Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 469
» Son Üye: trisequens
» Toplam Konular: 397
» Toplam Yorumlar: 1,371

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 5 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 5 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Duyarsızlaştırma Öncesi v...
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: omerylmz
11 saat önce
» Yorumlar: 0
» Okunma: 10
Hz. Musa kekeme değilmiş....
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
Dün, 22:30
» Yorumlar: 0
» Okunma: 12
KEKEMELİKTE DUYARSIZLAŞMA...
Forum: Kekemelik Forumu Hakkında Genel Hususlar
Son Yorum: yucili
Dün, 09:36
» Yorumlar: 0
» Okunma: 20
Bir Sorum Var
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: PetraS
08/08/2018, 22:25
» Yorumlar: 2
» Okunma: 560
Kekemelik ve gen ilişkisi...
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: KeKeMe_YouTubeR
04/08/2018, 15:57
» Yorumlar: 0
» Okunma: 154
Güzel bir şarkı yaptım......
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: PetraS
01/08/2018, 16:38
» Yorumlar: 1
» Okunma: 213
Beyin çalışmalarına cevap
Forum: Air Flow Tekniği
Son Yorum: kyaman
27/07/2018, 09:40
» Yorumlar: 48
» Okunma: 2,735
"R"harfini dogru soylemek
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: kyaman
27/07/2018, 09:32
» Yorumlar: 4
» Okunma: 10,125
Zoruma Gidiyor...
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: Mustafa7
26/07/2018, 17:39
» Yorumlar: 4
» Okunma: 342
Facebook grubundaki anket...
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: PetraS
23/07/2018, 16:29
» Yorumlar: 0
» Okunma: 127

 
  kekemelik sorunu
Yazar: erdem - 23/07/2016, 01:39 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (3)

merhabalar
bu aralar kekemelik sorununu fazlasıyla takmış durumdayım, konuşma problemimizi en aza nasıl indirebiliriz? bazı harflerde kelimeye girerken çok fazla takılıyorum...

Bu konuyu yazdır

  MPI Terapisi
Yazar: PetraS - 19/07/2016, 13:16 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (6)

Merhaba arkadaşlar,
bizim Almanya'daki forumda yeni bir terapi konsepti tanıtıldı onun için bu bilgileri sizinle de paylaşmak istiyorum.
Belki İngilizce bilen ve biraz daha fazla zamanı olan biriniz aşağıdaki linkte yazılan yazıları zaman bulursa bize çevirebilir.
https://mpi-stuttering-treatment.com/bef...er-videos/

Sayfanın üzerine tıkladığınız zaman birçok terapi öncesi-sonrası video görürsünüz. Herbir video yaklaşık 2 dakikalıktır ve yaklaşık 1 dakikası önceki durum, geriye kalan zaman dilimi ise (aynı videoda) terapi sonrası durumdur.

Bu terapiyi yapmak için belirli bir cihaz ile özel eğitilmiş bir terapist gerekliymiş. Terapide (eğer doğru anladıysam) cihaz destekli olarak kişilerin konuşurken seslendirme süresi ölçülüp kısa hecelerde çok az uzatılıyormuş ve bu şekilde kekemelik oluşmuyormuş. (MPI = modifying phonation intervalls)

Özellikle dikkat ettikleri bir unsur, konuşma tarzının bu ufak uzatmalara rağmen doğal olmasıymış. Cihaz sadece terapi esnasında destekleyici bir unsur olarak kullanılıyormuş ve yeni konuşma tarzını içselleştirmiş insanlar artık takılmıyormuş.

Size iyi günler
Petra

Bu konuyu yazdır

  NEDEN 35 YIL SONRA KEKEMELİĞİMİ GİZLEMEYİ BIRAKTIM
Yazar: Ercan E - 15/07/2016, 21:26 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorumlar (3)

Merhabalar
40 yaşında kadar kekemeliğini gizlemiş bir insanın kısa hayat hikayesi. Ve kekemeliği gizlemekle oluşan sahte ruh durumu ve sonunda elde ettiği özgür ruh hali..
İngilizce orjinal makale linki <!-- m --><a class="postlink" href="http://themighty.com/2016/07/i-stopped-trying-to-hide-my-stutter-after-35-years/">http://themighty.com/2016/07/i-stopped- ... -35-years/</a><!-- m -->

Pamela Mertz

NEDEN 35 YIL SONRA KEKEMELİĞİMİ GİZLEMEYİ BIRAKTIM

Kendimi bildim bileli kekemeyim. Kekemelikle ilgili ilk hatırladığım şeyler kekemeliğin kendisiyle ilgili değil, kekemeliğime karşı insanların tepkileridir. Babamın bana “ Bu şekilde (kekeleyerek) konuşma diye bağırmasıyla mideme tekme atılmış gibi hissederdim. Ben babamın istediği o şeyi başaramıyor ve babam veya babam gibi bazı insanların neden bu meseleyi o kadar önemseyip bana sürekli “Düzgün konuş” diye yöntemler göstermesini anlayamıyordum. Bu yaklaşım tarzlarından sonuç olarak şunu çıkardım ki, Benim konuşma şeklim yani kekeleyerek konuşmam yanlıştı. Yani kekeleyen ben ile onay görmüyordum.

İlk olarak anaokuluna gittiğim zaman, öğretmenim bana karşı “ Burada bu şekilde kekeleyerek konuşma” diye azarladı. Şimdi düşünün ki, hayatınızda çok etkili olan 2 karakter de size kekeleyerek konuşmanın yanlış olduğu mesajını veriyordu.

Negatif geri dönüşümler almamak için 6 yaşına kadar nasıl kekelemeden konuşurum hep bunun üzerine çalıştım. Ve bu çalışmalarım sonucunda kekelememek için geldiğim nokta hiç konuşamamaktı. Ve bu yüzden de hep sessiz oldum. Konuşmadığım zaman kekelemiyordum ! . Ve ebeveynlerim de bana bu konuyla ilgili olarak bağırıp çağırmıyorlardı.

Bir seferinde, sınıf ortamında konuştum ve kekeledim, ve sınıf arkadaşlarım benimle alay ettiler. Be bu beni kendimden utanmama sebep oldu ve bu duygularımı çok nadir kişiler hariç hiç kimseye anlatamadım. Yaş büyüdükçe kekemelik meselesini hiç kimseye anlatmadım. Kekemelik odadaki bir fildi ve herkesi rahatsız ediyordu.

Konuşma terapisine 3.sınıfta gittiğimi hatırlıyorum. Hatırladığım o terapinin benim için çok fazla iyi olmadığıydı. Konuşma terapisti benim için ne yapacağını bilmiyordu. Terapi kısa süreliydi. Sonra babam beni halk okulundan alarak katolik okuluna gönderdi. O okulda da terapi alma imkanım yoktu.

Ve bu sebeplerden ötürü kekemeliğimi nasıl örterim, onu öğrenmeye başladım. Tabi ek olarak daha az konuşarak kekeme değilmişim gibi akıcı konuşuyormuş rolü oynamaya başladım. Çıkaramadığım kelimelerle karşılaşınca kelime değiştirmeyi öğrendim. Bu da bende kocaman bir sözlük ve birçok kelimenin eş anlamlısını öğrenme yetisi kazandırdı. Kekemeliğimi gizlemek ve ondan kaçınmak için her şeyi yapıyordum. Çünkü kekelediğim benle birlikte ortaya çıkan başkalarının gülmesiyle oluşan aşağılanma duygusuna ve komik duruma düşmekten ötürü kekemeliğimle hiç yüzleşmedim. Bu benim için birinin önünde kekeleme riskinde daha iyiydi.

Ben yıllarca bu şekilde yaptım. Dışarıdan görünüşte ben kekeme bir değilmişim gibiydi. Fakat içeride, ben birçok şey hissediyordum ve kekemelik korkularına sahiptim. Kendimi utangaç, suçlu ve kızgın hissediyordum. Çoğunlukla da kendimi dışlanmış hissediyordum. Hiç kimse bende kekemelik olduğunu ve kekelememek için neler yaptığımı bilmiyordu. Bu öyle bir zihinsel düşünme egzersizleriydi ki her zaman potansiyel çıkma ihtimali olan kekemeliği sürekli gözleme ve onun engellenmesi için bir sürü değişik yollara girme durumuydu. Bu düşünce zorluklarıyla yaşamak o kadar yorucuydu ki bunlarla uğraşırken kendimi sahtekar ve samimi olmayan şeklinde hissediyordum. Artık bunları yapmak istemiyordum ve insanlarla kendimi doğru ve olduğum şekilde tanıtmanın zamanı gelmişti ve gerçek sesimi (kekeme olan halimi) onlara duyurdum.
Kekemeliğimden 35 yıl sonra 40 lı yaşlarımda, Bu çıkış yoluyla birlikte kendimi buldum. Kekemeliğimi açığa vurduktan sonra uzun süreli olan işimden kovuldum. Artık daha fazla kekemeliğimi gizleyemiyordum. Bunu gizlemek için girdiğim yollar bana ağır geliyordu. İşten kovulmak benim hayatımı sarstı fakat sonunda şu ana kadar yanlış kimlik arkasında saklanıyor olmanın ne kadar mutsuzluk getirdiği gerçeğiyle de yüzleşmemi sağladı.

Yetişkin olarak bir konuşma terapisine gittim ve kekemelik destekleme gruplarından birine katıldım. Yavaş yavaş, artık kendimi kekeme olan biri olarak kabul etmeye başladım ve yıllardır ilk defa kendimi ifade ederken açıktan kekemelik yaparak yapmaya başladım. Bu çok kaydadeğer bir şeydi. Bunu yapmakla ne dünya beni içine çekip yuttu ne de bir yıldırımla bana çarparak bana zarar verdi.

Bir de dikkate değer olarak bunun bana kazandırdığı şey, hemen gelen özgürlük hissiydi. Ben bu hisle sanki kendimi aydınlanmış ve serbest hissettim. Sanki dünyanın yükü üzerimden kalkmış gibiydi. İnsanlara kekemelik halimde içinde bulunduğum döngüleri anlatmaya başladım. Ve artık onu saklayamadığımdan bahsettim. Aslında birçok insan benim kekeme olduğumu biliyormuş. Ben yıllarca saklayabildiğimi zannettiğim kekemeliğimi aslında saklamakta çok da mükemmel değilmişim.

Kekemeliğimi gizlemekten, kekemeliğmi açığa vurmaya doğru olan değişimden sonra kendi hayat hikayemi insanlara anlatmaya başladım. İnsanlarla ilk olan gerçek ilişkilerimi geliştirdikten sonra, şu anda size anlattığım hikayemi onlara paylaşmaya başladım.

İş arkadaşlarım bana şu soruyu sordu, “ Eğer kekemeliğini değişik trciklerle gizleyebiliyorsan neden bunu tüm hayatın boyunca yapmadın” Bu soruyu dün sorulmuş gibi hatırlıyorum. Onlara dedim ki, “Kekeme değilmiş gibi rol yapmak artık benim için bir seçenek değildi. O zaman kendime karşı dürüst olmuyordum. Benim için önemli olan gerçek ben olabilmemdi. Ve ben o gerçek olan beni sevmeliydim. Ben değişik yollarla kekeleyebilirdim veya sesi kalıp kekemeliğimin ortaya çıkmasını önleyebilirdim. Ancak artık bu mümkün değildi.

Ben kekeme olan biriyim. Bazen sözlerim de kesintiler veya bloklar oluşur. Bazen bir kelimeyi veya bir heceyi birkaç defa veya daha fazla şekilde tekrarlayabilirim. Aslında bunun anlamı şudur, söylemek zorunda olduğum şey sadece tekrarlanan nitelikle olan şeydir. Bu kadar sadece.

Benim için açıktan kekemelik OK dir. Bu aslında iletişim kurmanın farklı bir yoludur. Bizim tüm seslerimizin işitilmeye ihtiyacı vardır.

Bu konuyu yazdır

  Kahnemann'ın sistem 1 sistem 2 teorisi ve kekemelik
Yazar: PetraS - 15/07/2016, 13:13 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,
Daniel Kahnemann isimli psikolog, bilinçli veya bilinçsiz uyguladığımız eylemleri sistem 1 ve sistem 2 diye ikiye ayırıyor.

Sistem 1 dediği çok hızlı ve adeta otomatikleşmiş olan hareketlerimiz ve eylemlerimizdir. Sistem 2 ise bilinçli olarak yaptığımız daha fazla konsantrasyon gerektiren hareketler ve eylemlerdir.

Örneğin usta bir şoför araba kullanırken gaz, debriyaj, vites, direksiyon vs. gibi şeylere dikkat etmeden gayet güzel araba kullanabiliyor. Bunun yanı sıra belki radyo veya müziğe konsantre oluyor veya bir arkadaşla heyecanlı konuları tartışabiliyor. Araba kullanma becerisi sistem 1'de işliyor.
Ancak eğer aniden bir geyik veya top gittiği yolda engel olarak karşısına çıkarsa hemen sistem 2'ye geçip bilinçli olarak frene basar veya direksiyonu kırarak engelin yanından sıyrılmaya çalışır.
Ana teori budur.

Peki, bütün bunların kekemelikle ne alakası vardır? diyeceksiniz.
İşte bizim Almanya'daki kekemelik terapistlerimiz bu teoriyi kekemelik konusuna da aktarıyor.

Konuşma prosedürü tamamen otomatikleşmiş bir eylemdir. Küçük çocuklar daha 'anne' 'baba' 'dede' 'mama' diye büyüklerin ağız hareketlerini taklit ederek ilk kelimelerini bilinçli çıkarırken konuşmada ustalaşmış bir insan (çocuk veya yetişkin) aklından geçirdiği bir kelimenin nasıl telaffuz edildiğini düşünmeden otomatikman doğru söyleyebilir. Yani artikülasyon hareketleri olsun, nefes alımı, ses verme, yani konuşmak için gerekli olan tüm unsular otomatikleşmiş bir prosedürdür ve sistem 1'de işliyor.

Bu prosedür genel anlamda kekemeler için de geçerlidir. Çünkü kekemeler de söyleyecekleri kelimenin nasıl söyleneceğini çok iyi biliyor. Aradaki tek fark, kekemelikten dolayı karşılaştıkları konuşma engelleri (yolun üzerindeki geyik veya top gibi).
Takıldıkları anda sistem 1'den sistem 2'ye geçiş söz konusu. Otomatikleşmiş prosedür tıkanmış, kekemenin kendini bilinçli olarak kurtarması söz konusu olur. İşte öylesi bir anda terapide öğretilen bir modifikasyon tekniği, nefes tekniği, ağız uyumu vs. devreye girebilir.

Biz kekemeler bazen karşımızdaki engeli çok önceden görüyoruz. İşte o zaman frene basarak hemen otopilottan manüele geçip dikkatlice engelin yanından veya üzerinden geçiyoruz. Bu tür durumları ustaca uygulayan bir kekemenin kekeme olduğu bile dinleyiciler tarafından fark edilmiyor. Gizli / örtülü semptomlar nedir?
Hatta gizli/örtülü semptomları örtbas etmek dahi kimi kekemede bu kadar otomatikleşmiş ki bu da artık sistem 1 gibi hızlı işliyor.

Bilmem azıcık anlatabildim mi?
Selamlar
Petra

Daha fazla bilgi için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Daniel_Kahneman

Bu konuyu yazdır

  Kekemelikte aşınma etkisi!
Yazar: PetraS - 12/07/2016, 21:27 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar!

Kekemelik çok basit yöntemlerle kısa süreli etkilenebilir, hatta yok edilebilir. Bunun bazı örnekleri şu (deneyebilirsiniz, belki de denemişsinizdir)

  • ses tonunu veya melodisini değiştirmek, şive konuşmak
  • diyafram nefesiyle konuşmak
  • ritimli, uzatmalı konuşmak
  • muska yaptırarak bunun faydasına inanmak
Ancak bütün bunların olumsuz bir yan etkisi vardır: normale dönünce genellikle aşınma etkisine tabidir. Yani yöntemi ne kadar dikkatli kullanırsam kullanayım artık fayda etmez.

Normal konuşanların anlam veremediği nokta da odur. Ve kısa süreli düzelme sağlayan metotların da yanılgısı oradadır.
Adam kekemelik merkezi açmış, kekemeliği 10 günde çözeceğine söz veriyor. Ve haklıdır. On gün sonra kekemelik diye bir şey kalmıyor.

Kekeme birey de seviniyor, kurtuldum bu beladan diyor. Meğerse evine, yaşadığı ortama döndüğü zaman bütün egzersizleri sabah öğlen akşam titizlikle uyguladığı halde kekemelik bir felaket gibi geri geliyor. Hocasına sorunca o da: 'yeterince çalışmadın' diyor. Kendi kendini suçlamaya başlıyor. Doğrudur, 'ben filan gün düğüne gittim de çalışamadım, falan gün yoldaydım da çalışamadım' diyor, suçu kendinde arıyor.

Sizin FB grubundaki bazı paylaşımlarda yakındığınız nokta da o sanırım. Halbuki ne alaka!
Binlerce kekemede on yıllar içerisinde yapılan tüm çalışmalar bu tür yöntemlerin aşınma etkisine tabi olduğunu göstermiştir.
Araştırmacılar - ki Van Riper, Sheehan, McGuire vs. gibi çoğu kekeme olduğundan bu etkileri hem kendilerinde, hem de danışanlarında izlemiştir - bu yöntemleri terk ederek KALICI bir çözüm aramaya başladılar.

Öncelikle şu varsayımdan hareket etmek gerekir: Kekemelik belli bir yaştan sonra (16-18 gibi) devam ediyorsa KALICIdır. Kekemeliğin geçmesi, kaybolması anlamında %100 çözüm vaadetmek gayri ciddidir ve yanıltıcıdır. Resmen kekemelerin duygu ve gururlarıyla oynamak anlamına geliyor.
Sözümü gerekçelendirmem gerekmiyor, kekemeyim çünkü. Çoğunuz bunu kendi deneyimlerinizde gördünüz, bana hak vereceksiniz.
ÇÖZÜM deyince öncelikle kavramı tanımlamak gerekir.

Hedefinizi yeni, farklı belirleyeceksiniz. Ben kekemeliğimi dizginlemek istiyorum. Kekemeliğimin beni kontrol etmesini değil de ben kekemeliğimi kontrol etmek istiyorum. Bu da kekemeliğin KALICI olduğunu kabul etmekten geçiyor. Esas o zaman kalıcı çözümler de mümkündür.

İşin ilginç tarafı - ki bu yöntemi öğrenen, uygulayan hemen hepsi bunu ifade ediyor - duyarsızlaştırma teknikleriyle bloktan korku azalıp hatta kaybolunca blok sayısı ve şiddeti da azalır. Ve kalan bloklar her zaman her yerde kullanışlı tekniklerle çözülebilir. Utanmadan, telaşlanmadan. Birey kekemeliğinin çözümünün kendisinde olduğunu anladıktan ve kendi kekemeliğine karşı olan tutumunu tamamen değiştirdikten sonra yani kekemeliğine olumlu baktıktan sonra bu da artık aşınma etkisine tabi değildir.

O yüzden şu ana kadar duyarsızlaştırmayı bir unsur olarak terapiye dahil eden (Van Riper, McGuire gibi programlar) geliştirilen en etkili yöntemler olarak algılanıyor. Amaç hiç kekelememek değil (ki zaten gerçek dışıdır) de daha hafif, daha az ve daha cazip kekelemek ve sosyal ve iş hayatına her yönüyle katılabilmek!
Yeni bakış açılarına varma umuduyla hepinize başarılar dilerim!
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Tourette ile kekemelik - benzerlikler ve farklılıklar
Yazar: PetraS - 11/07/2016, 14:56 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,
Bir arkadaşımızın

Alıntı:Kekemelerin bir kısmında tourette sendromu olduğunu biliyorum
iddiası üzerine burada kekemelik ile tourette arasındaki benzerlikler ve farklılıklar hakkında bilgilerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle tourette konusunda uzman olmadığımı belirtmekte yarar var. Yani konuyu benden iyi bilenler buyursun, kendi bildiklerini de aktarsın veya benim yanlışlarımı düzeltsin. Ancak konuya ilişkin 2012 yılında Almanya'daki kekemelik forumunda http://forum.bvss.de/viewtopic.php?f=1&t...tte#p20749 başlığı altında tourette sendromlu bir kız, kendi yaşadıklarını kekeme arkadaşlarla paylaşarak hep birlikte kekemelikle tourette arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları tartıştılar.

Kekemelik ve tourette arasındaki benzerlikler

Bilimsel çalışmalar, hem kekemelik hem de tourette sendromu sorunu yaşayan insanların beyinlerinde gereğinden fazla dopamin oluştuğunu göstermiş. Her iki sendromda da istenmeyen hareketler söz konusu. Ancak en büyük fark, tourette sendromlu insanların istemedikleri hareketleri durduramamaları iken kekemelerin istedikleri bir hareketi (artikülasyon hareketlerini) başlatamamalarıdır.
Tourette sendromunu yaşamayan bir insanın tourette tiklerini anlaması için hapşırmayı örnek gösterdiler. İnsan hapşıracağını önceden sezer ancak onu bastıramaz, ona teslim olur. Tourette sendromlu insanlar aynı şekilde tikleri önceden hisseder ancak ona karşı hiçbir şey yapamaz.

Tourette deyince tik akla gelir...

Türkçe literatürde kekemelik bağlamında da hep tiklerden bahsediliyor. Aslında bu kavram yanıltıcıdır çünkü bir kekemenin yaşadığı tiklerle tourette sendromlu insanların yaşadıkları tikler arasında çok büyük farklar vardır. O nedenle de Almanca literatürde kekemelikle ilgili olarak 'tik'lerden bahsedilmez, kekemeliğe eşlik eden hareketlerden bahsedilir.
Çünkü en belirgin fark, kekemelerin gösterdikleri tiklerin sadece konuşma teşebbüsü esnasında baş göstermesidir. Neden konuşma esnasında değil de konuşma teşebbüsü esnasında diyorum... diyecek olursanız cevabım şöyledir:
Kekemeler bazen herhangi bir harf veya hece çıkartmadan çok önceleri için için kekemelikle boğuşur ve bu boğuşma yüz göz tikleri şeklinde dışa yansır.
Yani o anda karşıdaki insan, kekeme bireyin tourette sendromlu olduğu algısına varabilir halbuki hiç alakası yoktur. Gösterdiği mimik hareketler tourette anlamında tik değil, kekemeliğe eşlik eden ve kekemeliğin bir sonucu (ikincil semptom) olarak, konuşma engelini aşma çabasında ortaya çıkan, istenmeyen hareketlerdir.
Kekemelerin bu tikvari hareketleri kekemeliğin ikincil semptomları olduğundan iyi bir terapi ile tamamen ortadan kaldırılabilir!

Tourette sendromunda ses tikleri...

Tourette sendromu yaşayan kimi insanlarda mimik ve beden hareketlerinin yanı sıra bir de ses veya söz tikleri görülmektedir (Hatta bazı ender vakalarda küfürlü sözlerin istem dışı tekrarlanması da görülmektedir.)
Bizim forumda kendi durumunu anlatan kız, bazen söylemek istediği bir sözcüğü tamamen veya kısmen sürekli tekrarladığını ve diğer insanların da bunu kekemelik olarak algıladığını yazmıştı. Ancak kız, söylenmiş yani bitirmiş olduğu kelimeyi tekrar tekrar söylemekten vaz geçemediğini belirtirken kekemelerin durumu genellikle tam tersidir: söyleyeceği bir kelimenin içinde hissettiği bir engel/dirence takılarak kelimeyi bitiremiyor, engel/dirençten önceki heceyi veya harfi, engel/direnç geçinceye kadar tekrarlıyor. O anki tekrarlama istem dışı da olsa kekeme birey kendi iradesiyle bunu her an durdurabilir.
Artı bir kekeme takıldığı kelimeyi bir kez çıkardıktan sonra onu tekrarlama gereği duymaz. Tekrarlamak zorunda da değil. Fakat az önce sorunlu olan kelime bir kere çıkarıldıktan hemen sonra genelde rahat söylenebilir. Bu yüzden bazı kekemeler örneğin
Alıntı:Bı-bı-bı-bı-bı-bırak... bırak
şeklinde takıldıktan sonra kelimeyi düzgün tekrarlamayı kendine alışkanlık edinmiştir.
Ayrıca Van Riper terapisinde de öyle bir model vardır ve buna 'düzeltme' deniyor. Yani sorunlu kelimeyi kekeleyerek söyledikten sonra bir kez onu düzgün ve bilinçli olarak tekrarlamak.
Buna karşın tourette sendromlu insanlar sözleri/heceleri söylemeyi durdurmak istedikleri halde içlerinde hissettikleri gerginlik geçinceye kadar kelimeyi/heceyi söylemeye devam etmek zorundalar. Ayrıca harflerin üzerinde bir engel/direnç de hissetmiyorlarmış.

Arkadaşlar, bütün bunlara rağmen çok ender durumlarda hem kekeme, hem tourette sendromlu olan insanlar mutlaka vardır. O nedenle de herhangi bir terapiye başlamadan önce kişinin bireysel durumunun çok iyi teşhis edilmesi ve müdahalenin o duruma uyarlanması lazım.

Şimdi kendi kendinizi sorgulayın bakalım. Sizdeki tourette mi yoksa kekemeliğe eşlik eden mimik ve beden hareketleri mi?
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekeme ikizler okul birincisi...
Yazar: PetraS - 09/07/2016, 14:31 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (4)

Merhaba arkadaşlar,
birkaç gün önce FB grubunda paylaştığım İngilizce yazıyı bazı güzel bilgiler içerdiğinden İngilizce bilmeyenler için burada özet olarak tercüme edeceğim.
http://www.firstcoastnews.com/features/t.../260737464
Öncelikle linkin üzerine tıklayıp İngilizce bilmeseniz dahi gençlerin konuşma tarzını ve görsel olarak verilen mesajı takip etmenizi tavsiye ederim.

Derek ve Sean Ferguson ikizler ve herşeyleri aynı olduğu gibi ikisi de kekemedir. İkisi de ABD'deki liseyi yani high school'u takdirle bitirmişler.
Çocuklardan biri 'İnsanlar ne söylemek istediğimi söylememin ne kadar zor olduğunu anlayamıyor' diyor.

Kekemelik sorunu yaşayan insanların beyinlerinin yavaş çalışmadığını bu gençlerin başarısından görebiliyoruz. Kekemelik terapisti Dr. Judy Hammer-Knisely başka zihinsel sorunu olmaması şartıyla kekemelerde ulusal alanda yapılan zeka testleri sonucu, kekemelerin zekasının diğer insanlara göre ortalama 14 puan daha yüksek olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Çocuklar ayrıca SpeechEasy Fluency Device diye bir cihaz kullanıyormuş. Özellikle stresli olabilecek ve kekemeliklerine hakim olamayacakları ortamlarda faydalandıkları ve işitme cihazına benzeyen bu cihaz, 50 küsür yıldan beri bilinen ve bilimsel çalışmalar sonucu ortaya çıkan iki önemli etkiden yararlanıyor.

  1. Kekemeler koro halinde okurken veya konuşurken genelde kekelemiyor
  2. İşitsel geri bildirimin geciktirilmesi kekemeliği azaltıyor

Yani çocuklar sol kulaklarına taktıkları bu cihaz vasıtasıyla kendi konuşmalarını hem biraz gecikmiş olarak hem de başkaları konuşuyormuş gibi algılıyorlar. Bu da takılmalarını önemli derecede azaltıyormuş.

Çocuklar okul konusunda çok hevesliymiş, lise öğretmeni veya profesör olmak istediklerini söylemişler.
Kekemelik ve işitsel geri bildirimle ilgili bilgi için bakınız: http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_13430.htm

Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik ve acemilik...
Yazar: PetraS - 08/07/2016, 16:07 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (7)

Kekemelikle acemilik - aralarında herhangi bir bağlantı var mıdır? diyeceksiniz.
Kısaca cevap vereyim - bir bağlantı yoktur, sadece bir benzetme yapmak istemiştim.

Ben 19 yaşındayken araba ehliyeti almıştım. Rahmetli dedem de - sağolsun - hemen bana küçük bir araba almıştı.
Daha sürücü okulundayken herkes bizi uzaktan acemi olarak biliyordu ama ben kendi arabamla trafiğe atılırsam kim benim acemi olduğumu bilip de bana biraz anlayışlı davranacak? Şoförler acımasız, yol hakkı benim diye arabanın tamponunun üzerine binerler, korna çalarlar bizi ezip geçerler...

Bu yüzden kendimi şehrin trafiğinde rahat hissedemedim. Millet acemi olduğumu bilsin bana dikkatli davransın istemiştim. Zaten tek istediğim ANLAYIŞ göstermeleri!

Daha önce başka arabaların üzerinde gördüğüm için kendime 'Acemi' yazılı dikkat levhası biçiminde bir stiker alıp arabamın arka camına yapıştırdım. Maksat, diğer şoförler hemen neyin nesi olduğumu görsün, beni ezip geçmesinler, sinirlendiklerinde de haksız olduklarını kendileri anlasınlar.

Stikeri aldıktan hemen sonra kendimi trafikte çok daha rahat hissettim. El küfürü yapanlara da stikeri gösterip gülümseyerek yoluma devam ettim...

Şimdi gelelim kekemeliğe...
Biz kekemeler çok çelişkili insanlarız. Bir yandan diğer insanların bize anlayış göstermelerini istiyoruz, diğer yandan da kekeme olduğumuzu kesinlikle ve kesinlikle çaktırmak istemiyoruz. Bu nasıl oluyor? Bu ne çelişkili bir davranıştır?

İnsanların ANLAYIŞ göstermelerini istiyorsam öncelikle neye karşı anlayış göstereceklerini bilmeleri lazım.
Normal konuşan bir insan, sorduğu soruya cevap vermeyen, gözünü kırparak başını sallayan, ıh vıh edip ses çıkartamayan bir insanın KEKEME olduğunu bilmez, bilemez... Her bir şeyi düşünür de kekemelik kolay kolay aklına gelmez. Örneğin turistik bölgelerde yabancı zanneder, mültecilerin yoğun olduğu bölgelerde Suriyeli der, belki sağır olduğunu düşünür ama kekeme olduğunu tahmin etmesi için klasik kekemelik semptomları gibi bir şey algılaması lazım. Bizim de tam da gizlemeye çalıştığımız o klasik semptomlardır.

Halbuki klasik kekemelik semptomlarını 'me-me-merhaba' diyerek gösterirsem karşımdaki insan anında benim neyin nesi olduğumu anlar. Bir iki takıldıktan sonra ayrıca 'kekemeliğim tuttu' gibi bir söylem kullanırsam hem ben rahatlarım, hem karşımdaki insan anlayış gösterebilir hatta ben bu anlayışı kendisinden talep edebilirim. Bir de edindiğim başka bir tecrübe: kekemeliğimi hem açık gösterir hem de açıkça dile getirirsem muhatap olduğum insanlar da rahatlar, hatta bana kekemelik hakkında soru sormayı cesaret eder. 'Nasıl davranayım... Takıldığın zaman söyleyeceğin kelimeyi tahmin edersem söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi? Yüzüne mi baksam iyi yoksa başka yere mi...?'

Başka bir örnek göstereyim... Diyelim sınıftaki veya iş yerindeki arkadaşlarınız 'cumartesi günü top oynayalım' diyor. Senin de dizin ağrıyor.
'Arkadaşlar, kusura bakmayın ama benim dizim ağrıyor, top oynayamam ama seve seve sahaya gelirim' filan demez misin?
Elbette ki dersin. Peki, dizin ağrıması ile kekemelik arasında çok mu büyük fark var? İkisi de senin elinde olmayan şeyler, ikisi de seni bir şekil mağdur duruma düşürüyor, ikisi de senin diğer insanların aktivitelerine istediğin şekilde katılamamana neden oluyor. İkisini de diğer insanlar senin dış görünümünden hemen anlayamazlar, ikisini de diğer insanların anlamaları için AÇIKLAMAN lazım.

Ama birinde sakınca görmüyorsun, diğerinde görüyorsun. Niye?
Niyesi kültürel geleneklerden kaynaklı. Ve işin ilginç tarafı dünyanın neresinde olursa olsun hemen hemen aynı yaklaşımlar izlenebilmektedir.
Anne-babalar, çocukları 'normal' değilse utanır, kendini bir nevi suçlu hisseder, 'normal' olmayan şeyleri gizlemeye, saklamaya çalışır vs.
Sizde nasıl bilmem ama bizde benim çocukluk zamanımda (60'lı-70'li yıllarda) sözde 'uzmanlar' dahi anne-babalara 'çocuğunuzun yanında kesinlikle kekemeliği dile getirmeyin, daha kötü olur' gibi tavsiyelerde bulunurlardı. Aşırı duyarlılaşmamızın bir nedeni de budur zaten.

O dönemin kekemeleri büyüdü ve geriye bakarak mağduriyetlerini çoğunlukla bu büyük TABU'ya bağlıyorlar. Bugün özyardım gruplarının başını çekiyorlar, araştırmacı, doktor vs. oldular.
Bugünün kekeme çocukları erken yaşta kendi dertlerini dile getirmeyi, kendilerini savunmayı, karşısındaki insanlardan anlayış talep etmesini öğreniyorlar. Terapistlerle anne-babalar onları bunu yaparken destekliyor. Biz buna 'çocukları kendi davasının uzmanı haline getirmek' diyoruz.
Bir çocuk nasıl ki 'karnım ağırıyor' diyebiliyorsa 'konuşmam aksıyor' da diyebilmeli ve annesinden, babasından şifa veya en azından teselli bulabilmeli.

Kekemeliğin utanılacak, gizlenecek, bizim insan olarak değerimizi düşürecek bir şeyin olmadığını özümsememiz kekemeliğimizle barışmamız için şarttır.
Ayrıca anlayış bekliyorsak karşımızdaki insanın neyi anlaması gerektiğini bilmelidir. Bunun için şunun bilincinde olmalısın:

  • Klasik kekemelik semptomları dışında hiç bir gizleme / saklama manevrası normal konuşan biri tarafından kekemlik olarak algılanmaz
  • Normal konuşanlar kekemelerin mağduriyetlerine önemli ölçüde negatif bir katkısı olan filimlerin etkisindedir, o yüzden hakiki kekemelere karşı nasıl davranacaklarını bilmezler, bunu anlatmak senin görevindir!
  • Normal konuşanlar, her köşe başında gördükleri 'kekemeliğe son' gibi reklamların doğruluğuna inanır, seni tembel olmakla suçlayabilir. Aksini açıklamak kekemelerin görevidir!
  • Normal konuşanlar kekemenin dış görünüşünden kekeme olduğunu kestiremez (yürüme veya görme engelli insanlara karşın) o yüzden ilk iletişimde şaşkınlık belirtisi sergileyebilir, buna hazırlıklı olmalısın!
Almanca bir söz var:
Alıntı:Sen ormanın içine ne biçim seslenirsen o biçim yankı yapar
diye.
Demek istediğim kekemeliği dile getirirken başını dik tutarsan, karşındaki insanın yüzüne bakarsan, özgüvenli olduğunu sergilersen genelde kimse seni terslemez.
Ama suç işlemiş gibi yere bakarak utanarak 'hocam, kekemelik işte' gibi bir açıklama yaparsan insanlar senin ne söylediğine değil, nasıl bir davranış sergileyerek bunu söylediğine karşılık verir. Bu da seni azarlamak veya yargılamak gibi hiç istemediğin bir şey olabilir.

Kekemeliğini dile getirmek sana ilk aşamada ağır gelebilir, belki utanç duygusunu henüz yenmiş değilsin, ama bir kere diyelim arkadaş ortamında dile getirdikten sonra ikinci, üçüncüde gitgide kolaylaşır. Ve beraberinde acayip bir rahatlama getirir.
Selamlar
Petra

Not: Zaman zaman Türkçe'mde devrik mevrik cümleler veya yanlış sözcükler kullanılırsa bağışlayın, Türkçe benim anadilim değildir!

Bu konuyu yazdır

  Blok çözme teknikleri nasıl oluyor?
Yazar: PetraS - 06/07/2016, 17:00 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (6)

Merhaba arkadaşlar,
bana her zaman blok çözme teknikleri nasıl oluyor diye soruluyor. Aslında bu soruya terapistler daha iyi cevap verebilir ve bu yazıyı okuyan terapistleri de kendi önerilerini yazmaya davet ediyorum!

Olcay arkadaşın bir sorusu şöyle:

Alıntı:Dilde dudakta nefeste bozukluk yok ama konuşma takıntılı. Peki şunu dicem .kendimden mesela , K harfinde mesela dilim işlevini yerine getirmıyor. Üst damaktan alt damağa inmediği için blok yapıyor ve kekemelik oluşıyor. Bu bazen kendi halimde olduğunda da oluyor nadir de olsa. Peki terapistler bu somut duruma somut olarak yaklaşım içinde olmuyorlar mı?
Tabii ki terapistler bu duruma somut olarak yaklaşım içinde oluyor. Ama belki senin beklediğin şekilde değil.

Kassel* Kekemelik Terapisi

(*Kassel Almanya'da orta büyüklükte bir kenttir)
Öncelikle konuşma teknikleri (fluency shaping) denilen birşey vardır. Bunlar takılsan da takılmasan da bir nevi tedbiren kullanılıyor. Yani blok oluşmasını tedbiren bir teknik kullanarak önlemiş olursunuz.
https://www.youtube.com/watch?v=ZuiBVnQTfKQ
4 dakikalık filmde terapinin gidişatını görürsünüz. Bilgisayar destekli hece uzatma tekniği ve yumuşak giriş öğretilir.
Kulaklığı olan genç terapi gören kekemedir, bıyıklı adam tekniği TV izleyicilerine tanıtıyor ve soru soruyor, kadın da terapist.

Çocuğun cevap verirken konuşma tarzına dikkat edin, sert ünsüzleri yumuşak konuşmaya çalışıyor. Ayrıca bilgisayarla nasıl çalıştığını gösteriyor.
Bayan kekemelerin kendi seslerini kontrol etmeyi ve eski konuşma yerine yeni bir konuşma tarzı öğrendiklerini anlatıyor. Yavaş yavaş başladıktan sonra gitgide normal bir konuşma hızına döndüklerini de anlatıyor. Ayrıca nefes egzersizleri de yaptıklarını söylüyor ve o anda ip tutarak nefes çalışması yapan bir grup kekeme gösteriliyor. Yoğunlaştırılmış grup terapisinde 15 gün boyunca günde 11 saat çalışma yaptıkları anlatılıyor. Ardından 3'er günlük tazeleme kurslarının düzenlendiği de açıklanıyor.

Kekeme çocuk 2:20 da okuldan dolayı terapiyi yaptığını, müşteri hizmetlerinde çalışmak istediğini ve terapiden önce (TV'de) nasıl konuştuğunu anlatıyor. Ayrıca terapiden sonra bir insan kitlesine nasıl konuşma yaptığı gösteriliyor, orada da yumuşak giriş tekniğini uyguluyor. Sonra çarşıya çıkıyorlar ve kendisi fırında ekmek alırken beraberinde gelen kız, çocuğun tekniği nasıl uyguladığını değerlendirip kendisine feedback veriyor.
Kasseler Stottertherapie (Kassel kekemelik terapisi) olarak anılan bu terapi son zamanlarda bilgisayar destekli olarak internet üzerinden de sunuluyor.
Türkiye'de mutlaka benzeri vardır.

Bizde uygulanan bu terapinin bence büyük bir dezavantajı vardır: duyarsızlaştırma yapılmıyor ve terapiyi yapıp sonradan yine önceki gibi kekeleyen birkaç kişi tanıyorum. Ancak düzenli olarak tekniği uygulayan kişiler der vardır. Bir avantajı, bizim sağlık sistemimiz dahilinde sertifikalı bir terapi konsepti olduğu için doktor havalesiyle hastalık sigortası tarafından tüm masrafları karşılanıyor (tazeleme kursları da dahil).

Bonn* Kekemelik Terapisi

(* Bonn Almanya'nn eski başkenti)
Şimdi gelelim Van Riper konsepti çerçevesindeki uygulamalarına...
Filmde göreceğiniz terapi uygulaması aslında karma bir konsepttir ama Van Riper konseptinin en önemli unsuru olan duyarsızlaştırmaya büyük önem veriyor. (Dil bilmezseniz de sadece kişinin konuşma tarzına ve hangi ortamlarda çalışma yaptıklarına dikkat ediniz!)
Filmin özeti aşağıdaki gibidir:
https://www.youtube.com/watch?v=J1i3oK7zJ8o
20 dakikalık filimde yine bir çocuğa eşlik ediyoruz. İlk dakikada çocuğun nasıl konuştuğunu ve yaşamın hangi ortamlarında kekemeliğin büyük bir engel olduğu anlatılıyor. Daha sonra bir profesör, kekemeliğin nörolojk bir sorun olduğunu ve terapinin o yüzden Bonn Kliniği'nin nöroloji bölümünde sunulduğunu açıklıyor. Yatılı olarak sunulan terapiyi gören kişilerin genç veya yetişkin olduklarını ve çeşitli başarısız terapiler nihayetinde Bonn terapisine havale edildiklerini anlatıyor. Klinikte bireylerin ihtiyaçlarına uygun olarak terapistler ve psikologlar birlikte terapi programını sunuyormuş.

1:44 dakikasında kendisi kekeme olan kurum müdürü Holger Prüss 1989 yılında Bonn kekemelik terapisinin konseptini oluşturduğunu anlatıyor. Bugüne kadar 1000 kadar kekemenin anılan terapiyi yaptığını anlatıyor.

Tekrar genci kekemelik konusundaki korkularını dile getirirken görüyoruz ve kurum müdürü Holger Prüss, kekemelikte en büyük sorunun, kekeleme korkusu olduğunu söylüyor. Kekemeliği sadece bir k-k-k-k-konuşma sorunu olarak gören terapistler, kekemeliğin özünü kavramış değildir diyor. Kekemlik bir buz dağına benziyor. Su yüzünde görünen kısım görünmeyen kısımdan çok çok daha küçüktür. Daha büyük olanı görünmüyor ve diğer insanlar tarafından da algılanmıyor, onlar da korku, utanç duygusu, aşağılık kompleksi, kendini değersiz görme, kendinden şüphelenme gibi ilgili kişinin günlük yaşamını önemli oranda belirleyen negatif unsurlardır.

'Bize gelen hastalarda bunlar psiko-somatik hastalıklar, örneğin depresyon veya sosyal izolasyon olarak kendini gösteriyor ama bunların hepsi kekemeliğin neden olduğu sorunlardır!' İşte terapinin ilk aşaması bu negatif unsurları psikoterapistlerin de yardımıyla gidermek ve yaşamın tüm ortamlarında kekemeliğe özgüvenli bir yaklaşım sergilemek (bu cümleyi gönüllü kekemelik yaparak söylüyor). Ancak bu sağlam temel üzerinde daha sonra öğretilen konuşma teknikleri kalıcı bir etki sağlayabilir.

6:40 dakikasında tekrar kekeme genç konuşuyor ve öğrendiği teknikleri uyguluyor. Konuşma tarzına dikkat ediniz!
Çocuk daha önce gördüğü terapilerin hiçbirinde psikolojik sorunlarının ele alınmadığını ve bundan dolayı da kalıcı sonuç vermediğini açıklıyor. Bonn terapisinde ilk günden itibaren korkularıyla yüzleştiğini ve kekemeliğinden dolayı artık kaçınma davranışlarına başvurmadığını söylüyor.

7:30 dakikasında çarşıda gönüllü kekemelik uyguluyor ki korkularını yensin!
7:50 dakikasında da telefonda gönüllü kekemelik yaparak konuşuyor.
'Ben ağır olan kekemeliğimi açıkça gösterdikçe korkularım azaldı ve böylece başarılı olmam benim için süper oldu!' diyor çocuk. 'Ama sadece Bonn şehrinde değil, ailemin yanında da, arkadaşlarımın yanında da veya sunum yaptığım basket kulübünde de konuşmayı başardım.' (Bunu anlatırken baştaki heceyi yumuşak ve uzatarak söylüyor ancak bunu sadece takılacağı zaman yapıyor (yani tedbiren değil).)

(8:45) Çocuk 'kekemeliğimi açıkça gösterip dile getirmem dolayısıyla özgüvenim de arttı...' (bu arada sokaktaki insanlara kekemeliğini açıyor)...'iki hafta terapi süresince nelerin değiştiği inanılır gibi değil' diyor. Çocuk bunların hala devam ettiğini ve artık üniversitedeki seminerlerde söz hakkı alıp konuştuğunu, eskiden okulda olduğu gibi artık susmadığını anlatıyor. Artık sabah uyandığında kendisini bekleyen ve konuşacağı sosyal ortamlardan korkmadığını çünkü kendini konuşarak kurtarabildiğini söylüyor. Ayrıca eskiye göre çok daha fazla konuştuğunu dile getiriyor.

9:45 dakikasında kurum müdürü uyguladıkları konuşma tekniklerini anlatıyor. Önce modifikasyon tekniklerini anlatıyor (Van Riper modeli) ki bunlar sadece takılma anında uygulanıyor.

10... dakikasında bunun birkaç örneğini gösteriyor. Takıldığı anda hemen kesiyor ve 'yumuşak giriş' tekniğini uygulayarak kelimeyi yeniden söylüyor. Terapi süresince kekemeler kekeleyecekleri sözcükleri önceden sezmeyi ve hemen müdahale etmesini öğreniyorlar.

10:50 dakikasında çocuk okuma egzersizi yapıyor yani kelimeleri biraz abartılı bir biçimde tekniğiyle söylüyor. Daha sonra bir arkadaşını telefonla arayarak yeni tekniğini gösteriyor (bunu arkadaşına da anlatıyor).

11:30 dakikasında yine terapist bu tekniğin sınırlarını açıklıyor ve hemen hemen her heceye takılan insanlara fluency shaping modelini öğrettiklerini anlatıyor.
(Bu model yukarıda izah edilen Kassel modelindeki gibi olduğu için ayrıntılara girmeyeceğim).
12:20 dakikasında çocuk sokaktaki bir bayana kekemelikle ilgili anket yaptığını ve bayana birkaç soru sormak istediğini söylüyor.

Terapist her iki modelin sınırları olduğunu ve bu yüzden ikisini de bir arada uyguladıklarını söylüyor. Yani birbirini tamamlayarak hem modifikasyon hem fluency shaping. Bonn modelinin avantajı, kekeme bireyin kendisine uygun olanı istediği gibi kombine edebilmesidir.
12 danışan, 5 terapist sabahtan akşam geç saatlere kadar konuşma tekniklerini her ortamda birlikte uyguluyorlarmış. Bu çerçevede teknikler hem stabilize ediliyor hem de içselleştiriliyormuş. Bu nedenle de danışanlar daha sonra sürekli olarak öğrendiklerini günlük yaşamlarında da uygulayabiliyorlarmış.

15:20 dakikasında tekrar çocuk konuşuyor ve terapinin başında kendisine bir cümle söylendiğini söylüyor:
Alıntı:Terapinin başarısı kendini terapi odasının dışında gösteriyor!
Daha önce yaptığı tüm terapilerde teknikleri terapi odasında uygulayabilmiş ancak günlük yaşamda ve aile ortamında bunu yapamamış. İlk haftadan sonra kendisine bir CD vermişler, onu ailesine ve arkadaşlarına göstermiş ve bu CD'de aile ve arkadaşların kendisini terapi süresince nasıl destekleyebildikleri gösteriliyormuş.

Her hafta sonunu evde geçirmiş, çarşıya vs. gittiğinde kendi konuşmasını hep banta çekmiş ve bu ses kayıtlarını terapistlerle birlikte daha sonra değerlendirmiş. Terapi bittiği halde bunu hala yapıyormuş ve tekniklerini iyice içselleştirdiği için üniversitede tahtaya kalkıp arkadaşlara birşeyler izah etmek zorunda kaldığı zaman bile teknikleri otomatikman uyguluyormuş.

17:20 dakikasında terapist, terapi başarısının ölçütünün kalıcılık olduğunu vurguluyor. En ağır kekeleyen bir insanın kekemeliğinin bile basit tekniklerle kısa vadeli değişebildiğini ancak bunun uzun sürmediğini açıklıyor. Önemli olanı süreklilik!

Bu arada çocuk eski videosuna bakıyor ve geriye bakarak neler öğrendiğini söylüyor. Teknikleri güzel bir biçimde kombine edebildiğini ve terapi sonrası bir haftalık tazeleme kurslarının da faydalı olduğunu söylüyor.

20:10 dakikasında terapist anketler bazında terapi başarısının ölçüldüğünü ve bugüne kadar 630 hastanın uzun süreli (5 yıllık) başarılarını dile getirdiklerini söylüyor. (Bu arada istatistikler gösteriliyor ve bir ölçüt 'konuşma başarısı' biri de 'kişisel başarı' olmak üzere nasıl değerlendirdikleri anlatılıyor) %90 küsür kalıcı başarıları pek iyi / veya iyi olarak değerlendirmiş.

Bonn kekemelik terapisinin konseptini Türkiye'de uygulayan terapistler vardır. Ancak tabii ki 3 aylık yatılı terapi olarak uygulamak neredeyse mümkün değildir. Bize genellikle bireysel terapilerden sonuç alamayan kişiler doktor tarafından Bonn'a havale ediliyor, masraflarını hastalık sigortası karşılıyor.

İyi izlemeler!
Selamlar Petra

Bu konuyu yazdır

  Özyardım nedir, avantajları nedir?
Yazar: PetraS - 04/07/2016, 18:56 - Forum: Öz terapi ve öz yardım - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,
aslında özyardımın adı üstünde... Sen kendine (özüne) yardım ediyorsun. Ne zaman ve niçin bunu yapıyorsun? Belki başkası sana yardım edemedi, belki çok kez hayalkırıklığına uğradın, belki artık pes ettin.

Almanya'daki Kekemelik Özyardım hareketinin yaklaşık 40 yıllık bir geçmişi vardır (bu sene 43. kongremiz olacak), Avrupa'nın diğer ülkelerinde ve ABD'de daha da eskidir.

Kekemeliğin özelliklerinden biri, bireylerin aşırı derecede kekemelik konusunda duyarlı olması. Ne kekemeliklerini açık göstermek isterler, ne de kimsenin kekemeliklerini yüzlerine vurmalarını isterler, ne de yanlarında çevrelerinde başka kekemeler kabul etmek isterler. Aslında sadece saklanıp kabuğuna çekilmek isterler.

Genel olarak kekemelerde izlenebilen bu davranışlar boşuna değildir. Çocukken sürekli azarlanmaları, okuldaki alaylar, toplumda reddedilmeleri vs. kendilerinde bu duyguları yarattı. Ve kendilerini bu dertlerle yalnız hissediyorlar. Halbuki hiç de yalnız değiller. Dünya ortalamasına göre her 100 insandan biri kekemedir.

Başka kekemelerle karşılaşmak, onları dert ortağı olarak tanımak, onlarla geçmiş hadiseleri paylaşmak müthiş bir tecrübedir!
Fakat belki, belki bunu yapmak için ilk adım zor olabilir, cesaret ister...

Almanya'nın ünlü terapistlerinden Andreas Starke (Van Riper terapisini bizzat Van Riper'in kurumunda öğrenip Almanya'ya getiren kişi) 1970'li yıllarda kendi kekemeliğini çözmek için bir arayışa girmiş. Bu bağlamda İsveç'te düzenlenen bir kekemelik kongresinden haber almış ve İsvec'e gitmeye karar vermiş. Hayatında ilk defa yoğun bir kekeme kitlesinin bir araya gelerek kekeleye kekeleye gayet rahat konuştuklarını görmüş ve şaşkına dönmüş. Bu tecrübe hayatını öylesine etkilemiş ki Almanya'daki özyardım hareketinin kurucularından biri olmuş. Ancak İsveç'tekilerin uyguladıkları yaklaşım Amerika'dan geldiğinden eğitimini daha sonra Amerika'da almış. Yine aynı kişi şu hadiseyi anlatıyor:

AndreasStarke, tercümesi PetraS Adlı Kullanıcıdan Alıntı:'Kekeleyen İşveçli psikolog Anders Lundberg bana 1976 yılında Göteborg kentinde şöyle bir şey gösterdi: 5-6 kişilik bir grupla çıkışta kasası olan bir restoranda yemek yemiştik. Biz sıraya dizilmiştik, Anders hemen önümdeydi. Omuzundan arkasına dönerek bana dedi ki: 'Ben şimdi kasacı kız göz temasını kesip yere bakana kadar kekeleyeceğim.' İçime bir korku girdi kendi kendime acaba ne olacak diye sordum. Daha sonra ise kendimi teselli ettim, çünkü ben değil, o bunu yapacaktı ve ben her halükarda sanki onunla alakam yok numarası yapabilirdim. Ve öyle de oldu. Sıra ona geldiğinde şöyle sözüne başladı: 'Ben i-i-i-i... (kız ona bakıyor) i-i-i-i... Ben i-i-i (kız masaya bakıyor) i-i-iki ta-ta-ta... (kız yine ona bakıyor) iki ta-ta-tane (kız yere bakıyor) tane bira içmiştim.' Bütün bunlar en azından 10-15 saniye sürdü.
Benim için bu hadise çok etkileyici oldu. Kafamdan şimşek çakarcasına bir düşünce geçti. 'Ben kendi kekemeliğimle bu adam kadar rahat olmayı öğrenemezsem bulunduğum çıkmaz sokakta tıkanıp kalacağım.' Durumum şöyleydi: Kekemeliğimden dolayı korku ve utanç duygusu beni sarıyordu ve herhangi bir konuşma tekniği uygulayarak kendimi kekelemeden konuşmaya zorlamaya çalışıyordum. Anders bana çözüm yolunun başka, bambaşka olduğunu gösterdi.

Bu tür tecrübeleri edinmek için illa başka kekemelerle bir araya gelmek gerekir. Almanya'nın Köln kentinde 25 yıldan fazladır bir kekemelik özyardım grubu vardır. Biliyordum da oraya gitmeye cesaret edememiştim. Yeri ve saati belli... İlk kez gittiğimde çok muğlak duygularla gittim. Neredeyse midem bulanıyordu. Ne diyecekler? Beni dışlamayacaklar mı? Senin bu az kekemeliğinle, bu başarılı iş hayatınla bizim aramızda ne işin var? demiyecekler mi? Başka insanlar yanımda kekelerse buna tahammül edebilecek miyim? Tuhaf olmayacak mı? Ya yanlış davransam? Kekemelerin şakasına gülünür mü? Demiyecekler mi kekemeliğime güldün? Bin bir düşünce aklımdan geçiyordu. Ondan sonra oraya vardım. Grup toplantısı saat 19:30, 5-6 kişiydik çünkü gelme mecburiyeti yoktur, gelen gelir, zamanı olmayan evde kalır...

İlk dedikleri: 'Hoş geldin!' Kendini tanıttılar ve baktım ki benim kadar az hatta benden çok daha az kekeleyen insanlar bile var. Tabii ki daha çok kekeleyen insanlar da vardı ama orada bir kural geçerli: kimse kimsenin sözünü kesmeyecek. 'Bitti' demeyene kadar söz hakkı başkasına geçmez. Ve bizim Köln'dekiler başlangıçta 'flaş' diye herkesin kendi halini ve ne yapmak istediğini söyleme fırsatı bulduğu bir tur yapıyorlar. Örneğin biri 'yarın sunumum var' diyorsa sunumunu gruba tanıtır ve gruptan bir feedback alır. Ya da iş görüşmesi yapacaksa biri iş veren olur, soru sorar, diğeri cevaplamaya çalışır ve gerekirse kameraya çekeriz ve ardından inceleriz. Geriye kalan grup da hep görüşünü söyler ve neyi düzeltebileceği konusunda tavsiyelerde bulunur.

Ben şimdi fırsat buldukça düzenli gitmeye çalışıyorum. Grupla birlikte gemi seferi ve ızgara yaptık, yıllık kongreye katıldık, terapist adaylarını ziyaret ettik, McGuire programının tanıtımını dinledik vs. Birçok arkadaş terapi yapmadıklarını ancak gruptan dolayı rahatladıklarını söylediler. Kimisini kekeme olduğunu bilmezseydim tespit edemezdim ama çoğu özyardım grubundan sonra önemli düzelmeler yaşadıklarını söylediler. En azından kekemelikten dolayı dertleri olursa kime başvurabileceklerini, kendilerini anlayan insanları nerede bulabileceklerini bilirler.

Kekemelik özyardım gruplarını devlet veya bir kurum kurmaz, tamamen kekemelerin öz inisiyatifleri bazında kurulur. İyi ki varlar! Ve siz de o fırsatı değerlendirebilirsiniz! Bulunduğunuz şehirlerde birbirlerinizle ilişkilenin ve bir buluşma organize edin. Gerisi gelir!
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır