Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 348
» Son Üye: kevser
» Toplam Konular: 307
» Toplam Yorumlar: 976

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 6 kullanıcı aktif
» 1 Kayıtlı
» 5 Ziyaretçi
Özgün588

Son Aktiviteler
Ve başlıyorum..
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: pasha10
Dün, 17:07
» Yorumlar: 2
» Okunma: 67
McGuire Programı ve Video...
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: PetraS
Dün, 17:06
» Yorumlar: 4
» Okunma: 673
Kekemelik hayatım ve ben
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: Selocan
Dün, 09:06
» Yorumlar: 22
» Okunma: 572
Kekemeliği Modifiye Etme ...
Forum: Videolu Anlatımlar, Terapi Örnekleri vs.
Son Yorum: PetraS
21/11/2017, 22:02
» Yorumlar: 1
» Okunma: 71
Benim Hikayem
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: PetraS
21/11/2017, 21:35
» Yorumlar: 2
» Okunma: 38
Okulun ilk günü (tanisma ...
Forum: Okul, iş hayatı ve kekemelik
Son Yorum: Selocan
17/11/2017, 16:33
» Yorumlar: 2
» Okunma: 878
Benim Hikayem
Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri
Son Yorum: zeeybeek89
17/11/2017, 13:05
» Yorumlar: 2
» Okunma: 77
Herşeye engel
Forum: Okul, iş hayatı ve kekemelik
Son Yorum: kyaman
14/11/2017, 21:07
» Yorumlar: 3
» Okunma: 104
Kekeleyenlerin Beyninde F...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: kyaman
05/11/2017, 14:54
» Yorumlar: 1
» Okunma: 304
Yeni bir bakış açısı - İn...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: PetraS
02/11/2017, 00:17
» Yorumlar: 0
» Okunma: 319

 
  Faydası dokunan egzersizler ( Kendi açımdan )
Yazar: Suwa - 29/07/2017, 13:05 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorum Yok

Bırakın konuşmayı ismimi bile söylemekte zorluk çeken hatta farklı isimler ( ali,metin ) gibi isimler söyleyen biriydim. Kekemelikforum sağolsun kekemeliğe olan bakış açığımı değiştirdi, hem daha bilgilendim hem herkesin benim gibi zorlandığı ve tek olmadığımı hatırlattı. 

Öncelikle artık daha akıcıyım %80 akıcı diyebilirim tabikide takıldığım tıkandığım kısımlar oluyor fakat 1-2 deneme sonucu gayet rahat şekilde söylüyorum zamanla dahada iyiye gideceğini düşünüyorum. Bunu nasıl başardım ? 

- Spora başladım ( Fitness ) 
- Düzenli Uyku 11 Gibi yatmaya başladım
- Düzenli besleniyorum
- Modifikasyon kullanıyorum (    https://youtu.be/oTJvWWb1p40?t=4564 emre hocamın yayında gösterdiği modifikasyon )
- Günde 2-3 saat aynaya bakarak kitap okuyorum sanki birisine birşey anlatıyormuş havasında modifikasyon ile ( amacım modifikasyona çok iyi uyum sağlamak )
- Her sabah 20-30 dk iyi bir nefes egzersizi yapıyorum ( Diyafram ) hem beni rahatlatıyor hem konuşurken işime yaradığını hissediyorum
- Şuana kadar saydıklarım akıcılığımda %30 bir etken diyebilirm fakat şimdi %70 lik kısmı anlatıcam en zor ama en etkilisi.
- "Duyarsızlaştırma" Modifikasyon ile sürekli insanlarla konuşmaya çalışıyorum bakın ilk başlar çok zordu modifikasyon kullansam bile anca %30 gibi bir akıcılığım vardı ( hem yeni modifikasyon uyguluyordum alışma süreci ) zordu hergün başarısız oluyordum fakat zaman geçtikçe artık kontrolü ele almayı öğrendim 1 hafta üst üste spordaki hocama "orkun hocam kolay gelsin görüşmek üzere" kelimesini söyliyemedim her gün başarısız oluyordum ya başında takılıyordum yada ortasında ama her başarısız olduğumda yarın daha iyisi olucak yarın yapmam gerekiyor yapacaksın gibi kelimeler söylüyordum beynime ve inanın bana beynin başka şansı yok sizin dediğiniz ve inandığınıza oda inanacak ve oda emirleri uygulayacak 1 hafta başarısızlığımdan sonra 2.haftam kontrollü şekilde "orkun hocam kolay gelsin görüşürüz" diyebildim ve dediğim an "bugün bende bir farklılık gördünüzmü hocam" kelimesini ekledim o kadar motive olmuştum ki ekstradan 2.cümleyi ben kendim ekledim ve o günden sonra çoğu yerde 1-2 başarısızlıktan sonra akıcı olmaya başladım bence tek altın Kural
"İSTE VE YAP " zor olanı yaparsak hayatımız sonrasında gerçekten kolay olur fakat kolay olana kaçar konuşmayı kesersek,burada konuşmam gerekmiyor zaten deyip geçiştirirsek hayatımız gerçekten zor olur . Umarım yardımcı olabilmişimdir

Bu konuyu yazdır

  Terapilerde Hedef Ne Olmalı?
Yazar: PetraS - 20/07/2017, 13:05 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorum Yok

Merhaba arkadaşlar,
çoğunuz çeşitli merkezlerde ve kurumlarda 'kurs' ya da 'terapi' adı altında kekemelik eğitimi görmüşsünüzdür.

Terapistlerin vaatlerini çokça ele aldık, gerçekçi bir terapisti yalancıdan nasıl ayırabileceğinizi de detaylı anlattık. Bugün de kekemelerin umut ve beklentilerine ve gerçekçi hedeflere yönelmek istiyorum.

Kekemelerin Umut ve Beklentileri

Her kekemenin umudu elbette ki bir gün kekemelikten kurtulmak, sürekli ve her yerde akıcı konuşmaktır. Bu umut maalesef çoğu zaman gerçekçi değildir.

Kaldı ki en iyi terapist bile bir kekemeyi ilk kez dinlediği zaman onun değerlendirmesini yaptığı zaman tam bir teşhis koyamaz.
Kekemelik teşhisi tabii ki kolay konur ama bazen ikincil semptomlar gerçek / ham kekemeliği o kadar örtüyor ki asıl kekemeliğin ne kadar inatçı olduğunu kestirmek mümkün değildir.

Alıntı:Terapinin sonunda hep akıcı ve kekelemeden konuşmak istiyorum

Eğer bir danışan bu cümleyi söylerse terapistin de görevi ona gerçekçi hedefler sunmaktır.
Her kekeme hatta en ağır vakalar bile belli başlı ufak hilelerle akıcı konuşturulabilir. Bu metronom vasıtasıyla mümkündür, konuşma tarzını değiştirerek mümkündür, dikkati başka konular üzerine odaklayarak (örneğin nefes kontrolü yaparak) mümkündür ama bütün bunlar 
  • kalıcı değildir
  • gerçek yaşamda pratik değildir
  • bir danışan bunu yapamıyorsa veya yapmak istemiyorsa da yargılanacak bir durum değildir.
İyi bir terapist bunun farkında ve o yüzden danışanını gerçekçi hedefler konusunda aydınlatır.
Alıntı:Senin kekemeliğini ortadan kaldıramam, sana sadece daha akıcı ve kendinle barışık, asgari düzeyde kekelemeyi öğretebilirim.

Hedef sürekli ve her yerde kekelememek ise danışanın hüsrana uğrayacağı kesindir. 
Ama eğer hedef yukarıda belirtildiği gibi ise her katedilen mesafe bir kazanç olur.

Bir danışan sadece kekelememeye kilitlenirse terapiden sonra yaşadığı her takılma bir başarısızlık gibi olur.
Ama danışan zaten ileride de kekeleyeceği konusunda aydınlatılmış olup kendine bir tolerans payı tanırsa kekelemek de sorun teşkil etmez.

Neyi hedeflemeliyiz?

Çevremdeki onlarca kekeme arkadaşıma baktığımda herkesin hikayesi ve herkesin kekemelik derecesi farklıdır. Hepsi de genelde bir sürü terapi süreci geride bırakmış ve terapi öncesi bilgilendirilmelere bağlı olarak ya mutlu mesut ya da hüsranla o terapi sürecinden çıkmıştır.

Zamanla herkes kendi kekemeliğiyle tanışmış, onu bileşenlerine ayırmayı ve onunla oynamasını öğrenmiştir.
Esas en önemli adımlar kekemelik korkusunu yenmek ve özgüvenli bir kekeme olabilmektir.
Bunca kekeme ve 'eski kekeme'nin öyküsünü dinledim ama hepsinin ortak noktası budur. 

Bu nedenle kekemelik korkusunu ele almayan hatta ciddiye bile almayan terapiler boşuna harcanan para ve zamandır.
Kekelememeyi vaadeden ve olası geri dönüşlerde suçu danışanın üzerine atan terapistler yalancıdır, kendi acemiliklerini bu tür ifadelerle örtbas etmeye çalışıyorlar.

Güzel konuşmak değil, daha güzel kekelemek

Ben şahsen 'güzel konuşmak' gibi değer biçen kavramlar duyduğumda gıcık kaparım. Hele bu kavram ile duygular sömürülürse çok fena kızarım. Güzel konuşmak ne demek?
Topal bir adama 'keşke daha güzel yürüyebilseydin' diyebilir miyiz? Der miyiz? Demeyiz. Çünkü üzüleceğini biliyoruz. Öyleyse hiçbir terapist 'güzel konuşmak' kavramını kullanmamalı. Tarif edici kavramlar olur mesela 'daha akıcı konuşmak', ama gerçek dışı vaatlerle müşteri kollamak küstahlıktır.

Van Riper'in de sözüne bakarsak 'Sana akıcı konuşmayı öğretmeme gerek yoktur, onu zaten biliyorsun. Sana sadece daha güzel kekelemeyi öğretebilirim' o zaman gerçekçi bir yaklaşımı görebiliriz.

Bütün hayatı boyunca kekeleyen Van Riper de kimi zaman akıcı konuşabildiğini ve kimi zaman tamamen tıkandığını biliyordu.
Van Riper ve onun ekolü danışanlarına takıldıkları, tıkandıkları zaman ne yapmaları gerektiğini, kekemeliği nasıl kontrol altına alabildiklerini öğretiyordu.

Bu arada her vakada aynı derecede başarılı olamıyorlar. Bu durum da çeşitli etkenlere bağlı olabilir.
Kimi kekemeye duyarsızlaştıktan sonra kazandığı korkusuzca kekeleme becerisi yetiyor, takılmak yerine kolay kekemelikle idare ediyor, özgürce kekeliyor.

Kimisi de her yerde her anda öğrenmiş olduğu pullout modifikasyon tekniğini devreye sokup mümkün olduğunca görünürde akıcı konuşmaya çalışıyor.

Kimisi de tüm tekniklere rağmen istediği akıcılığı kazanamıyor ama en azından tiksiz ve özgüvenli kekeliyor.

Sonuçta siz kendi kekemeliğinizle yüzleştikten sonra bu olanaklar arasında bir seçim yapmalısınız. Bu seçim duruma ve ortama göre de değişebilir. Örneğin işyerinde akıcı konuşmak için özen gösteriyorsunuz ama arkadaş çevresinde kendinize bir kekeleme payı tanıyorsunuz. Önemli olanı şu:
Alıntı:Kendi olanaklarınız çerçevesinde mutlu mesut ve kendisiyle barışık bir kekeme olabilmek

Bu şekilde terapi almış bir kekeme diksiyonun iyi olması gerekli olanlar dahil (hemen hemen) her işte çalışabilir.
Kekeme hakim, komiser, siyasetçi vs. tanıyorum.

Önemli olanı sahte terapistlere kanmamanız ve gerçekçi hedeflerle sizi doğru yönlendiren uzmana gitmeniz.
Öyleyse terapi öncesi görüşmede de hiç çekinmeyin, uzmanı iyice yoklayın, yöntemlerini sorgulayın ve size kekelememeyi vaadeden değil, gerçekçi hedefler sunan uzmanı seçin!
Başarılar dilerim
Petra

Bu konuyu yazdır

  Muammer
Yazar: UnHappyPerson - 19/07/2017, 06:13 - Forum: Kekeme Hayatlarımızın CV leri - Yorumlar (1)

Merhabalar
Benim adım Muammer ve yaşım neredeyse 25 olacak.
Ailemin söylediğine göre 4-5 yaşlarımdayken başlamış.İlkokul ve ortaokul da sıralarda hep yalnız oturdum.Çünkü insanlarla geçinemiyor ve arkadaş olamıyordum ama bunun sebebi kesinlikle konuşmamla alakalı olmadığını biliyorum.Çünkü 15 yaşıma kadar kekeme olduğumu bile düşünmüyordum.15 yaşıma kadar çok güzel bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim.O zamanlar en azından yalnız değildim futbola ilgim çok fazlaydı ve başarılı bir futbol oyuncusuydum.Tek zevk aldığım olay futboldu ve az da olsa bir şeyler paylaşabildiğim insanlar vardı.Sonra tabi lise ve dershaneler başladı.Zorla insanların arasına sokulmuşum gibi hissediyordum.Özel lise ve dershaneler falan filan oralarda insanlarla iç içe olmanız için ellerinden geleni yapıyorlar  ve kesinlikle kendi başınıza oturmanız mümkün değildi.Bu durum beni çok geriyordu ve bunalım lise hayatında başlamış oldu.Çünkü insanlarda bana ilginç gelen hiç bir şey olmadığını düşündüğümden ilişkilerinden hep uzak durdum.Lise bitene kadar bu bunalımı internet sayesinde atlattım.O kadar nefret ediyordum ki insan içinde olmaktan inanın Lise 2-3-4 hatırlamıyorum bile.
Lise hayatımda kekemelik arttı tabi beni benden aldı çünkü insanlara bir şey anlatmaya çalışırken insanların gözlerini kısması ve benim kendimi ucube gibi hissetmem üzerine dünyayla iletişimi kesmeye karar verdim.Öğrenebildiğim kadar her şeyi kendi başıma öğrendim.Durumun böyle olması sosyal yönden zayıf kalmama ve çok az olan güven duygumun yok olmasına neden oldu.Hayatımda sadece bir kere kekemelik programına gittim ve 11 gün kadar kısa süre içerisinde % 90 oranında bir başarı sağladım.Bu başarı yavaş konuşma üzerine kuruluydu.Yavaş bir şekilde konuştuğumda fark ettim ki düşünmeme fırsat oluyor ve nasıl konuşacağımı anlıyordum.Programdaki insanlarla çok rahat ve düzgün şekilde konuşabiliyordum çünkü onlarda benim gibiydi ve bu beni rahatlatıyordu.Sonra gerçek dünya ya  aşırı derecede yavaşlatılmış konuşma şekliyle çıktığımda başaramadım..Sonra fark ettim ki asıl sorun psikoloji de yatıyor.Kaygılarım var ve bunları yenememek beni nasıl deli ediyor anlatamam.Liseden sonra en son olarak 1 yıl önce inşaat mühendisliği bölümünü dereceyle bitirdim.Nasıl bitirdiğimi tahmin ediyorsunuzdur ve evet en zoru bitirme projesiydi.Çok iyi hatırlıyorum Bitirme projesi sunumu var diye 3 gün ne kabuslar gördüm.3 gün içerisinde de uyuyamadım zaten sinirler falan gerilmiş yorgun argın gittim tabi ki çok zor geçti ne anlattım ettim inanın hiç hatırlamıyorum.Hayatımda konuşmak dışındaki yapılabilecek her şeyi yaptım ama hiç biri konuşmanın yerini tutmuyor.Kendi başınıza bir yere kadar gelebiliyorsunuz büyüdüm mü ne artık yaptığım hiç bir şeyden memnun değilim çok yalnızlık çekiyorum çoook.
Şimdilerde 1 yıllık inşaat mühendisiyim ve başlangıç için güzel sayılabilecek bir maaşla özel bir firmada ki baraj inşaatı işine gitmedim daha doğrusu kendime güvenim olmadığından gidemedim.Aklıma hep kötü senaryolar geldi. Şantiye şefi cep telefonundan arayarak '' Muammer,bugün ne yaptınız ? '' diye sorduğunda vereceğim cevabı düşündüm durdum.Çünkü çoğu zaman bir cümleyi bile bir araya getirip konuşamazken nasıl olur da şantiye şefine günün özetini anlatabilirdim ?
Düşünüp duruyorum kimseye kötü bir şey yapmadım.Niye bana rastladı niye yani? Tek buda değil görme problemim de var.Ne yapmış olabilirim de böyle bir ceza ya layık görüldüm.İnsan hayret ediyor.
Neyse fazla uzattım biliyorum kusura bakmayın.Forumda yeniyim kendimi tanıtayım dedim.

Bu konuyu yazdır

  B harflerinde blok oluşumu
Yazar: KaanTalha - 16/07/2017, 21:00 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (2)

B harflerini söylerken gerisinden gelen herhangi bir kelime ile ulama oluşturmadığı zaman ciddi bir blok oluşumu yaşıyorum ve ne yaparsam yapıyım harf çıkmıyor. Bu harfi önüne sesli bir harf koyarak okumak dışında kolayca çıkarmanın başka bir yolu var mı? Ayrıca kendi başımayken bu harfi rahatça çıkarabiliyorum yani fizyolojik bir sorun olmadığını düşünmekteyim.

Bu konuyu yazdır

  hipnozun kekemelige faydasi olurmu
Yazar: nafe - 15/07/2017, 19:09 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorumlar (2)

Salam.Hipnozun kekemelige faydasi olurmu? bu isin uzmani olan bir doktor var,yurt disinda egitim almis,kekemeligi hipnozla 3 seansa duzelte bilecegini soyluyor,fikriniz nedir?

Bu konuyu yazdır

  Serdar Kılınçlar ile Söyleşi 14.07.2017
Yazar: PetraS - 15/07/2017, 10:15 - Forum: Kekemelikle ilgili hangoutlar - Yorumlar (3)

Merhaba arkadaşlar,
14.07.2017 tarihinde Serdar Kılınçlar ile yaptığımız terapist hangouts'unu aşağıdaki link üzerinden izleyebilirsiniz.
Serdar beye daha başka sorularınız varsa cevap butonuna basarak sorabilirsiniz. Serdar bey size cevap verecektir.
https://www.youtube.com/watch?v=S3XVTyUy1j4
Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  Van Riper'den Bir Mektup
Yazar: PetraS - 12/07/2017, 21:36 - Forum: Van Riper Tekniği - Yorumlar (3)

Merhaba arkadaşlar
Aşağıdaki mektubu terapist Andreas Starke'nin izniyle size Türkçeye çevirdim, olası eksikliklerimi bağışlayın!
İyi okumalar


Alıntı:Bu mektubu Charles Van Riper 1987 yılında ilk terapi grubuma yazmıştır. Kekeleyen yetişkinler için sunduğum ve 'yoğunlaştırılmış aralıklı kekemelik terapisi olarak Van Riper Programı' adını verdiğim grup terapisini 1987 yılında ilk kez planladığım zaman bu projeyi Charles Van Riper ile mektuplaşarak tartışmıştım. Bu bağlamda kendisinden danışanlarım için küçük bir mektup yazmasını rica etmiştim.
Van Riper bana aşağıdaki mektubu gönderdi. Bu mektup Almanya Kekemelik ve Özyardım Federasyonu'nun KİESELSTEİN adlı dergisinde yıllar önce yayınlanmıştır. Uzun zaman bu mektubu tüm danışanlarıma terapinin sonunda ve 1995 ile 2005 yılları arasında eğitim verdiğim 1.008 meslektaşıma 5 günlük 'Kekemeliğin Teorisi ve Terapisi' isimli seminerden sonra veriyordum.

Western Michigan University
Charles Van Riper Language, Speech and Hearing Clinic Tel. (616) 383-0963
15 Temmuz 1987


Almanya'daki kekeme arkadaşlarıma!

Andreas Starke'nin bana Almanya'da planladığı ve şu anda katıldığınız kekemelik terapisi programını anlattığı mektubu aldığımda çok sevindim. Bu proje kolay bir proje değildir, hem cesaret hem de emek gerektirir ama orada karşılaşılan rahatsızlıklar çekilir çünkü çabalarınızın ürünü bir o kadar değerli olacaktır.

Muhtemelen çoğunuz daha önce size geçici akıcılık kazandıran tedavi yöntemlerine başvurmuşsunuzdur. Ancak biz kekemelerin akıcı konuşmayı öğrenmemize gerek yoktur. Nasıl yapıldığını zaten biliyoruz. Hepimiz belli zamanlarda ve belli şartlar altında akıcı konuşabiliyoruz. Ancak akıcı kekelemeyi beceremiyoruz. 82 yaşımda size şunu söyleyebiliyorum: bütün ömrüm boyunca kekeledim, ancak efor göstermeden kekelemeyi öğrendiğim anda hayatım müthiş bir şekilde değişti.

Muhtemelen siz de ömrünüzün sonuna kadar biraz kekelemeye devam edeceksiniz, ancak konuşma bozukluğu hiçbir engel teşkil etmeden, göze çarpmadan hafif ve rahat kekelemek mümkündür. Korkularla yüzleşmek ve kekemeliği değiştirmek için bunları adeta alet haline getirmek ağır olabilir. Yüzlerce kekeleme çeşidi vardır, bunların hepsi birbirinden kötüdür, ancak bu konuda eğitim aldıktan sonra rahat ve hafif kekeleme imkanı da vardır. Neden normal konuşan olmadıktan sonra normal konuşan numarasını yapacaksınız ki? Gösterin kekemeliğinizi ondan sonra da onu dizginleyinceye kadar onunla güreşin. Her insanın hayatında baş etmesi gereken bir canavarı vardır. Sizinki de kekemeliktir - aynen benimki gibi. Ama ben onu kontrol altına almış isem siz de onu başarırsınız.

Ama sakın yeni gelişen akıcı konuşmanın verdiği müthiş duygunun cazibesine kanmayın. Tüm çabalarınız sonucunda elde ettiğiniz başarının ölçütü kaç kelime kekelemeden konuştuğunuz değil, nasıl kekelediğiniz olmalı. Biraz kekemelik sizin için gereklidir, yoksa onu değiştirmeyi öğrenemezsiniz. Kekemeliği yakalayın, yakalayınca da sevinin çünkü her kekeleme size onu daha güzel bir şeye dönüştürmeye fırsat verecektir.
Evet okyanus ötesindeki oğullarım ve kızlarım! Size bol bol şanslar dilerim. Yaşamınızın benim gibi düzelmesi imkansız bir kekemenin yaşamı kadar başarılı geçmesini canı gönülden temenni ederim.
Saygılarımla Charles Van Riper

Andreas Starke, Logopäde Höperfeld 23, 21033 Hamburg Telefon (040) 724 100 07 E-Mail: Info@andreasstarke.de

Bu konuyu yazdır

  Duyarsızlaştırma ile Meydan Çalışması Özdeş Değildir
Yazar: PetraS - 11/07/2017, 21:15 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorumlar (1)

Merhaba arkadaşlar,

Türkiye'deki arkadaşların ve terapistlerin anlatımlarından anladığım kadarıyla DUYARSIZLAŞTIRMA konusunda büyük bir yanlış anlaşma gelişmektedir.

Bunun sebebi de muhtemelen kekemelik terapileri hep içeride terapi odasında uygulanırken aniden danışanların terapistleriyle birlikte (veya terapistsiz) sokaklara dökülmeleri ve orada alan çalışması yapmaları.

Ama her türlü alan çalışması duyarsızlaştırma ile özdeş değildir!

Alan çalışması Almanya'daki terapi konseptlerinde her zaman vardı. Terapi odasında öğretilenlerin yaşamın içinde (İN VİVO) uygulanması için dışarı çıkılırdı ve buna İN VİVO yani YAŞAMIN İÇİNDE çalışma denirdi.
Alan çalışması için belli bir terapi konsepti şart değildir, her konsept müsaittir ve terapinin her aşamasında da yapılabilir.
Ama kekemelik terapisinde duyarsızlaşmak demek kekemeliğe karşı, kekelemeye karşı duyarsızlaşmak demek.

Duyarsızlaştırma+istemli kekemelik ayrılmaz ögelerdir!

Duyarsızlaştırmanın başlıca amacı kekemeliğe karşı ömür boyu geliştirilen aşırı duyarlılığı azaltmak, hatta sıfırlamaktır. Ve bu Van Riper ekolünün ilkelerine göre sadece istemli kekeleyerek olur.
Yani sürekli kaçındığımız, sürekli redettiğimiz, nefret ettiğimiz, hatta yargılandığımız, eleştirildiğimiz kekelemeyi bilinçli olarak yaparak olur. 
Bu yöntem Van Riper terapisinin ikinci aşamasında uygulanır. Duyarsızlaştırma çalışmaları

  • telefonla
  • dışarıda yabancı insanlarla iletişime geçerek
olur ama bunu yaparken istemli kekemelik yapmak şarttır.
Ve istemli kekemeliğin de 
  • kendi öz semptomlarına yakın
  • kendi öz semptomlarından uzak, gayet yapaya kadar
kuralı ve çeşitleri vardır. Bu konuda herkes kendine uygun olanı da terapistiyle anlaşarak deneyebilir.

Ne ile alana/meydana çıkarsan ona karşı duyarsızlaşırsın!

Fluency Shaping alanına giren bazı terapi konseptlerinde melodik veya ritimli konuşmak, veya YYY gibi farklı bir konuşma tarzı öğretilir. Bu konseptlerde amaç kekelemeden konuşmak ve farklı, yabancı konuşma tarzıyla barışmak, ona alışmaktır.
O tekniklerle dışarı çıkanlar bizde 'duyarsızlaştırma' çalışmasından bahsetmez (örneğin Kassel Terapisi) çünkü kekemeliğe değil, yeni konuşma tarzına alışmak için dışarı çıkarlar. 

Bu soruya daha iyi açıklık getirmek için konuyu Alman forumunda açtım ve Almanya'nın önde gelen terapistlerinden Andreas Starke'den şu cevabı aldım:
Alıntı:Benim sorum: İn vivo çalışması iye duyarsızlaştırma çalışması özdeş midir?

'İn vivo' kavramı terapi bağlamında gerçek yaşamda olan bir faaliyeti anlatır. (...) Yani gerçek yaşamda olan veya gerçek bir duruma benzer bir ortamda olan faaliyetler söz konusu. Gerçek bir terapide çoğu zaman bu tür durum ve ortamlar üretilir, örneğin: 'Sen (yani danışanım) satış elemanının yanına giderek bir harita soracaksın ve ben (senin terapistin) arka planda kalırım.'

Duyarsızlaştırmaya önem vermeyen terapilerde de elbette bu anlamda in vivo çalışması (yani alan çalışması) yapılır fakat bunun amacı kekemeliğe karşı olan duyarlılığı azaltmak değil, bilakis terapide öğretilen bir şeyi gerçek yaşamda uygulamaktır. Bu da genellikle cesaret gerektirir ve bundan dolayı da bir nevi duyarsızlaştırır. Ama bu tür in vivo çalışması (alan çalışması) kekemeliğe karşı duyarsızlaşmaya hizmet etmez, tersine yeni edinilen bir becerinin transfer edilmesi yani yaşama aktarılmasına yarar.

Burdaki soru, kekemeliğe karşı henüz hiç bir şekilde duyarsızlaşmamış bir danışanın hem olası hem de muhtemel başarısızlıklara karşı nasıl bir yaklaşım sergileyeceği. Ben, duyarsızlaştırma aşamasının konuşma tarzının, daha doğrusu kekelemenin modifiye edilmesinden ÖNCE yapılmasını daha etkili buluyorum.

İn vivo (yaşamın içinde) çalışmasının tersi in situ çalışmasıdır, Latince situs kelimesinden geliyor ve 'yerinde' çalışma anlamına geliyor. Bu çalışma terapi yerinde yani terapi odasında yapılan faaliyetleri kastediyor.

Ben hangi amaçla olursa olsun in vivo çalışması yapmayan her türlü kekemelik terapisini uzmanlık etiğine aykırı ve bu nedenle de geçersiz görüyorum. 
Bunun nedeni de şudur: birçok kekeme in situ yani terapi odasında çok daha hafif kekeler hatta bazıları hiç kekelemezler ve acemi bir terapist bunu terapisinin etkili olduğuna bağlayabilir.

------------
Umarım kavram karmaşasını azıcık bir düzene sokabilmişimdir.

Selamlar
Andreas Starke

(Almanya'da Van Riper terapisiyle 30 yıllık tecrübesi olan kekemelik terapisti)
www.andreasstarke.de
www.viermalfuenf.de

Bundan sonra sizin de dikkat etmenizi öneririm. Bir terapi yapacaksanız ve 'duyarsızlaştırma'dan bahsederlerse ne anlamda bu kavramı kullandıklarına bakınız. Eğer sırf alan çalışmasını yapıyorlarsa bilin ki bu duyarsızlaştırma ile özdeş değildir.
Duyarsızlaştırma çalışmaları her zaman illa ki istemli kekemeliği de beraberinde getirmeli. Yoksa kekemeliğe karşı duyarsızlaşmak mümkün değildir.

Selamlar
Petra

Bu konuyu yazdır

  İkiz Araştırmaları ve Kekemelik
Yazar: PetraS - 08/07/2017, 14:37 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Bu sene Almanya Kekemelik Federasyonu'nun yıllık kongresinde her zaman olduğu gibi çeşitli çalışma grupları olacaktır. 
Bu gruplardan birisi Sayın Profesör Harald A. Eulers tarafından yönetilmektedir.
Kendisi ve yöneteceği atölye çalışması şu şekilde Federasyon'un dergisinde tanıtılıyor:

Alıntı:1943 doğumlu Prof. Harald A. Eulers 1970 yılında ABD'de kekemelik üzerine master tezini hazırlamıştır. 30 yaşından sonra Kassel'de psikoloji profesörlüğü yapmış (2009 yılından bu yana emekli ve Viyana Üniversitesi'nde konuk profesör konumundadır) ve 1995 yılı itibarıyla Kassel Kekemelik Terapisi'nin bilimsel müşavirliğini yapmıştır. Kendisi kekemelik hakkında yayınlanan yaklaşık 30 çalışmanın yazarı veya ortağı olmuş ve tıbbi-bilimsel 'Akıcısızlık Rehberi'ni hazırlayan ekip arasında yer almıştır. Kanıtlara dayalı terapi konseptlerinin katı savunucusudur ve bu nedenle de görüşlere dayalı ('Benim deneyimime göre...') veya saygınlığa dayalı ('Ama Freud, doğru olarak dediği gibi...') yaklaşımları reddetmektedir.
 
Bugüne kadar son 70 yıl içerisinde çeşitli ülkelerde kekemelik hakkında yapılmış ve 35 bine varan denek sayısını kapsayan onlarca ikiz araştırması vardır. Bu araştırmaların sonuçları ve çıkarsamaları yönüyle belirgin bir şekilde birbirleriyle örtüştüğü dikkat çekicidir (ki bu durum bilimsel çalışmalarda pek ender bu kadar kesin). Kekemeliğin %70-85 oranında kalıtsal olduğu görülmüştür.
 
Bütün çalışmaları dikkate aldığımızda bir ögenin kekemeliğin sebebi olmadığını neredeyse kesin olarak söyleyebiliriz: Çocuğun küçük yaşta aile içerisinde yaşadığı deneyimler kekemeliğin gelişmesinde herhangi bir rol oynamamaktadır. Anne-babanın çocuğa dilsel veya genel yaklaşımı kekemeliğe sebebiyet vermemektedir. Ebeveynler, genetik yapı dışında çocuğun kekelemesinden sorumlu veya 'suçlu' değildir.
 
Bugüne kadar anne-babanın verdikleri eğitimin çocuğun kekelemesinde hala bir neden olarak algılandığının başlıca sebebi şudur: Geçen yüzyıl içerisinde insanların davranışları hakkındaki bilimsel çalışmalar özellikle iki şahsiyet tarafından etkilenmiştir. Her iki kişi genlerin ve ikiz araştırmalarının henüz yaygın olmadığı bir dönemde (geçen yüzyılın başında) faaliyet gösterdikleri için, ben de dahil herkes buna inanıyordu.
 
1980 yılından sonra bu yanlış varsayımlar gittikçe çürütülmüştür.
Sonuç: Kekeme olmak genetik bir kaderdir. Bu demek değildir ki bunda hiçbir şey değiştirilemeyecektir. Ama kekeleyen çocukların ebeveynlerine, özellikle de kendi kendini 'acaba çocuğu çok mu sıktım, çok mu serbest bıraktım, çok fazla mı korudum yoksa ihmal mi ettim' diye suçlayan anneleri bu konuda ikna ederek sakinleştirmek lazım.

Gördüğünüz gibi eğitimsel faktörlerden bahsediliyor. Batı dünyasında halk arasında hala bunun kekemeliğin sebebi olduğu düşünülüyor.

Nazar veya korku gibi olaylar örneğin Almanya'da hiçbir şekilde ön plana çıkarılmıyor.
A) Nazar inanışı Akdeniz ülkeleri dışındaki ülkelerde yoktur yani tamamen yöresel bir olgudur.
B) Korku yerine bazen daha genel bir anlamda psikolojik stresin kekemeliğe neden olduğuna inanılıyor. (Örneğin bir kardeşin doğması, bir yakının ölmesi vs. gibi).

Ancak ne olursa olsun genetik alt yapı olmadan kekemelik gelişmez. Bilimsel çalışmalar bunu kanıtlamıştır.
Ben Sayın Eulers'in çalışma grubunu merak ediyorum, kendim de katılmak için yazıldım. Gidip de gördükten sonra daha neler anlattığını size aktarmak umuduyla
Hoşça kalın!
Petra

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik Dusunce-Eylem Fuzyonu
Yazar: Sado - 04/07/2017, 19:24 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorum Yok

Düşünce Eylem Fuzyonu

Düşünceye aşırı önem verilmesiyle birlikte düşünce ve harekete geçme aşamaları arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır. 

Düşünce eylemle denk bir hale gelir, kişi zihnindeki rahatsız edici düşüncelerin gerçekten olduğu ya da olabileceği kaygısına kapılır. 
O yuzden kekemeliktede aklimiza gelen her dusunceyi gercek bir dusunce gibi algilamamaliyiz, her dusunce gercek degildir, o yuzden o dusuncelere onem vermemeliyiz.


Buna benzer bir video buldum ama kekemelikle ilgili degil.Izleyen bu dusunce eylem fuzyonunun ne oldugun anlar.Izleyen yorumlasin.

https://youtu.be/Hn7FJj_yg10

Bu konuyu yazdır