pe-Pe-Pe-Pe-Petra' demek. Maksat hafif ve yapay bir kekemelik, benim kontrolümde olan bir kekemeliği yaratmak. Kekemelik beni zapt edemiyorsa, ben bir nevi kekemelikle alay ediyorsam kekemelik artık bana hakim olamaz. İstek dışı hakiki bir bloka düşecek olursam anında keserim ve yeniden başlarım. Her yerde kekemeliğimi açıkça göstermeye hazır olursam daha neresini saklayacağım? Daha neden endişeleneceğim? Daha neden korkacağım?
Gönüllü kekemelik hafif olduğu için yük göz tikleri, yüz ekşitmesi vs. de beraberinde getirmez ve esas hafif tekrarlamaların dinleyicileri şaşırtmadığı, dinleyicileri şaşırtan unsurların genellikle kekemeliğe eşlik eden hareketler ve tikler olduğunu anlarız.

Buna parallel olarak bir de kekemeliği dile getirmek vardır. Zaten kekemelik üzerine konuştukça var olan utanç duyguları kendiliğinden azalır ve bir gün sıfıra düşer. Bunun da kekemelik üzerindeki etkisi müthiştir.

Kekemeliği çekirdek semptomlarına indirgemek

İyi bir duyarsızlaşmayla kekemeliği çekirdek semptomlarına indirgemiş oluruz. Kekeme bir insan olarak kendi kekemeliğime yepyeni bir bakış açısı kazanmış olurum. Artık korkulacak, kaçınılacak bir şey yoktur. Semptomların sayısı azalmıştır ve geriye kalan konuşma zorluklarını soğukkanlı olarak idare veya kontrol edebilirim.

Duyarsızlaşma derecesi konuşma terapilerinden önce ve sonra ölçülebilir. Bu nedenle Aachen Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapistleri Eğitim Fakültesi'nden Prof. Hartmut Zückner kendi ekibiyle bir Duyarsızlaştırma Anketi oluşturmuştur. Bu anket şu anda tercüme aşamasındadır. Yakında sizinle önce burada paylaşacağız, daha sonra fakültenin web sitesi üzerinden de erişme olanağı sağlanacaktır.

Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Düşündürücü ve güzel bir çözüm modeli
Yazar: PetraS - 28/07/2016, 11:34 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,
Almanya'daki forumumuzda güzel bir yazı çıktı, onu sizinle de paylaşmak istiyorum o yüzden onu bire bir Türkçeye çevirmeye karar verdim.

Sascha1975 Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Çocukluğumdan beri bana eziyet çektiriyor. Her zaman ve her yerde. Sabahtan akşama kadar.
Çekilecek bir fişi olmadığı gibi çıkarılabilecek bir sigortası da yoktur.
Sonsuzdur - benim kekemeliğim.
Herşeyi arkamda bıraktım. Gizlemeyi, kaçınmayı, sapmayı, yerine başka sözcük yerleştirmeyi ve çok güzel (ama maalesef kısa süreli) başarılar sağlayan terapileri...
Fakat daha sonra kekemeliğime karşı olan düşüncelerimi ve yaklaşımımı tamamen değiştiren bir kişiyle karşılaştım.
Tanıdık bir arkadaştı, bir bacağı tümden kesikti, o da benim gibi bunu gizleyemiyor, kaçınamıyor, yerine yeni bir bacağın çıkmasını sağlayamıyordu.
Bu durumla yaşamak zorundadır... Ve de en iyi şekilde idare etmeye çalışıyor.

Bu durum, benim de şu karara varmamı sağladı: Ben de kekemeliğimi en iyi şekilde idare etmeye çalışacağım. Öz güvenli bir şekilde dünyaya çıkacağım ve kekeleye kekeleye hayatımı yaşayacağım. Korkusuz ve baskısız. Beni kekemeliğimle kabul edemeyen benden vazgeçsin.
Stresten, baskıdan ve korkudan arındırılmış bir vaziyette kekemelik benim hayatıma artık hakim olamıyor. Benim bir parçamdır ancak arka plana atılmış durumdadır.
Dışarı çıkmaktan nerdeyse cesaret edemediğim eskilere göre çok daha fazla arkadaş edindim artık.

Ve bu bilinçle bir daha, ancak kendimden çok büyük beklentiler olmadan bir terapi yaptım.
Evet, ben hala kekeliyorum ama eskisi kadar kötü değil.
Fakat en önemlisi kalıcıdır. Ben kekemeliğimle yaşıyorum ve onu benliğimin gizlemek istemediğim ve gizlemek zorunda da kalmadığım bir parçası olarak kabul ediyorum.
Belki kekemelik illa ki, gerekirse zor kullanarak gitmeli yaklaşımı yanlıştır ve çözüm daha çok kekelemeyen insanların kendilerini sorgulamaları ve kekemelere karşı farklı bir yaklaşım sergilemelerinde aranmalıdır.
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik ve araba benzetmesi
Yazar: PetraS - 26/07/2016, 18:29 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (3)

Merhaba arkadaşlar,
FB grubundaki paylaşımlarınızda hep egzersizlerle ilgili notlar okuyorum. Dudak, dil, nefes, okuma, sesli konuşma, bağırma çağırma vs.
Ben kesinlikle eğer size yarıyorsa yani faydasını görüyorsanız egzersizlerinizden vazgeçin demiyorum. Dudak, dil egzersizleri belki sık sık kasılma yaşayanların kaslarındaki gerilimin azalmasına yarayabilir, nefes egzersizleri sesin dolgun çıkması, okuma egzersizleri (yalnız iken, takılmaların da az olduğu bir ortamda) özgüven açısından faydalı olabilir.

Kaldı ki bütün bu egzersizler konuşmacıların, spikerlerin de yaptıkları egzersizlerdir ve zararlı olduğuna dair hiçbir ipucu yok.
Ama şunu kesinlikle bilmenizi istiyorum. Ne nefesinizde, ne dilinizde, ne dudağınızda, ne de sesinizde bir bozukluk vardır!
Bozukluk sadece 'kontrol sistemi'ndedir.


Bu bağlamda bir araba düşünün.
Benim eski Fiat marka bir arabam vardı. Bu arabanın bir ara bir huyu vardı herhangi bir gerekçe olmadan yolun ortasında, bazen trafik lambasında beklerken, bir kez de feribottan tam inecekken tak diye stop ediyordu.
Uğraş, uğraş, akü biterdi de motor bir daha çalışmazdı. İlk kez tamirci çağırdım baktı baktı motor kilitlendi anahtar kilidi açamıyor dedi. (Kusura bakmayın arabadan pek anladığım yok, biraz kendi dilimle açıklamaya çalışıyorum)
Ne yapalım, ne edelim derken bir daha anahtarı çevirdim ve tak diye yeniden çalıştı. Neyse, yoluma devam ettim. Buna benzer olaylar birkaç kez oldu, servise götürdüm.

Durumu anlattım oradaki usta kontağı bozuk dedi. Kontağı değiştirdi, dünyanın parasını verdim bindim yola çıktım ve ilk lambada gene stop etti.
Tekrar servise götürdüm bu sefer yok benzin pompası yok motor kilidi...
En sonunda motor parçalarında hiçbir bozukluk olmadığı, sadece motor kontrol sisteminin bozuk olduğu ortaya çıktı. Platini değiştirdik ve araba tekrar gıcır gıcır çalışmaya devam etti.

Peki, bütün bunların kekemelikle ne alakası vardır? diyeceksiniz şimdi...
Size anlatmak istediğim biz kekemelerin 'kontrol sistemi'nde bir bozukluk vardır, parçalarımızda bozukluk yok.

Kekemeliğimiz yanlış nefes alımından değil, konuşmamızın aniden stop etmesi bizi yanlış nefes almaya sürüklüyor.
Dudaklarımızı açacağımıza kilitlememizin sebebi dudaklardaki bir bozukluk değil, konuşmanın stop etmesine rağmen konuşmaya çalıştığımızdan dolayı oluşan kasılmalardır.
Enayi değiliz ki hangi harfte ağzımızı açıp hangilerinde kapatmamız gerektiğini bilmeyelim. Ama bizi tuhaf tuhaf şeyler yapmaya zorlayan kontrol sistemindeki bozukluk, konuşmanın stop etmesidir.

Eğer tavsiye edilen egzersizler size mantıklı gelmiyorsa, faydasını görmüyorsanız yapmayın. Şu veya bu egzersizi günde 100 sefer veya 10 dakika yaparsan kekemeliğin geçer gibi vaatler zaten gerçek dışıdır. Kekemeliği idare etmek istiyorsanız öncelikle kekemeliğe karşı olan tutumunuzda bir değişiklik yapmanız lazım.

Kekemelik bağlamında oluşan çoğu olumsuz alışkanlık, kekemelikten kaçınmak, kekemeliği gizlemek ve kekemeliğe rağmen adeta kekemelikle boğuşarak konuşmak istediğimizden dolayı oluşuyor. Eğer bunun farkına varırsak çıkış yolunu da bulabiliriz.

Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır