Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 671
» Son Üye: Asli38
» Toplam Konular: 576
» Toplam Yorumlar: 1,881

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 12 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 12 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Sol beynimizle konuşuyoru...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: kyaman
Dün, 19:32
» Yorumlar: 5
» Okunma: 539
Kekemelik ve Stres
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: Ronaldooo
10/11/2019, 09:25
» Yorumlar: 2
» Okunma: 535
Beyin Apsesi Kaynaklı Kek...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: PetraS
09/11/2019, 16:49
» Yorumlar: 1
» Okunma: 118
Kekemelik ve Sosyal Biliş...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: kyaman
31/10/2019, 18:00
» Yorumlar: 0
» Okunma: 187
Kekemeli Bireylerde işits...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: kyaman
29/10/2019, 19:13
» Yorumlar: 0
» Okunma: 301
Yabancı dilde kekeleme
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: PetraS
19/10/2019, 20:40
» Yorumlar: 6
» Okunma: 436
Kekeme İnsanlar Nasıl Tak...
Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler
Son Yorum: kyaman
19/10/2019, 19:01
» Yorumlar: 2
» Okunma: 600
Moderasyon Küpü
Forum: Öz terapi ve öz yardım
Son Yorum: PetraS
19/10/2019, 16:21
» Yorumlar: 8
» Okunma: 2,797
kekeleyenlerle kekelemeye...
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: Tommiks
19/10/2019, 09:35
» Yorumlar: 4
» Okunma: 161
Başkası gibi konuşmanın e...
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: Tommiks
13/10/2019, 21:22
» Yorumlar: 0
» Okunma: 79

 
  Beyin Apsesi Kaynaklı Kekemelik İyileşmesi - İnme Sonrası Gelişen Kekemelik Olgusu
Yazar: kyaman - 09/11/2019, 12:07 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorumlar (1)

Nöroşirürji Girişimi Sonrası Beyin Apsesi Kaynaklı Kekemelik İyileşmesi(Vaka Raporu)
Nörojenik Kekemelik: Beyin, sinirler veya kaslar arasındaki sinyal anormallikleri nedeniyle gelişen kekemelik türüdür. Nörojenik kekemelik felç, kafa travması veya başka tür bir beyin hasarı sonrası ortaya çıkabilir. Beyin konuşmada yer alan farklı beyin bölgelerini koordine etmekte zorlanır ve bu da net, akıcı konuşmaların üretilmesinde sorunlara yol açar.

1-)
Özet:
Kekemelik, tüm çocukların yaklaşık% 5'inde ve yetişkinlerin% 1'inde görülür. Bir tip, nörojenik kekemelik, genellikle dil akıcılığından sorumlu olan beyin alanlarındaki vuruşlara veya diğer yapısal hasarlara bağlanabilir. Burada, beyin apsesinin neden olduğu ilk nörojenik kekemelik vakasını sunuyoruz. Hasta 60 yaşında bir erkekti, nöbet geçirdi ve kekemelik geçirmeye başladı. MRG, ön frontal lobda dorsolateral prefrontal kortekse (BA (Brodmann bölgesi) 9 ve 46), frontal göz bölgesine (BA 8) ve premotor korteks ve ek motor bölgesine (BA6) kadar uzanan bir beyin apsesi ortaya çıkardı. Nöroşirürji drenajı ve antibiyotik tedavisinden sonra semptomlar düzeldi.

Tam metin ücretli olduğu için sadece bilgi açısından özetini paylaşıyorum.Eğer araştırmanın tamamını bulursam paylaşacağım.

Rf:
Daisuke Sudo  ,Youichi Doutake,Hidenori Yokota ,Eiju Watanabe 


2-)
İNSÜLER İNME SONRASINDA GELİŞEN PÜR NÖROJENİK KEKEMELİK OLGUSU

Giriş: Nörojenik kekeleme oldukça nadir görülür ve gelişimsel orjinli kekelemeden birçok yönden farklı özellikler taşır. En sık olarak yetişkinlerde görülür ve sıklıkla diğer konuşma ve dil bozuklukları ile beraberdir. Bu çalışmada sol insüler iskemik enfarkt sonrası görülen ve diğer konuşma bozukluklarının eşlik etmediği bir nörojenik kekeleme olgusu sunulmuştur.
 
Olgu: 57 yaşında sağ elli erkek hasta, ani gelişen konuşma bozukluğu şikayetiyle başvurdu. Sistemik hastalık öyküsü olmayan hastanın nörolojik muayenesinde konuşmasında hem tek heceli hem de çok heceli sözcüklerde, tüm hecelerde görülen istemsiz tekrarlar ve uzatmalar mevcuttu. Çekilen difüzyon ve kranial MRI’larında sol posterior temporoinsüler bölgede akut iskemi ile uyumlu kortikosubkortikal lezyon, Dijital Substraksiyon Anjiografi (DSA)’da sol İCA da total oklüzyon saptandı. Hastaya antiagregan tedavi başlandı. Hastanın 1.ay kontrolünde tutuk konuşma ve hece tekrarlarında önemli ölçüde düzelme olduğu görüldü. 

Tartışma: Nörojenik kekelemeye sıklıkla afazi, apraksi ve dizartri gibi bozukluklar eşlik ederken; bu olguda kekelemeye eşlik eden herhangi ek bir konuşma bozukluğu yoktu ancak nörojenik kekelemeyi düşündüren tanımlanmış tüm konuşma paternlerine sahipti. Bu olguda inmeye sekonder ortaya çıkan ve baskın olan konuşma paterninin hece ve kelime tekrarları olması literatürle uyumludur. Yapılan çalışmalar konuşmanın motor ve duyusal gibi tüm yönleri için gerekli olan nöral fonksiyonlardaki bütünlük ve uyum bozukluğunun bir sonucu olarak kekemeliğin geliştiğini düşündürmektedir. Nadir görülen bir klinik durum olan nörojenik kekemelik iskemik inme sonrası oluşan konuşma bozukluklarının ayırıcı tanısında akılda tutulması gerekmektedir. Altta yatan nöromekanizmaların araştırılması ve tedavi yöntemlerinin geliştirilebilmesi için fonksiyonel MRI gibi ileri görüntüleme yöntemlerini içeren çalışmalar yapılması gerekmektedir. 

Rf:
Özge YAĞCIOĞLU YASSA1, Beyza SARIÖZ2, Rahşan KARACI1, Gülay KENANGİL1, Füsun MAYDA DOMAÇ1 1T
.C.S.B. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroloji Kliniği, 
İstanbul 2T.C.S.B. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği, İstanbul

Bu konuyu yazdır

  Sol beynimizle konuşuyoruz
Yazar: kyaman - 02/11/2019, 11:22 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorumlar (5)

Sol Beynimizle Konuşuyoruz

Dr. Broca, Dr. Wernicke ve konuşma bozukluklarının hikayesi
1861 yılında Fransız nörolog Dr. Paul Broca yeni bir hastasını muayene ediyordu. Broca şaşkındı, çünkü hastasının söyleyebildiği tek kelime kendi ismi, “Tan” idi. Dr. Broca hastaya sorular sorduğunda, Tan cümleler oluşturuyor gibi görünmüyordu. Ancak Tan’ın söylenenleri tamamen anlayabildiği gayet açıktı, doktor kendisine ıslık çalmasını ya da bir melodi mırıldanmasını istediğinde bunları problemsiz bir şekilde yerine getirebiliyordu. Ancak konuşma yeteneğiyle ilgili bir sorun vardı. Konuşması ya da bir cümleyi tamamlaması istendiğinde bunu yapamıyordu, yazarak bile başaramıyordu bunu. Dr. Broca Tan’ı nasıl iyileştireceğini bilmiyordu, bir beyin hasarı olduğunu biliyordu.

Ama neredeydi bu beyin hasarı?
resim
Dr. Broca bu sorunun yanıtını ancak Tan öldükten sonra bulabildi: Tan’ın beyninde frontal lobun arka kısmında bir lezyon bulmuştu. Devamındaki birkaç yıl içinde Dr. Broca benzer semptomlara sahip 8 hasta daha muayene etti ve bunların hepsinde benzer lezyonların hep sol beyin yarısında olduğunu keşfetti. Bu keşif Dr. Broca’yı çok şaşırttı, Broca’nın iddiası şuydu: “Nous parlons avec l’hemisphere gauche!” ya da “Sol beynimizle konuşuyoruz!” Böylece farklı beyin bölgelerinin hangi işlevlerden sorumlu olduğunu aradığımız dönem başlamış oldu.

Dr. Broca’nın çalışmalarından etkilenen Alman nörolog Dr. Carl Wernicke beyin hastalıklarının konuşma ve dil yetisi üzerine kendi araştırmalarını yapmaya başlamıştı. Dr. Wernicke henüz 26 yasındayken konuşabilen ancak konuşulan hiçbir şeyi anlayamayan bir hastayla ilgili bir makale yayınladı. Hasta çok konuşuyor, kelimeleri bağlamlarından bağımsız olarak bir araya getirip cümle kuruyormuş gibi davranıyordu ancak konuşmaları anlamsızdı. Bazen tamamen yeni kelimeler uyduruyordu. En kötüsüyse hasta bu durumun farkındaymış gibi görünmüyordu. Dr. Wernicke’nin hastası tıbbi olarak Dr. Broca’nın hastasının tam tersi gibiydi. Dr. Wernicke beyinde başka bir dil merkezinin daha olabileceğini düşünüyordu.

Dr. Wernicke’nin hastasının otopsisi gösterdi ki bu hastanın lezyonu temporal lobun arka kısmında , parietal ve oksipital lobların birbirleriyle birleştikleri yere yakındı. Bu keşif Wernicke’yi birbirinden ayrı iki konuşma merkezi olduğu fikrine itti. İddiasına göre ağız ve damak hareketleri, ses telleri gibi konuşmanın motor yönünü kontrol eden bir “Broca bölgesi” vardı. Onun keşfi ise konuşmanın duyusal yönünü kontrol eden ve Wernicke alanı olarak adlandırılacak bir başka bölgeydi, bu bölge kelimelerin algılanmasından sorumluydu. Wernicke bölgesi işitme alanı ve bağlantı korteksiyle çevrelenmişti ki, bu sayede işitsel, görsel ve duyusal uyarılar birleştirilerek kompleks algılar oluşabiliyordu.

Anlaşılır ve akıcı bir konuşma için bu iki dil programının birbiriyle uyumlu çalışması zorunludur. İki bölgenin bağlantısı “arcuate fasciculus” adı verilen bir sinir demetiyle sağlanır. Bu bağlantı hasar görürse hasta duyduğu kelimeleri anlar ve yazıları okuyabilir, konuşmada sorun yaşamaz çünkü hem Broca hem de Wernicke bölgeleri sağlamdır. Ancak aradaki bağlantı hasarlı olduğu için konuşmada ahenk bozulur. İletim afazisi adı verilen bu durumda hasta tekrar etmesi istenen cümleleri tekrar edemez.

Broca ve Wernicke nörolojinin erken döneminde beyindeki yapı-fonksiyon ilişkisine dair keşifler yaptılar. Çalışmaları kendilerinden sonra gelen sinirbilimcilere insan beynindeki farklı bölgelerin işlevlerini ve bunların insan davranışlarına etkilerini araştırmak konusunda ilham verdi ve bu çalışmalar bugün hala devam ediyor!

Kimdir?
Dr. Broca
Pierre Paul Broca Fransız hekimi ve antropolog. Konuşmanın motor yönü, yani konuşmanın anlamlı seslere dönüştürülmesi işlevinin, beyinde sol frontal lobun arka alt bölümünde gerçekleştiğini ortaya koydu. Bu bölgeye daha sonra Broca alanı adı verilmiştir.
Wernicke, dil ve konuşma ile ilgili beyin hastalıkları üzerine araştırmalar yaptı. Ve dil ile ilgili tüm açıklıkların 'Broca bölgesi' ile alakalı olmadığını fark etti.

Dr.Carl WERNICKE

Wernicke'nin bu buluşu hem beynin sol yarı küresinin konuşma yeteneklerine ayrıldığını desteklemiş hem de konuşmayı anlama işlevinin beynin hangi kısmında gerçekleştiğini tanımlamıştır. 1881 yılında Carl, 3 hasta üzerindeki klinik patolojik gözlemlere dayanarak Wernicke-Korsakoff Sendromu denen hastalığı tanımlamıştır.

Rf:
Çeviren: Onur Arpat
Makale ilk olarak 13 Ağustos 2014 tarihinde KnowingNeurons.com sitesinde “A Tale of Two Aphasias” başlığıyla yayınlanmış olup NöroBlog’un Knowing Neurons ile yaptığı işbirliği çerçevesinde Türkçeleştirilmiştir. 
noroblog.net

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik ve Sosyal Biliş Hakkında
Yazar: kyaman - 31/10/2019, 18:00 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Kekemelik ve Sosyal Biliş Hakkında

Kekemelik vakalarında, belirtilerin ciddiyeti, sosyal durumla ilgili olarak büyük ölçüde değişkenlik gösterme eğilimindedir, genellikle yalnız konuşurken daha az kekemelik ve sosyal olarak talepkar bağlamlarda kekemelik olur. Durumsal değişkenliğin altında yatan faktörler klinik öneme sahiptir. Kekemelik teorilerinde, genellikle bu değişkenliğin kaygı ve korkunun duygusal tepkileriyle ilişkili olduğu varsayılır. Ancak, duygular ve kekemelik arasındaki ilişki açık değildir. Örneğin, kekeleyen kişilerdeki güçlü korkunun etkilerinin gözlemlenmesi, korkunun bazen konuşma akıcılığını kolaylaştıracağını düşündürür (Bloodstein ve Ratner, 2008). Daha ileri, kekemelik geçiren yetişkinlerde tedavinin etkileriyle ilgili araştırmalar, sosyal durumlar için kaygının gözlemlenebilir kekemeliklerin ciddiyeti üzerinde önemli bir etki olmadan başarıyla azaltılabileceğini göstermektedir. Burada kekemelik üzerinde temel engelleyici durumsal etkiye sahip olan sosyal biliş (düşünme) ve sosyal kaygı değil (duygu) olduğu varsayılmaktadır. Sosyal biliş, birinin kendi hakkında ne düşündüğünü ve başkalarının ne düşünebileceğini veya bekleyebileceğini düşündürür. Kekemelikten endişe duyan insanlar için, sosyal durumların, başkalarının kekelerse ne düşünebilecekleri ve alternatif olarak nasıl hareket edecekleri gibi planları da dahil olmak üzere, olası senaryolar hakkındaki düşünceleri içermesi muhtemeldir. Sosyal biliş, sosyal kaygı ile ilişkilendirilmesi gerekmeyen normal bir süreçtir. Sinirbilim araştırmaları, sosyal bilişin özellikle medial prefrontal kortekste (mPFC) işlenmesiyle ilgili olduğunu göstermiştir; bu, beynin en ön kısmında iki beyin hemisferinin arasına gizlenmiş medial duvardaki korteks bölgesi anlamına gelir. Bu bölge, örneğin ilk konuşmanın başlaması için çok önemli olan bölgelere bitişiktir.ön cingulate korteks ve tamamlayıcı motor alanı (SMA). Beyindeki kortikal bölgeler kabaca iki kısmen zıt ağa bölünebilir: hedef “yansıtma” ya karşı yönlendirilir . Odaklanmış dikkat gibi hedefe yönelik ağı harekete geçiren faaliyetlerin kekemelikteki anlık ciddiyeti azaltma eğiliminde olduğu görülmektedir. Kekemeliğin nedeniyle ilgili bir hipotez, kekeleyen kişilerin iki taraflı konuşma motoru kontrolüne sahip olma eğilimindedir .Bunun bir sonucu olarak, her iki tarafın da yarım küre arasındaki uzun yollardan senkronize edilmesi ihtiyacı olacaktır. Bu tür bir organizasyonun, örneğin medial frontal loblardaki sosyal bilişle ilgili süreçlerden, girişim için hassas olacağı düşünülebilir. Kekemeliğin eşik olgusu olduğu öne sürülür.Akıcı konuşmanın bozulması için nörofizyolojik eşiğe yakın olabileceği anlamına gelir, ancak eşik geçilmediği sürece, belirgin bir semptom gösterilmez. Eşikler doğrusal olmayan etkiler yaratır; bu, sosyal bilişin önemli engelleyici etkisinin, güçlü bir sosyal kaygı duymadan, normal sosyal biliş için de gösterilebileceği olasılığını ima eder. Toplumsal bilişin kekemeliğin başlangıcını oluşturan bir etken olduğunu öne sürmediğini vurgulamak önemlidir, çünkü kekeme bireylerin okul öncesi çocuklardan elde edilen veriler başlangıçtaki zaman zaman artan utangaçlık veya sosyal kaygı için destek sağlamamaktadır.

Rf:
P.A. Alm

Bu konuyu yazdır

  Kekemeli Bireylerde işitsel Geri Bildirim Değişikliklerinin Etkisi
Yazar: kyaman - 29/10/2019, 19:13 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Kekemeli Bireylerde işitsel Geri Bildirim Değişikliklerinin Etkisi

ÖZET

Giriş
Elektrofizyolojik kanıtlar, kekemelik olayının konuşma planlaması sırasında kortikal işitsel sistemin modülasyonundaki bir eksiklikle ilişkili olduğu, yetersiz işitsel geri bildirim izlemesine katkıda bulunduğu ve sonuç olarak olumsuzluklara yol açtığı hipotezini güçlendirmiştir.

Amaç

İşitsel geribildirim değişikliklerinin kekeleyen bireylerin kendiliğinden konuşmaları üzerindeki etkisini doğrulamak.

Yöntemler

Kalıcı nörogelişimsel kekemelik tanısı ile 8-17 yaşları ve 11 ayları olan, her iki cinsiyetten on altı kişi iki gruba ayrıldı: Orta Kekemelik Grup ve Şiddetli Kekemelik Grup. Test prosedürleri üç aşamadan oluşmuştur: dört işitsel geri bildirim koşulunda (değiştirilmemiş, gecikmiş, maskelenmiş ve güçlendirilmiş) kimlik verilerinin toplanması, odyolojik değerlendirme ve spontan konuşmanın akıcılık değerlendirmesi. Değiştirilmeyen geri beslemede elde edilen konuşma örneği kontrol olarak kabul edildi; diğerleri değiştirilmiş dinleme şartları olarak kabul edildi.

Sonuçlar

Kekemelik benzeri sakıncalar konusunda, değiştirilmemiş ve maskelenmiş işitsel geri bildirimler ( p  = 0.042) ve değiştirilmemiş ve güçlendirilmiş ( p  = 0.042) arasındaki değişmez ve maskelenmiş işitsel geri bildirim grubunun grup içi analizinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlendi ( p = 0,042). . Şiddetli Kekemelik Grubunda, değiştirilmemiş olanlarla ilgili tüm işitsel geri bildirim değişiklikleri için istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (gecikmeli p  = 0.012, maskelenmiş p  = 0.025 ve yükseltilmiş p  = 0.042). Ayrıca, Orta Ölçekli Grupta gecikmiş işitsel geri bildirim için değiştirilmemiş olanlara kıyasla hecelerin ve dakika başına kelimelerin akışlarında bir azalma oldu ( p  = 0.017 ve p = Sırasıyla 0,025).

Sonuç

Gecikmiş işitsel geri bildirimin etkisi, konuşma akıcılığını teşvik eden Şiddetli Kekemelik Grubu için olumluydu. Maskelenmiş ve güçlendirilmiş işitsel geri bildirimin koşulları, her iki grupta da konuşma avantajlarına neden olarak kekemelik benzeri olumsuzlukların sayısını azaltmıştır. Konuşma hızı analiz edilen herhangi bir dinleme koşulundan etkilenmedi.

TAM METİN
Giriş

Kekemelik, geniş çapta araştırılmış bir nörobiyolojik temeli olan çok boyutlu ve karmaşık bir nörogelişimsel bozukluktur. Kekeleyen bireylerin sözlü dilden sorumlu alanlarda yapısal ve işlevsel anormallikleri olduğuna dair bilimsel kanıtlar vardır. En yaygın bulgular kekeleyen çocuklarda ve yetişkinlerde kavisli / üstün uzunlamasına fasikül bölümleri boyunca beyaz maddenin azaltılmasını içerir. Nörogörüntüleme çalışmaları ayrıca, beynin işlem süresi ve ritimden sorumlu alanlarda daha az bağlantı olduğunu göstermiştir ; işitsel motor sinir ağının atipik gelişimi ve talamus-kortikal bazal ganglionlar  Sol hemisfer konuşma ağındaki primer açık, özellikle lateral premotor korteks ve primer motor korteksi içeren. 


Son çalışmalar, konuşma üretiminde işitsel bölgeler ve beyin alanlarıyla bağlantıları hakkında önemli sonuçlar göstermiştir. Elektrofizyolojik kanıtlar, kekemelik olayının konuşma planlaması sırasında kortikal işitsel sistem kiplenmesindeki bir açığa neden olduğu hipotezini güçlendirdi, işitsel geribildirimlerin yetersiz izlenmesine katkıda bulundu ve bu nedenle de aksaklıklara yol açtı. 


Konuşma akışının sürekliliğinde duymanın önemli rolünü netleştirmeyi amaçlayan birçok çalışma kekemelik tanısı ve tedavisindeki klinik etkilere katkıda bulunmuştur. Bu uygulamalar arasında, kekemelikli bireylerde akıcılığı teşvik etmek için terapötik kaynaklar olarak kullanılan işitsel geri bildirim değişiklikleri bulunmaktadır.


Bazal ganglionlar ve serebellum, işitsel geribildirim değişiklikleri altında konuşma yapımında önemli bir rol oynamaktadır. İkili motor öncesi modele göre, konuşma hareketlerinin planlanması ve performansında rol oynayan iki sistem vardır: dış duyusal uyaranlara motor yanıtından sorumlu olan yanal premotor korteks ve beyincik içeren yanal sistem; ve spontan konuşmada baskın olan, işitsel geri beslemede değişiklik yapmadan, bazal çekirdeklerden ve tamamlayıcı motor alanından oluşan medial sistem. Model, tamamlayıcı motor alanının her konuşma bölümünün motor programlamasından sorumlu olduğunu ve bazal gangliyonların bu sürece yardımcı olduğunu ve hareketin başlamasını kolaylaştırmak için içsel geçici ipuçları sağladığını öne sürmektedir.


Bu perspektife göre kekemelik, medial sistemde, özellikle de bazal ganglionlar bölgesinde meydana gelen bir rahatsızlıktan kaynaklanmaktadır.  Bu teori, işitsel geri bildirim değişikliklerinde akıcılığın artmasını haklı kılar, çünkü kekemeye bulan kişi, serebellum ve premotor korteks tarafından desteklenen harici bir zamanlama mekanizmasıyla telafi eder. 


İşitsel geribildirim, sözlü emisyon sırasında konuşmacının kendi işitsel sistemi tarafından algılanan konuşma seslerini ifade eder ve konuşma hareketi kontrol mekanizmalarına yardımcı olan bir bileşendir. İşitsel geri bildirimin belirli bir akustik parametresinde ani bir düzensizlik meydana geldiğinde, akıcı hoparlörler sözlü üretimlerindeki hatayı anında düzeltirken, kekemelik yapan kişiler bu olayları yaşarken normalden daha zayıf bir tazminat göstermişlerdir. Bu bulgular, kekeme yapan kişilerin istenen konuşma hareketlerini akıcı konuşmacılar kadar etkili olan gerçek hareketlerle işitsel olarak karşılaştıramayacağını göstermektedir.


Gecikmiş işitsel geribildirim, kekeleyen kişiler için en sık belirtilen durumdu. Bununla birlikte, bu popülasyonda çok az araştırılmış olan maskeli ve güçlendirilmiş işitsel geri bildirimler gibi başka işitsel geri bildirim değişiklikleri de vardır.


Kekemeli bireylerde gecikmiş işitsel geribildirim (DAF) ile yapılan çalışmalar analiz edilen değişkenler açısından farklıdır. Bunların çoğu disfluencies sıklığına DAF etkisini gözlenen,  diğerleri hız değişiklikleri değerlendirildi iken veya konuşma, doğallığı ve az şiddetini kekemelik üzerindeki etkisini araştırdık. 


Bu bağlamda, kekemelikli bireylerde gecikmiş işitsel geri bildirim çalışmalarının sonuçları konusunda fikir birliği yoktur. Bazı çalışmalar,  arasında akıcılıkta faydalar gösterirken, diğerleri bu popülasyonda bulunan sonuçlarda çeşitlilik olduğu sonucuna varmıştır. 


Kekemelerde maskeli işitsel geri bildirimi olan çalışmalar kekemelik benzeri sakatlıklar olan bozukluğun ana belirtilerinde bir azalma olduğunu göstermiştir. 


Geri bildirim tipi, yaş, uyumsuzluk tipolojisi ve kekemelik şiddeti gibi sonuçlara müdahale edebilir. Araştırmacılar, daha şiddetli kekemeliği olan bireyler alt grubunun, hem gecikmiş hem de maskeli işitsel geri bildirime ilişkin olarak daha düşük ciddiyet derecesine sahip olanlardan daha fazla yarar sağladığına inanma eğilimindedir.


Amplifikasyon etkileri diğer popülasyonlarda incelenmiştir ve araştırmacılar ses yoğunluğu, daha kolay ve daha kararlı emisyon, daha az sesli ses kalitesi ve daha uzun maksimum fonlama süresinde hemen bir azalma bulmuşlardır. nedenle, amplifikasyon da kekemelik hoparlörlerin akıcılıkta yardımcı olabileceğini tahmin ediliyor.


Değerlendirilen bilimsel literatür, kekemelik altındaki bireylerin alt gruplarının bu kaynaklardan en fazla fayda sağladığına dair hiçbir bilimsel kanıt göstermedi. Sonuç olarak, bu çalışma kekemelikte farklı işitsel geri bildirim koşullarının kullanımı için endikasyon kriterlerinin anlaşılmasını arttırmayı amaçlamaktadır.


Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, işitsel geri bildirim değişikliklerinin kekemelik eden kişilerin kendiliğinden konuşmaları üzerindeki etkisini teyit etmektir.

Yöntemler

Çalışma Ulusal Sağlık Konseyi'ne (Karar No 466/12) uygun olarak gerçekleştirildi ve ancak Faculdade de Filosofia e Ciências - UNESP / Marília Araştırma Etik Komitesi tarafından onaylandıktan sonra başlatıldı (Görüş No: 0714/2013). Tüm bireyler Katılmalarını Serbest ve Bilgilendirilmiş Onay Formunu ve Onay Süresini imzalayarak yetkilendirdiler.


Persistan nörogelişimsel kekemeliğin konuşma dili patolojisi tanısı ile 8-17 yaşları ve 11 ayları her iki cinsiyette 16 Brezilya Portekizcesi konuşmacısı ile prospektif, gözlemsel bir klinik çalışma yürütülmüştür. Örnek, akıcılık ve bozukluklarının değerlendirilmesi, tanısı ve tedavisi konusunda uzmanlaşmış bir hizmet aracılığıyla bir okul kliniğine alınan ve iki gruba ayrılan bireylerden oluşuyordu: orta derecede kekemeli sekiz kişiden oluşan Orta Kekemelik Grubu (MSG), iki dişi ve altı erkek; ve ağır kekemeli sekiz kişiden, üç kadın ve beş erkekten oluşan Şiddetli Kekemelik Grubu (SSG). Her iki grup için yaş ortalaması 11 idi ve hastalığın ciddiyetiKekeme Şiddeti Enstrümanı - SSI-3. 


Bu çalışmaya katılım için aşağıdaki dahil etme kriterleri kullanılmıştır: kekemelik başlangıcı çocukluk döneminde (nörogelişimsel) meydana gelmiş olmalı; remisyon olmadan en az 36 ay kekemelik benzeri bozulmaların süresi (kalıcı); kekemelik benzeri bozulmaların asgari% 3'ü ; normal sınırlar içindeki odyometrik eşikler (250 Hz – 8 kHz ses frekanslarında 25 dBNA'ya kadar eşikler); Timpanometri - tip A eğrisi (timpanik-ossiküler sistemin normal mobilitesi); kontralateral stapedial akustik refleksler mevcut (500 Hz – 4 kHz ses frekanslarında); iletim tarihi ve / veya nörolojik değişiklik yok ; ve şu anda konuşma dili terapisi oturumlarına katılmıyor.


Kekemelik Şiddeti Enstrümanı - SSI-3 - değişmemiş konuşma örneğinde kekemelik şiddetini orta veya şiddetli, 32 olarak sınıflandırmak için kullanıldı . SSI-3 kekemelik benzeri olumsuzlukların sıklığını ve süresini ve dezavantajlar ile ilişkili eşzamanlı fiziksel mevcudiyeti değerlendirdi.


Araştırma prosedürleri üç aşamadan oluşmuştur: (1) Tanımlama verilerinin toplanması; (2) temel odyolojik değerlendirme; ve (3) değiştirilmemiş işitsel geri bildirim şartı altında kekemelik şiddetinin sınıflandırılması ve dört işitsel geri bildirim (değiştirilmemiş, gecikmiş, maskelenmiş ve yükseltilmiş) koşulları altında kendiliğinden konuşma akışkanlığının değerlendirilmesi.


İlk aşamada, kekemelikli bireylerin ebeveynlerinin / velilerinin tanımlama verileri hakkında sözlü olarak istendiği spesifik klinik öykü elde edildi; sağlık öyküsü, konuşma / dil ve ailevi sorunlar; şikayetler ve önceki şikayet geçmişi; ve bozukluğun başlangıcı ile ilgili doğal sorular ile duyma ile ilgili sorular.


İkinci aşama, herhangi bir işitme bozukluğunu dışlamak için saf ton eşiği odyometrisi (250 Hz – 8 kHz), logoaudiometri (Konuşma Tanıma Eşiği - SRT) ve immittans odyometrisi (timpanometri ve akustik refleksleri) içeren temel odyolojik değerlendirmeden oluşuyordu. Odyometri, TDSI-50 kulaklıkları ve ANSI-69 standartlarına göre kalibre edilmiş bir Grason-Stadler GSI 61 Odyometre kullanılarak bir akustik kabinde gerçekleştirildi. Test edilen tüm ses frekanslarında (250 Hz-8 kHz) 25 dB veya daha düşük bir yoğunluk gösterdiklerinde eşikler normal aralıkta kabul edildi.


SRT, bir disiljik sözcük listesi kullanılarak değerlendirildi ve odyometri sonuçlarıyla uyumlu olmalıdır (tritonal ortalamanın üstünde 0-10 dB). Saflık odyometrisi için, bir 226 Hz prob ile bir Grason-Stadler GSI-33 odyometresi kullanıldı. Bir timpanometrik eğri A elde edildiğinde, timpanometri sisteminin normal hareketliliğini gösteren timpanometri normal aralıkta kabul edildi. Daha sonra, akustik refleks, ipsilateral ve kontralateral mod değerlendirildi; bunun için kontralateral reflekslerin varlığı normal olarak kabul edildi (500 Hz – 4 kHz ses frekanslarında). 


Akışkanlık değerlendirmesi üçüncü aşamada gerçekleştirildi; bu kişiler dört geribildirim koşulu altında her birinden kendiliğinden konuşma örnekleri toplandı: değiştirilmemiş, gecikmiş, maskelenmiş ve büyütülmüş. Konuşma dizisi kaydı, tüm katılımcılar için aynı şekilde yapıldı ve toplanan her konuşma örneği arasında iki dakikalık bir sessizlik aralığı sağlandı. Ayrıca, kayıtlar sessiz bir ortamda oturan bir kişiyle, mikrofonu ve kulaklıkları Fono Tools yazılımı (sürüm 1.5 saat, CTS Informática) kullanılarak ayarlanmış ve bir bilgisayara bağlanmış olarak gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta, konuşma örneği her zamanki gibi kaydedildi ve ardından, işitsel geri bildirimi üç dinleme koşulunda değiştiren yazılım kullanılarak işlendi: gecikmeli, maskelenmiş ve büyütülmüş.


Aynı zamanda, değiştirilmemiş geri bildirim ile elde edilen konuşma örneğinin bir kontrol koşulu olarak kabul edildiği de dikkate değerdir; diğerleri değiştirilmiş dinleme koşulları olarak değerlendirildi (gecikmeli, maskelenmiş ve güçlendirilmiş geribildirim).


Gecikmiş işitsel geri bildirimlerde, kaydedilen konuşma uyaranı, supra-kulak kulaklıklar aracılığıyla 100 milisaniyelik bir gecikmeyle bireyin kulağına geri verildi. Bu kaynağı kullanarak konuşmacılar kendi seslerini koro etkisi olarak duydular. Maskeli işitsel geri bildirime ilişkin olarak beyaz bir gürültü uygulandı. Maskelenmiş ve güçlendirilmiş işitsel geribildirimlerde kullanılan yoğunluk, birey tarafından maksimum rahatlığa sahip olarak belirtilen yoğunluğu benimseyen 65 dB ila 90 dB arasındadır.


Konuşma örnekleri dört işitsel geri bildirim koşulunda toplandıktan sonra, her bir örnek için toplam 200 akıcı hece göz önüne alındığında tam olarak kopyalandı, ve hoşnutsuzluk olayları metne kaydedildi ve kodlandı. Disfluency tipolojisinin analizi ve karakterizasyonu da aşağıdaki açıklamaya göre gerçekleştirildi: Kekemelik benzeri Disfluensiler (SLD'ler): blok, uzama, duraklama, izinsiz giriş, ses tekrarı, hece tekrarı ve kelime tekrarı - 3'ün üstünde; Diğer sakıncalar (OD): Birleştirme, tereddüt, gözden geçirme, eksik kelime, cümle tekrarı ve kelime tekrarı - ikiye kadar. 


Konuşma hızı, dakikada hecelerin akışı (SPM) ve dakikada kelimelerin akışı (WPM) kullanılarak hesaplandı. Her bir konuşma numunesinin süresi zamanlandı ve bu hesaplama için sessizlik süresi (duraklamalar ve doldurulmamış tereddütler) indirgenmedi ve Akışkanlık Değerlendirme Protokolü tarafından önerilen bir metodoloji olan, akıntıların üretiminde harcanan süre de indirilmedi. Değerlendiricinin konuşması örneklemden çıkarıldı ve ardından, toplam akıcılık süresi (TTE), 200 akıcı hecenin üretilmesiyle ilgili olarak ölçüldü .


İstatistiksel analiz, Wilcoxon işaretli sıralama testi kullanılarak grup içi farklılık olup olmadığını doğrulamayı amaçladı. Gruplar arası farklılıkları kontrol etmek için Mann-Whitney testi uygulandı. Çıkarımsal analizlerle elde edilen tüm sonuçlar için,% 5 veya daha düşük bir anlamlılık düzeyi ( p  <0.05) kabul edildi. İstatistiksel farklılıklara sahip sonuçlar yıldız işaretiyle (*) vurgulandı.

Sonuçlar

Çalışma, her iki cinsiyetten 16 kişiden, 8-17 yaşları ve 11 ayları, iki gruba ayrıldı: MSG (Orta Kekemelik Grubu), orta kekemelik, sekiz kadın ve altı erkek; ve SSG (Şiddetli Kekemelik Grubu), şiddetli kekemelik sekiz kişiden, üç kadın ve beş erkekten oluşur. Her iki grup için yaş ortalaması 11 idi.


Kekemeye benzer olumsuzlukların analizinde, MSG'nin grup içi sonuçlarına ilişkin olarak, Maskeli (MAF) ve Amplifiye İşitsel Geri Bildirim (AAF) koşulları altında elde edilen konuşma örneklerinde, değiştirilmemiş olanlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlendi. işitsel geri bildirim (NAF). SSG'nin grup içi sonuçlarında, değiştirilmemiş işitsel geri bildirime (NAF) kıyasla tüm işitsel geri bildirim koşullarında (DAF, MAF ve AAF) istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğunu doğruladık. Gruplar arası karşılaştırma, SSG'nin, NAF ve MAF koşulları altında, istatistiksel olarak anlamlı bir farkla birlikte, MSG'den daha fazla sayıda kekemelik benzeri düzensizlik gösterdiğini ortaya koydu ( Şekil 1 ).



resim
Şekil 1.
Farklı işitsel geri bildirim koşulları altında kekemelik benzeri bozulma yüzdesinin grup içi ve gruplar arası analizi. % SLD, kekemelik benzeri bozulma yüzdesi; NAF, Değiştirilmemiş İşitsel Geribildirim; DAF, Gecikmeli İşitsel Geribildirim; MAF, Maskeli İşitsel Geribildirim; AAF, Güçlendirilmiş İşitsel Geribildirim. * İstatistiksel olarak anlamlı değerler.

(0.11MB).


Diğer olumsuzlukların analizinde, grup içi ve gruplar arası, işitsel geri bildirim koşullarının hiçbirinde önemli bir fark tespit edilmedi. Toplam olumsuzluklara gelince, MAF ve AAF koşullarında, NAF ile ilgili olarak SSG için önemli bir azalma olmuştur. MSG'nin grup içi analizinde ve gruplar arası karşılaştırmada, işitsel geri bildirim koşullarının hiçbirinde anlamlı bir fark yoktu .

( Tablo 1 ).

Farklı dinleme koşullarında kendiliğinden konuşmadaki diğer olumsuzlukların yüzdesi ve toplam olumsuzlukların yüzdelerine ilişkin grup içi ve gruplar arası analiz.


 
MSG, Orta Kekemelik Grubu; SSG, Şiddetli Kekemelik Grubu; NAF, Değiştirilmemiş İşitsel Geribildirim; DAF, Gecikmeli İşitsel Geribildirim; MAF, Maskeli İşitsel Geribildirim; AAF, Güçlendirilmiş İşitsel Geribildirim; mean, ortalama; Min., Minimum; Maksimum, Maksimum; SD, standart sapma.

bir
İstatistiksel olarak anlamlı değerler.


Konuşma hızına gelince, DAF'ta NAF'ye göre elde edilen konuşma örneğinde MSG grubu için hece ve kelime akışlarında dakikada anlamlı bir azalma oldu; ve SSG için, işitsel geri bildirim koşullarının hiçbirinde anlamlı bir fark yoktu

Tablo 2 ).
Farklı dinleme koşullarında kendiliğinden konuşmada dakikadaki hecelerin ve dakikadaki kelimelerin akışına ilişkin grup içi ve gruplar arası analiz.


Tartışma

Kekemelikte işitsel geri bildirim değişikliklerinin kullanımı için doğru endikasyonların bilgisi, bu tedaviyi bireye gerçekten yararlı olduğu zaman önermek için önemlidir. Literatür, bu değişikliklerle ilgili çelişkili etkilerin yanı sıra kekemelik yapan bireylerde maskeleme ve güçlenmeyi değerlendiren çalışmaların yetersizliğini göstermiştir; bu nedenle, daha dikkatli metodolojik tasarımlarla daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.


Kekeme yapan bireylerde işitsel geri bildirim değişikliklerinin sonuçlarını etkileyen önemli bir faktör kullanılan durumdur ve en sık olanı gecikmedir. İlgili bir diğer faktör, bozukluğun ciddiyetidir. Birkaç araştırmacı kekemelik şiddeti sınıflamasını kullanmasına ve homojen gruplarda işitsel geri bildirim değişikliklerinin ciddiyetle ilgili etkisini analiz etmesine rağmen, sonuçlar hem DAF  hem de MAF'de daha şiddetli kekemelik olan bireylerde faydaların daha büyük olduğunu göstermiştir . 


Bu çalışma, işitsel geri bildirimin gecikme, maskeleme ve amplifikasyonun, bozukluğun ciddiyeti ile ilgili iki ayrı grupta, kekemeli bireylerin kendiliğinden konuşmaları üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlamıştır: bir orta kekemelik (MSG) ve bir şiddetli kekemelik (SSG) olan bir grup ).


Bazı araştırmacıların gecikmiş işitsel geribildirimle (DAF) kekemeliğin azaldığını bildirmelerine rağmen, bu çalışmanın sonuçları 20–22 , etkinin sadece şiddetli kekemelik olan kişiler için olumlu olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, DAF'ın belirtisi, kekemelik yapan tüm bireylerde bu kaynağın ayırt edici kullanılmamasını önlemek için daha dikkatli bir fenotip geliştirmesine dayanmalıdır.


Bozukluğun ciddiyetine ek olarak, değişkenliklerin tipolojisi DAF belirtilirken kullanılacak başka bir kriter olabilir. Farklı kekemelik şiddetine sahip bireylerle ilgili yakın tarihli bir çalışma, gecikmiş işitsel geri bildirimin bilgi akışını bozmadan, kelime tekrar sıklığı ve artikülatör hızının düşmesine yol açtığını göstermiştir. 40


DAF SSG, ana bozukluk, tezahüründe kekeleme benzeri disfluencies bir azalma ile sonuçlandı konuşma akıcılığı teşvik dolayısıyla, toplam disfluencies bir azalma. Bu bulgu, daha az şiddetli kekemeliklere kıyasla, DAF'ın şiddetli kekemeliği olan bireyler için yararlı olduğunu açıklayan önceki araştırmaları desteklemiştir. Orta düzeyde kekemeli bireyler DAF'a şiddetli kekemeli bireylerden farklı olarak cevap verdiler (konuşma hızı düştü (dakikada hece ve kelime akışı) ve değişkenliklerin sayısında herhangi bir değişiklik olmadı (kekemelik benzeri aksaklıklar, diğer aksaklıklar ve toplam dengesizlikler).


Şiddetli kekemeliği olan bireylerin konuşma akıcılığını artırma oranlarındaki artış, konuşma hızındaki düşüşe neden olmamış, önceki bir çalışmaya katılmamış. Bu çalışmada bulunan sonuçlar, başkalarının dezavantaj sayısındaki azalmanın konuşma hızının azalması ile ilişkili olmadığını gösterdiğini desteklemektedir.  Aynı zamanda konuşma hızındaki düşüşün kekemelik kullananlar için arzu edilmemesi de kayda değerdir, çünkü bu özellik  arasındaki aşırı değişkenlik sayısından ve / veya artikülatör yavaşlamasından dolayı ortaya çıkar. aşağı. 


Maskeleme (MAF) ve amplifikasyon (AAF) ile ilgili sonuçlar, bozukluğun ciddiyetine bakılmaksızın kekeleyen bireylerde pozitifti. Maskeleme ile elde edilen SSG'deki SLD'lerin (% 45,31) belirgin şekilde azaltılması, bu dinleme koşulunda Toplam Disfluensilerin (TD) önemli ölçüde azalmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, MSG, SLD'lerin% 22,76'sını düşürmüştür ve toplam disflasyonları önemli ölçüde azaltmak için muhtemelen yeterli değildir. Bu bulgu, Altrows ve Bryden tarafından yapılan bir çalışmayla tutarlıydı. 24 Yazarların, maskeleme kullanırken, en şiddetli kekiricilerin, diğer ciddiyet tiplerine sahip kekemelere göre akıcılığı arttırmada daha fazla etkinlik gösterme eğiliminde olduklarını bildirdiği bildirilmiştir.


Bu çalışmanın bulguları, maskeleme işitsel geribildirimi altında kekireyen bireylerin artan akıcılığının, sadece konuşma hızının azalmasıyla değil, aynı zamanda değiştirilen işitsel girdilerin bir sonucu olarak ortaya çıktığını desteklemektedir. Bu nedenle, işitsel girdi işlemenin, akıcı bireylerle karşılaştırıldığında, kekeme yapan bireylerde farklı olabileceği varsayılmaktadır. 


Değerlendirilen literatür, kekeleyen bireylerde işitsel geri bildirimi güçlendiren hiçbir çalışma göstermedi. Bu nedenle, bu araştırmanın özgünlüğü göz önüne alındığında elde edilen veriler ile diğer çalışmaların verileri arasında karşılaştırma yapmak mümkün olmadı.


Gruplar arası analiz (Orta düzeyde Kekemelik ve Şiddetli Kekemelik), grupların güvensizlik frekansı veya konuşma oranında, güçlendirilmiş işitsel geri bildirim (AAF) sırasında kendiliğinden konuşmada farklı olmadığını göstermiştir. Grup içi analiz her iki grupta SLD'lerde bir düşüş olduğunu gösterdi, ancak sayısal değerler bu azalmanın SSG'de (% 67,32) MSG'den (% 27,46) daha fazla olduğunu gösterdi.


Orta kekemelik grup (MSG) ile MAF etkisi altında şiddetli kekemelik (SSG) grup arasındaki karşılaştırma, SLD'ler için tek anlamlı farkın gözlendiğini göstermiştir. Bu gerçek, bu olumsuzlukların bozukluğun ana tezahürleri olduğu göz önüne alındığında haklı gösterilebilir ve şiddetli grup, bu rahatsızlıkların azalması her iki grupta da meydana geldiğinden, orta gruptan daha fazla sayıda sunmaya devam etti.


Amplifikasyonun ses şiddetinde ani bir azalma, daha kolay ve daha kararlı bir emisyon, daha az gergin ses kalitesi ve daha uzun maksimum fonlama süresi sağladığı bilinmektedir. Bu faktörler, kekemelikteki bireylerin akıcılığını arttırmaya katkıda bulunmuştur, kas gerginliğinde varsayılan bir düşüş ve maksimum fonasyon süresinde bir artış görülmüştür.


Bulgular alakalı olsa da, bu çalışmanın sınırlamalarından biri, bu seviye 65 dB ile 90 dB arasında değişen ve maskelenmiş ve yükseltilmiş işitsel geribildirimler için kullanılan yoğunluk seviyesiyle ilgilidir ve maksimum konfor seviyesine göre belirlenmiştir. birey tarafından bildirildi. Başka bir sınırlama, arasında kekemelik yapan bireylerde, bu işitsel işlem bozukluğunun yüksek prevalansı göz önünde bulundurularak merkezi işitsel işlem değerlendirmesinin gerçekleştirilmemesi ile ilgilidir ; Bu nedenle, gelecekteki çalışmalarda bu değerlendirmenin dahil edilmesi önerilir.


Bu sınırlamalara rağmen, bu çalışma, terapi stratejileri bozukluğun ciddiyetine göre değiştiği için kekemelik alt grubunun, bozukluğun ciddiyeti ile ilgili olarak tanımlanmasının uygun olduğunu gösteren, orta ve şiddetli kekemelik olan bireyler için mevcut terapötik kaynaklar hakkında yeni bilgiler sağlamıştır.


Sonuçlar, şiddetli kekemelik olan bireyler için konuşma terapistinin, tedaviye yardımcı olmak için gecikmiş, maskelenmiş ve güçlendirilmiş işitsel geri bildirimi kullanmasını; buna bağlı olarak, kekeleyen bireyler, kendilerini rahat hissederlerse, daha fazla konuşma akıcılığına ihtiyaç duydukları iletişim ortamlarında bu kaynakları kullanmaları için teşvik edilmelidir. Ancak orta dereceli kekemelik durumlarında, maskeleme ve büyütme önerilir. Bu kaynakların kullanımı, akıcılığı teşvik etmek için geleneksel konuşma dili terapisinin yerini almaz, ancak terapötik sonuçlara yardımcı olacak araçlardır.


Konuşma dili terapisinde uygulanan kaynakların orta ve şiddetli kekemelikli bireyler için farklılaştırılması gerektiğini gösterdiği gibi çığır açan bir çalışmadır.

Sonuç

Gecikmiş işitsel geribildirimin etkisi, konuşma akıcılığını teşvik eden şiddetli kekemelik grup (SSG) için olumluydu. Masked (MAF) ve Amplified (AAF) İşitsel Geri Bildirim koşulları, her iki grup için (MSG ve SSG) kendiliğinden konuşma yararları göstererek kekeme benzeri sakatlıkların sayısını azaltır. Konuşma hızı, analiz edilen hiçbir dinleme koşulundan etkilenmedi.

Çıkar çatışmaları

Yazarlar çıkar çatışması bildirmemişlerdir.


TEŞEKKÜR
Bu araştırmaya verilen destek için Coordenação de Aperfeiçoamento de Pessoal de Nível Superior'a ( CAPES ) teşekkür ederiz .

Rf:

Michele Fiorin, Eduarda Marconato, Talissa Almeida Palharini, Luana Altran Picoloto, Ana Cláudia Figueiredo FrizzoAna Claudia Vieira Cardoso, Cristiane Moço Canhetti de Oliveira
Universidade Estadual Paulista “Júlio de Mesquita Filho” (UNESP), Filosofia e Ciências Üniversitesi, Fonoaudiologia, Marília, SP, Brezilya

İlgili diğer konu:

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik ve Stres
Yazar: kyaman - 22/10/2019, 21:09 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorumlar (2)

NEDEN BAZI KEKEMELER GERGİN OLDUKLARINDA KEKELERLER?

Kekemelerde stres ve konuşma bozulması şüphesiz ilişkilidir (ör. Craig, 1999 ). Aslında, stres kekemeyi kışkırtabildiğinden veya ağırlaştırabildiğinden nedensel olarak ilişkili olabilir; bu durum, kekemeye utanç hissi veya kontrol kaybı nedeniyle daha fazla strese neden olabilir. Bu da daha fazla kekemelik yaratabilir ve dolayısıyla konuşmayı fena halde bozabilecek aşağı doğru bir spiral veya kısır bir döngüye ( Schwartz, The Stuttering Child ) yol açabilir.

Stres oluşumunun nedenini oluşturan temel fizyolojik temel, Weber & Smith, (1990 ) tarafından ele alınmıştır . Konuşmanın otonomik aktiviteyi arttırdığını (yüksek kan akımı, artan kalp atış hızı, terleme) ve bu sempatik uyarılmanın kekemelerde artan kekemelik davranışlarıyla ilişkili olduğunugöstermektedir.
 İlginç bir şekilde, kekemelerin sempatik uyarılmasının kontrol aralığının dışında olmadığı bulundu. Yazarlar, sempatik aktivitenin kekemelerde konuşma akıcılığını neden bozabileceği konusunda bazı hipotezler ortaya koymuştur:
  • Artan otonomik aktivite, konuşmayı etkileyebilecek düzensiz solunum ile ilişkilendirilmiştir.
  • Stres hormonu adrenalinin salınması, kas tremorunu ve konuşma üretimini etkileyebilecek spazmları tetikleyebilir.
  • Duyusal reseptörlerin (Kas iğleri ve mekanoreseptörler) duyarlılığının afferent kontrolünün sempatik düzenlenmesi motor, laringeal ve solunum sistemi konuşma motor süreçlerini etkileyebilir.
  • Konuşma yapan kas sisteminde yer alan refleks kemerlerin (geri bildirim) kazanımı, konuşma akıcılığının olumsuz etkilendiği şekilde modüle edilebilir.
           Bu işlemler kekemelerin ( Büchel ve Sommer ) altta yatan patolojisini şiddetlendirebilir ve bu nedenle stres altında daha belirgin kekemeliklere yol açabilir.

Referanslar:
Buchel & Sommer, PLoS Biol 2004; 2(2): e46
Craig, J Speech Hear Disorders 1990; 55: 290-4
Schwartz, The Stuttering Child, Coping With Stuttering
Sommer et al., Movement Disorders 2003; 18(7): 826*30
Weber & Smith, J Speech Hear Res 1990;33(4): 690-706

Bu konuyu yazdır

  Yabancı dilde kekeleme
Yazar: Tommiks - 18/10/2019, 11:48 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (6)

Youtube da sokak röportajında normalde kekelemeyen , fakat ingilizce konuşurken baya kekeleyen insanlar gördüm.


Bunun sebepleri bence:

1. Eksik oldukları bir konu çıkınca kendilerini sıkıntıya sokmaya başlıyorlar. Oysa sadece anlamıyorum, bilmiyorum deseler rahatlayacaklar.Nedense bunu kendilerine yakıştıramıyorlar.
2. Söylenenleri anlamama ve cevap verememe korkusu ortaya çıkınca bu sıkıntı daha da artıyor.
3. Bu sıkıntıyla başlayınca zaten az bildikleri dilde cümle kuramadan konuşmaya başlıyorlar.Kelimeler düzgün çıkmıyor, ııı mmm  diyorlar.
4. Bu konuşmadan tabi ki kendileri de tatmin olmayınca konuşma daha da bozuluyor.

Diğer bazı kişiler ingilizce soruya direk Türkçe cevap verdiler, hiç sıkıntıya girmediler.

Ben de kendimi darda hissettiğim bu gibi durumlarda kısa ve öz bir cümle kurup sadece 
bunu düzgün söylemeye odaklanarak üzerimdeki yükü azaltıyorum.

Bu konuyu yazdır

  Başkası gibi konuşmanın etkisi
Yazar: Tommiks - 13/10/2019, 21:22 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorum Yok

Bir kişi kendi normal konuşma şekli ile konuşurken kekeleyip başkası gibi konuşurken kekelemiyorsa BENCE;

1. Beyninde yapısal bir sorun yoktur, varsa kimyasal dengelerde sorun olabilir.
2. Taklit yaparken gösterdiği dikkati, kendi konuşuyorken göstermiyor demektir.
3. Kendi konuşma ve boğumlama şekli , taklit ettiği konuşma şekline göre hatalıdır.
4. Kendi konuşurken gösterdiği özgüveni, taklit ettiği şekilde konuşurken gösterdiği özgüvenden azdır.

Bu tespitlere göre akıcılık için gerekli faktörler:
1. Diksiyon kurallarında belirtildiği gibi normal effor ile sesin 5 metre uzaktan rahat duyulabilmesi
Örnek: 2. kattaki evimden sokakta insanların konuşmalarını anlayabilecek kadar net duyabiliyorum.
2. Tüm harflerin net bir şekilde duyulması.
3. Özgün konuşma ve anlatma kabiliyetine özgüven
4. Özgüven için zayıflatan duyguların temizliği ve zafer elde etme ile güçlendiren duyguları pekiştirme

Yani, gün içinde kısmen de olsa doğal şekilde akıcı olamıyorsam,
Sürekli suni tekniklere ihtiyaç duyuyorsam,
Duygularımda rahatlama yönünde elde edemiyorsam

Akıcılık yüzdesini artırmam için mucizelere ihtiyacım var demektir.

Terapistiniz sizde bu değişiklikleri sağlıyor mu, bakın.
Harflerdeki sorunlarınızı tahlil edip çözemiyorsa bahsettiğim hedeflere ulaşmanız çok zaman alır.

Saygılar, sevgiler

Bu konuyu yazdır

  Canten Kaya'nın duyarsızlaşması
Yazar: Tommiks - 06/10/2019, 13:52 - Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler - Yorum Yok

Bir süredir youtube da akıcı videolar çekenleri inceliyorum.

Canten Kaya nın bir sunum videosunda rezil olma duygusunu yendikten sonra
akıcı olmaya başladığını anlatıyor.

Rezil olma duygusunu yenmek için eczaneye birkaç gün ardarda , tavuk var mı, 
diye sormuş.insanlar ilk başta olumsuz tepki verirken sonraki günlerde gülmeye başlamışlar.
Sanırım bu Canten Kaya ya çoğu insana göre tuhaf olan birşey yapsa da insanların tepkilerinden
rahatsız olmamayı öğretmiş.

Fakat burda önemli bir etken var: Kendisi kekeme olmasına rağmen bu tuhaf olayı yapacak kadar
cesur.Bunu yaparken kekeledi mi bilinmiyor. Kekelemiş olsa sanırım söylerdi.Kekelediği diğer yerleri taklit ile belirtiyor, bu şekilde kekeledim diye.

Burdan bir kez daha anlıyoruz ki özellikle Türkiye deki bir çok kekemenin asıl
çekindiği şey kekelemek değil, kekeleme sonucunda insanların verdiği tepkiler sonucu oluşan
olumsuz duygular, rezil olma, küçümsenme, alay edilme gibi duyguları yaralayan olaylar

Bu gibi olumsuz duyguları, Canten Kaya nın yaptığı şekilde tuhaf sorular ile insanların
tepkisini çekerek rahatlatabilirsiniz.Ben de arkadaşlarla muhabbetler sırasında
mantıksız bir fikri savunarak onların tepkisini çekerdim ve o tepkiler altında özgüvenimi koruyarak mantıksız olan fikrimi savunmaya devam ederdim. Bu sayede insanlar bana karşı olsa da onlarla başedecek gücün
kendimde olduğuna ikna olurdum.

Canten Kaya da kekemelik tamamen geçmez diyor, sadece kontrol altına alınabilir diyor.
Rahat ortamlarda akıcı iken , otorite karşısında ve duygusal anlarda hala takıldığını söylüyor.

Bu ifadeden kekemeliğini kontrol edemediğini, duygusal durumlara karşı hiçbir savunma mekanizması 
olmadığını anlıyorum. Yani rezillik korkusunu silme ile büyük bir rahatlama elde etti ve o şekilde rahatken akıcı ve gayet net harflerle anlaşılır konuşuyor.Ama diğer duygular etkisinde eskisi gibi devam ediyor.Bu duygulara , yani strese ne kadar az girerse akıcılık yüzdesi o kadar artıyor.

Burdan anlıyoruz ki akıcılık yüzdesi ne kadar çok rahat olduğum ortamlarda bulunmaya bağlı. Aslında sakinken durumu daha iyi olan bir kekeme, diğerine göre daha çok streste kalıyorsa daha fazla kekeler.

Canten Kaya nın grubundan aynı başarıyı yakalayan başka birisi yok gibi.

Youtube da aramaya devam ederken birkaç adım ilerisini yapan bir yöntem buldum.
Bu yöntemde ek olarak stres yaratan tüm duyguları buluyor, bunları mümkün olduğunca bilimsel
bir yöntemle temizliyor.Ek olarak konuşma mekaniğini net harfler ve tok bir ses elde etmek için geliştiriyor.
En önemlisi stres için bir dizi alıştırma ve silahlar sunuyor, yani sizi stres ve duygu yükü altında savunmasız
kurbanlık koyun gibi bırakmıyor.

Sonuç olarak , her kişi de kekeleme sonucu oluşan duyarlılık halleri farklı olabilir
Bu duyarlılığı bilerek kekeleme haricinde farklı şekilde tepkileri üzerinize çekerek de duyarsızlaşabilirsiniz.

Herşeye rağmen duyarlı olduğunuz noktalar kalsa da buna karşı bir savunma mekanizması
geliştirilerek, kekemeliği asıl o zor şartlarda  o silah ile kontrol altına alabilmelisiniz.

Bu konuyu yazdır

  Beta salınımları, Zamanlama Ve Kekemelik
Yazar: kyaman - 05/10/2019, 12:34 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorumlar (1)

Beta salınımları, Zamanlama Ve Kekemelik
Giriş
Kekemelik nedenlerinden birinin beyin zamanlama ağlarında bir eksik olduğu öne sürülmüştür ( Alm, 2004 ; Ludlow ve Loucks, 2004 ; Etchell ve diğerleri, 2014 ). Kekemelikte, beyin zamanlarında (bazal gangliyonlar ve tamamlayıcı motor alanı gibi) iç zamanlama için substrat sağlayan (harici bir işaret olmadan zaman hareketlerini yapabilme yeteneği; Alm, 2010 ; Etchell ve ark. ) Yapısal ve işlevsel anormallikler var gibi görünmektedir. ., 2014 ). Kekemelikte telafi edici plastik değişimleri temsil ettiği düşünülen dış zamanlamaya bağlı alanlarda (örneğin, beyincik ve premotor korteks gibi) alanlarda (yapısal ve işlevsel motor anormallikleri) de vardır.De Nil ve diğerleri, 2008 ; Watkins ve diğerleri, 2008 ; Lu ve arkadaşları, 2012 ). Halen, kekemelikte iç zamanlama mekanizmalarındaki bu gibi eksikliklerin ölçülebilen herhangi bir nöral markerde ortaya çıkıp çıkmadığı bilinmemektedir. Olası bir aday, beta frekans bandındaki salınım aktivitesidir.

Beta Bandı ve Dahili Zamanlama
Beta frekans bandındaki sinirsel salınımlar (15–30 Hz) klasik olarak motor aktiviteyle ilgilidir (inceleme için Kilavik ve ark., 2013'e bakınız ): hareketten önce gücü azaltmak ve hareket bittikten sonra geri tepmek ( Pfurtscheller, 1981 ) . Son zamanlarda beta salınımlarının beynin zamansal bilgiyi temsil etme kabiliyetinde oynayabileceği rolle ilgili büyük bir ilgi var, çünkü beta bant güç modülasyonları ve işitme atımlarının zamanlaması arasında gözlenen ilişkiler ( Arnal, 2012 ; Arnal ve diğerleri, 2014 ). Bu soruşturmalar sadece bebeklik dönemlerindedir ancak bazı ilginç gözlemler yapmışlardır. Örneğin, Fujioka ve diğ. (2012)Beta salınımlarını ölçmek için manyetoensefalografi (MEG) kullanılırken, denekler pasif olarak düzenli (390, 585 ve 780 ms) ve düzensiz aralıklarla (390 ila 780 ms arasında değişen) sesler dinlerken kullanılır. Seslerin başlangıcından sonra beta gücündeki düşüşün eğimi koşullar arasında aynıyken, beta gücünün yükselen eğimi, normal fakat düzensiz koşullar için bir sonraki beklenen sesin başlangıcından önce maksimumdu. Yazarlar beta salınımlı aktivitedeki modülasyonların, sesler arasındaki öngörülebilir aralıkların içselleştirilmesini temsil ettiği sonucuna vardılar. Daha yakın zamanda, Cirelli ve ark. (2014), bu sonuçları, çoklu zamansal aralıklar boyunca benzer bir beta beta aktivite modeli gösteren bir elektroensefalografi (EEG) çalışmasında kopyalamıştır. Arnal (2012)Fujioka ve diğerlerinde gözlemlenen beta modülasyonunun olduğunu iddia eder (2012) çalışması, stimülasyon temposunda efference copy sinyalleri üreten motor sistemini yansıtabilir. Bu öngörü için ampirik destek Arnal ve ark. (2014) , bir hedef tonun zaman içinde geciktirilip geciktirilmediğini doğru bir şekilde değerlendirmenin, hedef tondan önce daha fazla kortikal beta gücü ile ilişkili olduğunu gösteren.
Korteksin içindeki beta salınımlarının subkortikal yapılarda ortaya çıkan salınım aktivitesini yansıttığını öneren iyi kanıtlar vardır. Subkortikal bölgelerdeki beta salınımlı aktivite konusundaki bilgilerimizin çoğu, Parkinson hastalığını tedavi etmek için derin beyin implantlarına sahip hayvanlarda veya insanlarda yapılan çalışmalardan gelir (örneğin, Levy ve diğerleri, 2000 ), çünkü sağlıklı yetişkinlerde bu tür istilacı kayıtları düzenli olarak yapmak mümkün değildir. . Bununla birlikte, hareket sırasında ve sonrasında kortekste gözlemlenen beta senkronizasyonu ve yeniden senkronizasyonu modeli, insanların bazal ganglionlarında ( Brittain ve Brown, 2014 ) ve makaklarda da gözlenebilir ( Courtemanche ve ark., 2003).). MEG deneyleri bazal gangliyonların ve kortikal bölgelerin fonksiyonel döngülerle bağlandığını gösterir (bkz. Jenkinson ve Brown, 2011 ) ayrıca beynin farklı seviyelerinde beta salınımları arasında bir ilişki olduğunu öne sürmektedir. Bu mantık çizgisine uygun olarak, Klostermann ve ark. (2007) , insanlarda, bazal gangliyalardan (derinlik elektrotları kullanarak) kaydedilen beta bant gücünün ve seçilmiş bir reaksiyon süresi görevi sırasında kafa derisinin (EEG kullanarak) faz ve genlikle (büyüklük karesi tutarlılığı ile ölçüldüğü) ilişkili olduğunu bildirmiştir. Aynı şekilde, deneysel olarak, korteksin ve subtalamik çekirdeğin beta band genliği ve faz tutarlılığı gösterdiği ve böyle bir etkileşimin striatuma dayandığı varsayılmaktadır (Hirschmann ve arkadaşları, 2011 ).

Kortikal ve subkortikal beta salınımları arasındaki ilişki, motor ve işitsel kortekslerdeki beta salınımlarının iç zamanlama ile ilişkili olduğu gerçeğiyle birlikte ( Fujioka ve ark., 2012 ), striatumdaki beta salınımlarının da iç zamanlamayla ilişkili olabileceğini göstermektedir. . Buna göre, Bartolo ve ark. (2014)Bir senkronizasyon ve devam görevi sırasında, sağlıklı makakların dişlerine yerleştirilen mikroelektrotlardan yerel alan potansiyellerini kaydederek beta salınımlarının zamanlamadaki rolünü incelemiştir. Bu görev, makakların zamanında bir vuruşla (senkronizasyon aşaması) temas etmelerini ve vuruş atıldıktan sonra (devam aşaması) dokunmaya devam etmelerini gerektirir. Senkronizasyon aşaması, harici zamanlamanın bir endeksi (harici bir uyarıcının varlığından dolayı) olmasına rağmen, devam fazı, bir iç zamanlamanın endeksidir (harici bir uyarıcının bulunmaması nedeniyle; Teki, 2014 ). Ana bulgu Bartolo et al. (2014) Çalışma, beta aktivitesinin, putamenal beta salınımlarının harici hareket zamanlaması yerine dahili olarak ayarlandığını belirten görevin senkronizasyon aşamasının aksine, devam safhasına şiddetle önyargılı olduğuydu.

İnsanlarda kendi kendine hareket eden hareketler sırasında beta salınımlarının striatumdan kaydedilebileceğine dair kanıt vardır. Epileptik bir hastanın putamenlerinden yapılan intrakraniyal kayıtlar, beta gücünün kendinden tempolu bimanual parmak uzantılarının başlangıcına yaklaştığını göstermiştir ( Sochurkova ve Rektor, 2003 ). Doğrudan beta salınımlarına odaklanmamakla birlikte, sağlıklı yetişkinlerde striatumu iç zamanlamaya dahil etmek için işlevsel nörogörüntülemenin kanıtları vardır. Örneğin, Grahn ve Rowe (2013)putamenlerin, vuruşların tespiti yerine düzenliliğin tespitine cevap verdiğini, basitçe bir vuruşun tespiti veya yokluğunun tespiti yerine, içsel olarak harekete geçtiğini öne sürdüğünü göstermiştir. Bazal ganglionlar aynı zamanda, harici zamanlanmış aralıkların değerlendirmelerine bağlı olarak geçici aralıkların subjektif yargılamaları sırasında daha aktiftir ( Coull et al., 2013 ) ve putamen, devam etmekte olan dokunma sırasında daha fazla aktivite gösterir, ancak dinlenmeye kıyasla senkronize bırakma değil ( Rao et al. , 1997 ). İlginçtir ki, bazal ganglionlara bilateral lezyonları olan bireyler devamında kötü performans gösterirler ancak ritmik bir vurma görevinin senkronizasyon aşaması yoktur ( Coslett et al., 2010).). Bu tür kanıtlar, putamenlerin iç zamanlama için gerekli olduğunu göstermektedir.

Beta Grubu ve Kekemelik
Kekemelik bağlamında bu sonuçların etkileri nelerdir? Kekemelik gerçekten bir iç zamanlama bozukluğu ise ( Alm, 2004 ; Etchell ve diğerleri, 2014 ) ve bazal gangliyonlardaki beta salınımları iç zamanlamayla ( Bartolo ve diğerleri, 2014 ) ve / veya korteks ( Fujioka) ile ilgiliyse ve ark., 2012 ; Cirelli ve ark., 2014 ), kekemeliğin, anormal beta gücü ile sonuçlanan striatal anormalliklerin neden olduğu bir bozukluk olabileceği sonucuna varır. Daha spesifik olarak, kekemelik beta gücünün hipoaktif olduğu veya kortikal ve subkortikal beta güç arasındaki ilişkinin kararsız olduğu bir bozukluk olabilir. Kekemelik yapan yetişkinlerde abartılı beta bant yanıtları olduğunu (AWS;Rastatter ve diğerleri, 1998 ) ve kekemelik yapan çocuklarda beta bant yanıtlarının azalması (CWS; Özge ve diğerleri, 2004 ) bu çekişme için bazı kanıtlar sunmaktadır.
Kekemeliğin striatum anomalilerinin neden olduğu bir bozukluk olduğu önerisi CWS'nin beyin görüntüleme çalışmaları ile tutarlıdır. Beyin yapısındaki ve CWS'nin işlevindeki farklılıkların araştırılması değerlidir çünkü AWS ile karşılaştırıldığında kekemelik reaksiyonuna daha az zaman harcadılar. Nüfusun genç yaşına bağlı olarak, CWS ile kekemelik yapmayan çocuklar (CWDS) arasında gözlemlenen herhangi bir farkın kekemelikten ziyade kekemelik nedeniyle ilgili anomalileri yansıtma olasılığı daha yüksektir (bkz. Chang ve Zhu, 2013 ; Etchell ve arkadaşları, 2014. ; . Sowman ve diğerleri 2014 ). Stripatum konuşmanın artikülatör kontrolünü farklı oranlarda gerçekleştirir ( Wildgruber ve diğerleri, 2001 ; Riecker ve diğerleri, 2005).2006 ) ve konuşma ritminde ( Fujii ve Wan, 2014 ) ve araştırmalar, CWS'nin putamenlerle ek motor bölgesi, superior temporal gyrus ve inferior frontal gyrus gibi birkaç kortikal yapı arasında daha düşük bağlantı seviyeleri sergilediğini göstermektedir ( Chang ve Zhu, 2013 ). . CWS de sol putamenlerde gri renkli maddelere sahiptir ( Beal ve ark., 2013 ) CWDS'den daha azdır. İlginç bir çalışma, CWS'nin korteks içerisindeki istirahatte CWDS'ye kıyasla düşük seviyelerde beta grubu aktivitesi gösterdiğini bildirmiştir ( Özge ve ark. 2004 ).

Eğer striatumdan kaynaklanan anormal beta gücü nedensel olarak kekemelikle ilgiliyse, akıcılık indükleyici manipülasyonlar beta gücünü normalleştirmelidir. Bu çekişme fonksiyonel beyin görüntüleme ve elektrofizyolojik çalışmalar ile desteklenmektedir. Putamenal Beta bandı salınımlar iç zamanlama doğru itilir bulgusu ( Bartolo ve ark. 2014 ), bir araya putamen düzenliliğine (yanıt gerçeği ile Grahn ve Rowe, 2013 ) ve beta bandı salınımlar (daha önceden bilinen Sochurkova ve rektör , 2003), striatumun beta aktivitesini modüle ederek düzenli sesleri izlediğini öne sürün. Bir fMRI çalışması AWS'nin normal konuşma sırasında bazal gangliyonun dinlenmeyle karşılaştırıldığında daha az aktivasyon gösterdiğini göstermiştir, ancak düzenli seslerle zamanında konuşurken, bazal gangliya aktivasyon seviyesinin kekemeyen yetişkinlerle karşılaştırılabilir olduğunu göstermiştir (AWDS; Toyomura et. al., 2011 ). BOLD aktivitesi ve beta grubu yanıtları arasındaki pozitif ilişki göz önüne alındığında ( Laufs ve diğerleri, 2003 ), striatal aktivitenin normalleşmesine muhtemelen beta band aktivitesinin normalleşmesi eşlik edebilir. Ek olarak, normal sesler kortikal beta gücünü etkilediğinden ( Fujioka ve ark., 2012 ; Cirelli ve ark., 2014)) ve kortikal beta subkortikal beta salınımları ile ilişkilidir ( Klostermann ve ark., 2007 ; Jenkinson ve Brown, 2011 ), normal seslerin subkortikal yapılarda beta gücünü de etkilemesi muhtemeldir. Bir başka akıcılık indükleyici mekanizma olan işitsel geribildirimi geciktiren kanıtlar vardır, AWS'deki kortikal beta band anormalliklerini hafifletti. Rastatter ve diğ. (1998) EEG’yi AWS’nin korteksinde beta bandın hiperaktivite gösterdiğini yüksek sesle okuduğunu göstermek için kullandılar. Bu hiperaktivite DAF ile belirgin şekilde azaldı. Aynı şekilde bir metronom da kortikal ve subkortikal yapılardaki hemodinamik cevabı etkiledi ( Toyomura ve ark., 2011)DAF aynı zamanda kortikal ve subkortikal yapılarda beta band salınımlarını da etkilemiş olabilir. Aslında, akıcılık indükleyen mekanizmaların çoğu, işitsel ve motor sistemleri ile putamenler arasındaki eşleşmeyi kolaylaştırarak işe yarıyor gibi görünmektedir ( Stager ve ark. 2004 ).
Beta grubu aktivitesinin kekemelikteki hiperaktivitesinin nedensel veya telafi edici mekanizmaları yansıtıp yansıtmadığı belirsizdir ( Rastatter ve ark. 1998 ). Beyaz madde ve beta bant genliğinin hacmi yaşla arttığından ( Uhlhaas et al., 2010 ) ve motor korteksin altındaki temel madde ve üst zamansal alanların yoğunluğu kekemenin ciddiyeti ile negatif korelasyon gösterdiğinden ( Cai et al ., 2014 ). Rastatter ve ark.'nın rapor ettiği kortekste hiperaktif beta salınımlarının olduğu kanısına varıldı. (1998) hipoaktifliği telafi ediyor olabilirbazal ganglionlarda beta salınımları. DAF, bazal ganglionlardaki beta bant salınımlarını normalize etmiş ve böylece kortekste hiperaktif beta yoluyla telafi etme ihtiyacını azaltmış olabilir. Bu fikir, hem AWS hem de CWS'nin ritimleri içselleştirirken putamenlerde azalmış beta bant yanıtları sergilemesini önermektedir. Akıcılığa neden olan mekanizmaların korteks içindeki beta bandının hiperaktivitesini azalttığı gerçeğinin kekemelik için önemli etkileri vardır. Birincisi, düzenli dış stimülasyon olmadan AWS'nin korteks ve muhtemelen striatumda anormal beta salınımları olduğu anlamına gelir. İkincisi, kortekste telafi edici hiperaktivitenin normalleştirilmesi ve ayrıca kekemeliğin geçici olarak hafifletilmesi, DAF'ın striatumdaki hipoaktif salınımları normalleştirmek için hareket edebileceği anlamına gelir.

Özet olarak, kekemelik bir iç zamanlama bozukluğu ise ve iç zamanlama, striatumdaki beta bandı içindeki osilasyon gücünün modülasyonları ile temsil edilirse, kekemelik sebebinin, putamenlerde anormal beta bant salınımlarına yansıması muhtemeldir. Bu, CWS'deki yapısal ve fonksiyonel anormallikler ile tutarlıdır ( Beal ve ark., 2013 ; Chang ve Zhu, 2013 ), beta grubu salınımlarının putamenlerde belirgin olduğu ( Sochurkova ve Rektor, 2003 ) ve CWS'nin beta bandını gösterdiği anormallikler ( Özge ve diğ., 2004). Beta salınımlarının kekemeliğe neden olan sinirsel anormallikleri yansıttığı fikri, akıcılığa neden olan mekanizmaların putamendeki aktiviteyi normalleştirdiği gözlemiyle de desteklenir ( Toyomura ve ark., 2011 ) ve ayrıca korteks içindeki beta gücü ( Rastatter ve ark., 1998 ). . Gelecekteki çalışmalar kekemelikte beta salınımlarını ayrıntılı olarak araştırmalıdır.

Rf: - 2015

    Andrew C. Etchell ,Blake W. Johnson ve Paul F. Sowman 
  • 1 Bilişsel Bilimler Bölümü, ARC Biliş ve Bozukluklarda Mükemmellik Merkezi, Macquarie Üniversitesi, Sidney, NSW, Avustralya

  • 2 Bilişsel Bilimler Bölümü, Aksiyon Araştırma Merkezinde Algılama, Macquarie Üniversitesi, Sidney, NSW, Avustralya

  • 3 Macquarie Üniversitesi, Bilişsel Bilimler Bölümü, Sidney, NSW, Avustralya

Bu konuyu yazdır

  Duyarlıyım, ama neye karşı...
Yazar: Tommiks - 04/10/2019, 17:13 - Forum: Van Riper Tekniği - Yorum Yok

Sevgili arkadaşlar,

Geçmişten günümüze duygusal olarak etkilendiğim için kekelediğim durumları
gözden geçirdim.

Lise yıllarında sınıf arkadaşlarımla konuşurken güle oynaya kekelerdim.Çünkü beni
o halimle seviyolarlardı, yani yargılamıyor, kıyaslamıyor, acımıyorlardı.
Buna rağmen kekeleme sürüyordu, özellikle s ve f harflerinde hava kaçırma şeklinde.

Ta ki sınıfa herkesin vurulduğu güzel bir kız gelene kadar. O saatten sonra ergenliğin de 
etkisi ile farklı duygular gelişmeye başladı.

Güzel kız aramızdan birini seçecekti.Bu seçimi tabi ki kıyaslama usülüne göre yapacaktı.
Bu aşamadan sonra kendimi arkadaşlarım ile kıyaslamaya başladım.Derslerim iyi olmasına 
rağmen pek yakışıklı değildim ve boyum da kızdan biraz kısaydı.Ve olanlar oldu..

Özellikle kıyaslama sonucu kendimden daha şanslı olduğunu sandığım arkadaşlarla daha 
fazla kekelemeye başladım.Çünkü yapılacak bir kıyasta onun bana tercih edileceğini, bu yüzden
hem maddi hem de manevi bir kayba uğrayacağımı biliyordum.Ama bu kaybı gurur meselesi yaptığımdan
bir türlü olsun varsın diyemiyordum. 

Buna benzer maddi ve manevi kayıplara uğrama riski tüm dengemi alt üst ediyordu ve
sonucu tabi ki 3 kelimede bir blok.

Her ne zaman yaşım ilerleyip bu gibi kayıpları göze almaya başladıysam bloklar o zaman 
azalmaya başladı. Hayatta her zaman her istediğime sahip olmayacağımı, girdiğim savaşları
çoğu kez kaybedip manevi yaralar alabileceğimi kabullendim.

Ama burda duyarlı olduğum şey asla kekelemek değildi, tamamen kayba uğrayıp mahrum
kalacağım şey ya da kaçırdığım fırsat için duyduğum üzüntüydü.O kayba uğramasaydım,
istediğimi elde etseydim gene okuldaki gibi güle oyna kekelerdim.

Burdan kendi kendime bir duyarlılık testi çıkardım: Beğrendiğim kız ile tamamen akıcı fakat 
onun beğenmeyeceği bir şive ile konuşsaydım, gene gerilir miydim?

Evet, gerilirdim.Çünkü asıl mesele hedefe ulaşabilmek idi , şiveli konuşmak buna engeldi.

Sonrasında farkettim ki, benden daha uzun, daha yakışıklı, daha zengin erkekleri görünce 
bana bir ter basıyordu.Kıyaslanma ve kaybetme duyarlılığımı hala silemediğimi farkettim.
Bu duyarlılık bana manevi kayıp verebilecek aile büyükleri, resmi makamlar, polis vs. gibi devam etti.

Bütün bunlardan anlıyorum ki asıl duyarlı olduğum konu kekelemekten ziyade, kekeleme sonucu
oluşacak manevi kayıplar, kaçan fırsatlar.

Bu yüzden erişkin olarak da insanlarla güle oynaya kekeleyecek kadar bilerek kekeledim.
Ama diğer duygularım da en ufak bir değişme olmadı.

Siz de kendinizi bu şekilde test edin.Eğer konuştuğunuz kişiyle akıcı olarak konuşsanız bile
başka bir duygudan dolayı, örneğin kıyaslanma, yargılanma vs, gerginlik hissediyorsanız
asıl korkunuz kekeleme korkusu değildir.

Buna örnek, bazı akıcı konuşan insanlar üst makamları ile konuşmaktan çekinirler.
Nedeni konuşamama korkusu mu, yoksa ona beğeneceği bir cevap veremezse ondan duyacağı eleştiri ve 
düşük performansa bağlı düşük maaş zammı korkusu mu?

Korkular o durunmda akıcı olduğunuzu düşündüğünüz haldeki korkular ile aynıysa
korktuğunuz şey kekelemek değildir ve bilerek kekelemek, isterse 10 yıl yapın, bu duygulara
tesir edemez.Bu duyguların ayrıca çözümlenmesi ya da tatmin edilmesi gerekir.

Örnek: almak için para biriktirdiğim arabayı alıncaya kadar kekeleyen birisi, arabasına
kavuştuğu gün ya da o arabayı almaktan vazgeçtiği gün rahatlar..


Bu şekilde hisseden arkadaşları merak ediyorum.

Bu konuyu yazdır