Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 534
» Son Üye: Muhammed Sevinç
» Toplam Konular: 454
» Toplam Yorumlar: 1,527

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 12 kullanıcı aktif
» 2 Kayıtlı
» 10 Ziyaretçi
ayhannn, Ercan E

Son Aktiviteler
Duyarsızlaştırma Deneyimi...
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: Ercan E
27 dakika önce
» Yorumlar: 0
» Okunma: 24
Kekemeliğin akupuntur ile...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: PetraS
1 saat önce
» Yorumlar: 8
» Okunma: 310
Kekemelik kalıcı mıdır
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: PetraS
1 saat önce
» Yorumlar: 3
» Okunma: 150
kekemelik ve anlayış
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: PetraS
Dün, 18:09
» Yorumlar: 1
» Okunma: 32
Osmanlı zamanında kekemel...
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: PetraS
Dün, 14:58
» Yorumlar: 3
» Okunma: 108
Kekemelik ve Beş Boyut Te...
Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar
Son Yorum: PetraS
Dün, 14:40
» Yorumlar: 4
» Okunma: 92
Duyarsızlaştırma Hangouts...
Forum: Kekemelikle ilgili hangoutlar
Son Yorum: Ülkü çetin
Dün, 00:25
» Yorumlar: 1
» Okunma: 112
Kekemelik İçin Whatsapp G...
Forum: Terapi yöntemleri, deneyimler ve öneriler
Son Yorum: ayhannn
17/01/2019, 20:14
» Yorumlar: 18
» Okunma: 567
Kekemelikte Kontrol Kaybı...
Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar
Son Yorum: Ülkü çetin
17/01/2019, 00:31
» Yorumlar: 2
» Okunma: 1,025
Kekemelik ve ciddiyetsizl...
Forum: Okul, iş hayatı ve kekemelik
Son Yorum: Ülkü çetin
16/01/2019, 23:32
» Yorumlar: 1
» Okunma: 85

 
  Elektroşok ile kekemelik mümkün mü
Yazar: Misafir34 - 07/01/2019, 18:45 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (2)

Beyne iletilen elektroşok elektrik ile kekemelik azalır mı 
http://m.haber7.com/genel-saglik/haber/1...listiriyor

Bu konuyu yazdır

  Hipnoz ile Kekemelikte Değişim: Vaka Çalışması
Yazar: kyaman - 06/01/2019, 22:00 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Hipnoz ile Kekemelikte Değişim: Vaka Çalışması 
David Oakley ve BSA üyesi Guy Moss


Dr Oakley, Londra College Üniversitesinde Hipnoz birimi başkanıdır. ve Britanya klinik ve uygulamalı hipnoz birliği üyesidir. 

Burada rapor edilen çalışma kekemeliğin değişiminde hipnozun Anksiyete azaltıcı ve güven artırıcı teknik olarak kullanılmasını incelemiştir. Standartlaştırılmış okuma malzemesi kullanılarak kontrollü şartlar çerçevesinde belirli bir süre 12 hipnoz seansı ve 3 takip seans ile orta düzey kekemelik ile ileri düzey kekemelik arasında olan 29 yaşındaki 1 kişide akıcılık kaydedildi. Hipnozda ana tema, Anksiyete yönetimi ve self hipnoz teknikleri olarak düşünülür. Ayrıca hasta hipnozu , kendi kendine uyguladığı hipnotik imajinasyonla stresli durumları eni yi şekilde kopyalayarak prova etmek için kullanır. Standartlaştırılmış materyal üzerinden yapılan testlerde ; hipnoz esnasında kekemelikte ani bir gelişme gözlenirken , hipnozdan sonra yapılan testte ise akıcılıkta kararlı bir düşüş gözlendi. Burada amaç laboratuar ortamında elde edilen kaydedilmiş gelişmeleri günlük yaşama transfer edebilmektir. Burada ayrıca , hastanın genel zihinsel iyilik halinde gözle görülür bir gelişme de rapor edildi. Bu sonuçlar kekemeliğin değişiminde hipnozun yardımcı olabileceği görüşünü destekler ve bu sonuçlar konuşma terapistlerini geleneksel kekemelik tedavilerinin yanında hipnozu kullanabilmeleri için cesaretlendirmelidir. 

Hipnoz dikkatin yoğunlaşması durumudur. Genellikle derin fiziksel rahatlamanın eşlik ettiği yoğun zihinsel farkındalık ve artan imgeleme durumudur. Hafif hipnotik durum veya trans, günlük yaşantımızda herkes tarafından yaşantılanır. Yalnızca gevşeme egzersizleri ve meditasyon sırasında değil, aynı zamanda kitap okurken, tv seyrederken veya müzik dinlerken hafif hipnotik durum yaşanır. 
Klinik hipnoz, birçok psikolojik veya diğer terapileri kolaylaştırmak için transı kullanılır ve her gün yaşadığımız translara dayanır. ( Gibson ve heap, 1991; Kirsch, montgomery and sapirstein, 1995 ) Klinik hipnozda, hasta hayal edilmiş durumları gerçekmiş gibi deneyimlemek için ve zihinsel ve fiziksel gevşemeyi başarmak için duygu ve düşüncelerini dağıtmadan, terapide konsantre olabilmelidir. Hipnotize edilmiş bireyler değişmeye ve daha iyi olmaya yönelik pozitif telkinleri kabul etmeye daha fazla yatkındırlar. Kendi kendine hipnoz, klinik hipnoz tedavisinin en önemli parçalarından birisidir. Kendi kendine hipnoz, kişinin hipnotik transa girmek istediği zaman, hipnoza girebilmesi yeteneğidir. Genelde günlük klinik hipnoz seansları arasında, hasta hipnozdayken, self hipnoz egzersizi için hastayı cesaretlendiren terapistin etkili olduğu düşünülür. Bireyler hipnotik yatkınlık olarak çeşitlilik gösterir. Ama çoğumuz deneysel olarak, hipnozun yararlı bir seviyesini deneyimleyebilir.

Hipnozun, Kekemelik ve diğer iletişim bozukluğu tedavisinde kullanımı yeni değildir. ve 19 YY’a kadar dayandığı rapor edilir. ( Araştırmalar için bknz. Dunnet ve Williams 1988 ) hipnotik teknikler derin gevşemenin sağlanması için kullanılırdı ve self hipnozun, kekemelikte gevşeme etkilerini sağlayamayacağı düşünülürdü. İlk zamanlar bu hastaların herhangi bir terapötik çalışma yapılmadan bile hipnotize olduğunda akıcılığın önemli oranda arttığı, en azından trans deneyimi süresince azaldığı bilinirdi.


Semptomlardaki erken bir hafifleme kekemenin tedaviye inancını artırır. Motivasyonu destekleyerek iyileşmeye yardım eder.

Gevşemenin sonucu olarak, direkt iyi olma telkini, güveni ve özsaygıyı ( ego güçlendirici telkin olarak adlandırır ) artıran telkinler verilebilir. Bahsedilen bu pozitif hisleri bir kelimeye, bir nesneye veya bir jest’e hipnoz esnasında, daha sonra hastalar tarafından günlük yaşantılarında, ihtiyaç duyduklarında bu hisleri tekrar oluşturabilmeleri için ilişkilendirilebilir. 

Hipnoz esnasında, hipnotik durumdan sonrada, tepkilerde duygularda ve davranışlarda ilerlemeyi amaçlayan telkinlere Posthipnotik Telkin adı verilir. Posthipnotik telkinler normal iyi olma ve kendine güven duygularıyla ilişkilendirilebilir. Veya uygun zamanlarda geleneksel konuşma terapi tekniklerini başarmaya yönelik direktifleri verilebilir. 
Hipnoz, Kekemelikte stres yönetimi ve kendine saygının geliştirilmesinde yardımcı olabilir. Başlı başına terapi veya alışılmış konuşma egzersizlerinin yanında hipnoz, kekemelerde stres yönetimi ve kendine saygının geliştirilmesinde kullanılabilir. Lockhart ve Robertson (1997) tarafından yapılan bir araştırmada her iki yaklaşım da kullanıldı. Lochart ve Robertson 7 kişilik hafif kekemelik belirtileri gösteren grup için (kekemelerin %6’sından azını kekeleyen) tedavinin ilk dönemlerinde öğretilen kendi kendine hipnozla birlikte hipnoz esnasında ego güçlendirici, anksiyete giderici telkinlerin kullanılmasıyla konuşmadaki akıcılıkta gelişme olacağını öne sürdüler. 

23 kişilik daha güçlü kekemelik semptomları olan ikinci bir kekeme grubuna hipnotik prosedüre ek olarak konuşma terapisi egzersizleri yaptırıldı. Kekemelik belirtileri yoğun olan bu grubu 10 kişisi tedavinin 30 - 40 haftaları arasında konuşmanın akıcılığında sürekliliği sağlamayı başardılar. Lachart ve Robertson yaptıkları çalışmaya dayanarak kekemelik belirtileri yoğun olan kekemelerde hipnoza ek olarak konuşma terapisi tekniklerinin eklendiği kombine bir terapi öneriyor.

Hipnozun iletişim bozuklukları kapsamında potansiyel yararlarının farkına varılması sonucunda 1980’lerin başında İngiliz Dil Ve Konuşma Terapisi Birliği’ ne, hipnozun girişini kolaylaştı. Royal dil ve Konuşma Koleji terapistleri bu durumun farkına vardı. Macfarlane ve Duckworth (1990) tarafından Britanya da hipnozu kullanan Konuşma terapistleri arasında yapılan bir araştırma sonucuna göre , hipnozun akıcı konuşma bozukluklarındaki kullanımının, hızlı ve derin gevşeme, fiziksel tansiyon, kaygının azaltılması ve hastada özsaygının güçlendirilmesi olduğunu önerdiler.

Hipnozun; hafif derecede kekeme olanlarda stres ile başa çıkma ve özgüven oluşturma teknikleri ile birlikte, daha ciddi derecede kekeme olanlarda ise konuşma terapisi teknikleri ile birlikte faydalı olabileceği yönünde genel bir kanı mevcuttur. Bu kanı, genel olarak bazı klinik çalışmalara ve raporlara dayanmaktadır ve konu ile ilgili bir yargıya temel oluşturabilecek deneysel kanıt oldukça azdır. Mevcut çalışmada; orta-ciddi derecede kekeme olan bir bireyde, klinik hipnoz yönteminin, özel konuşma terapisi teknikleri kullanılmaksızın konuşma akıcılığına etkisi araştırılmıştır.

Vaka

Vaka (S); 29 yaşında, erkek, doktorasını tamamlamış bir araştırmacıdır. Hipnotik eğilimi ortalama düzeyin biraz üzerindedir. Orta-ciddi derecede olan kekemeliğinin özellikleri arasında; kelimenin bir kısmının veya tamamının tekrarı, kelimeleri uzatma ve belirtilerinin stres ile güçlü bağlantısı göze çarpmaktadır. S’nin en çok korktuğu ve kekemeliğinin arttığı durumların başında; topluluk önünde konuşma, telefonda konuşma ve metinleri yüksek sesle okuma yer almaktadır. Kekemeliğinin ne zaman başladığını hatırlamamakta, herhangi bir stresli yaşam olayı ile tetiklenmeksizin, kendiliğinden yavaş yavaş geliştiğini düşünmektedir. S, ilk olarak 6 yaşındayken bir konuşma terapistine başvurmuştur. Terapist, birkaç görüşme sonrasında S’nin kekemeliğinin tembellikten kaynaklandığı sonucuna varmıştır. S’nin ebeveynleri de aynı görüşü paylaşmış ve terapi yapılmamıştır. S, 17 yaşındayken bir hipnoterapiste başvurmuş ve 3 seans süresince progresif rahatlama teknikleri kullanılarak tedavi edilmeye çalışılmıştır. Bu tedavi ile konuşması biraz daha akıcı hale gelmiş, ancak son seanstan 3 hafta sonra görülen relaps ile kekemeliği eski haline dönmüştür. S, 22 yaşında tekrar bir hipnoterapiste başvurmuş, ancak ilk seans sonrası kekemeliğinin arttığını düşündüğü için tedaviye devam etmemiştir. 26 yaşında bir konuşma terapistine başvuran S, bu terapist ile birkaç ay düzenli olarak her hafta görüşmüştür. Terapide genel olarak nefes alma ve yavaş yavaş, uzatarak konuşma teknikleri üzerine yoğunlaşılmıştır. S, bu seanslar sonunda konuşmasında herhangi bir değişiklik olmadığını hissetmiştir.

Yöntem

Çalışma, ses kayıtlarını kolaylaştırmak ve test koşullarını standardize etmek için ses yalıtımı olan bir odada yürütülmüştür. S ilk seansta, her biri 10 kelimelik 40 cümleden oluşan yazılı bir metni (C Metnini) sesli okumuştur. Daha sonra bu metin, S için zorluk derecesine göre yirmişer cümlelik iki ayrı metne (A ve B Metinlerine) bölünmüştür. Daha sonraki 3 seansta S, temel bir veri oluşturmak amacıyla A metnini birer defa okumuştur. Bu seansları, 12 adet hipnoz seansı (aşağıda detaylı açıklanmıştır) izlemiştir. Bu seansların her birinde S; metni, hipnoz öncesi, hipnoz sırası ve hemen sonrasında olmak üzere üçer defa okumuştur. İlk 8 seans için A metni, sonraki 4 seans için ise B metni kullanılmıştır. Hem ilk seanslar hem de hipnoz seansları düzenli olarak haftada iki kere gerçekleştirilmiştir. Son hipnoz seansından sonraki üçüncü, altıncı ve onikinci haftalarda birer adet izlem seansı yürütülmüş ve S, her seansta orjinal C metnini hipnoz öncesi-sırası ve sonrasında okumuştur. Tüm kayıtlar tamamlandıktan sonra incelenmiş ve kekelemeye (tekrarlama ya da uzatmaya) rastlanan kayıtlar not edilmiştir. S’nin kekelemesi ve konuşma özellikleri için hissettikleri, soru formları yoluyla düzenli olarak izlenmiştir. S’nin konuşma akıcılığındaki değişimler konusundaki yorumlarının yanı sıra ruhsal ve fiziksel iyilik hali de her seansta kaydedilmiştir. 

Hipnoz Uygulaması

İlk hipnoz seansında, hipnoz öncesinde S’den kendisini en rahat ve sakin hissedeceği “özel bir yer”i anlatması istenmiştir. Daha sonra rahat bir koltuğa oturması sağlanmış ve gözlerini kapaması istenmiştir. Standart şekilde, kas gevşetme ve düzenli nefes almayı içeren hipnotik bir indüksiyonun ardından, S’nin tarif ettiği “özel yer”i kafasında canlandırması istenmiştir. Bu arada özgüven oluşturan (ego güçlendirici) öneriler sunulmuş ve “özel yer”de deneyimlenen, rahatlık ve güven içeren olumlu duygular ile kısa sözel ifade ve hareket (sağ elini yumruk yapacak şekilde sıkma hareketi) ilişkilendirilmiştir. S’ye sözel ifade ve/veya hareketin anksiyetesini azaltacağı ve gün içinde karşılaşabileceği durumlarda sakin, güven dolu duyguları getireceği şeklinde bir hipnoz sonrası öneri getirilmiştir. S’ye aynı uygulamayı kendi kendine hipnoz ile tekrarlaması öğretilmiş ve hipnotize olmadığı duruma geri döndürülmüştür. Her gün en az bir kere kendi kendine hipnoz uygulaması önerilen S’den, kendini zor ve anksiyete uyandırıcı durumlar ile öğrendiği hipnoz teknikleri sayesinde kolaylıkla başa çıkarken hayal etmesi istenmiştir. S, kendisi için zor olan ve muhtemelen kekeleyeceği durumların bir listesini çıkarmış ve nispeten daha az zor olan durumla pratik yapmaya başlayarak, özgüven kazandıkça daha zor durumlara geçmesi istenmiştir. 12 hipnoz ve 3 izlem seansının hepsinde aynı, standart hipnoz uygulaması yapılmış ve her seans, uygun yazılı metnin 3 defa okunması da dahil olmak üzere yaklaşık 1.5 saat sürmüştür. Onikinci hipnoz seansının sonunda S’ye, hipnoz uygulamasının notlarını içeren bir ses kaseti verilmiş ve kendi kendine hipnoz uygulamasına, kaseti de dinleyerek devam etmesi istenmiştir. 

Sonuçlar ve Tartışma

Yukarıdaki sonuçlar, S hipnotize değilken metin başına düşen toplam kekeleme sayısını göstermektedir. C metninde, başlangıçta %20 kekeleme görülmüştür (400 kelimede 80 kekeleme). A ve B metinlerinde de ise sırasıyla 39 ve 41 kekelemeye rastlanmıştır. A metnindeki kekeleme oranı; ilk 3 başlangıç seansı ve 1. hipnoz seansının hipnoz öncesi okumasında değişmemiştir. Bundan sonra, 8.seansa kadar kekeleme oranında düzenli bir azalma görülmüştür. 9.hipnoz seansında B metnine geçilmiş ve başlangıç kayıtlarına (42 gün öncekine) göre anlamlı düzelme görülmüştür. Bu da kekeleme oranındaki azalmanın sadece A metnine olan aşinalık nedeniyle değil, aynı zamanda konuşma akıcılığının genel olarak düzelmesi nedeniyle olduğunu göstermektedir. B metnine geçilen 9.seanstan 12.seansa kadar da belirgin düzelme saptanmıştır. Hipnoz seanslarını takip eden 3 seansta C metni kullanılmış ve konuşmadaki akıcılığın en azından 12 hafta boyunca sürdürülebildiği gösterilmiştir (C metnindeki kekeleme oranı başlangıçta %20 iken, 3.izlem seansında %0.5 olarak hesaplanmıştır).


Hipnoz sırasındaki ve sonrasındaki ölçümler, bulguların açıklığını korumak amacıyla gösterilmemiştir; ancak ilk hipnoz seansında A metni ile kekeleme oranı hipnoz öncesinde 26 iken, hipnoz sırasında 6, sonrasında ise 7 olarak kaydedilmiştir. Hipnoz sırasındaki okumalar, kendi kendine pratik seanslarından önce gerçekleştiğinden, konuşmadaki akıcılık, hipnozun akıcılık üzerine sıklıkla rapor edilen etkisine bağlanabilir; hemen arkasından gelen hipnoz sonrası dönem de bu etkinin izlerini taşımaktadır. Bu örüntü, tüm hipnoz seanslarında gözlenmiştir. S’nin ilk hipnotik seansta belirtilerinin azaldığını görmesi, ona aslında ne kadar akıcı konuşabileceğini göstermiş ve daha da yüksek akıcılık düzeyine ulaşmak için çalışmasını sağlamıştır. 

S; hem el hareketi hem de “özel yer” ifadesinin, anksiyetesini azaltmakta ve sakinlik, rahatlık duygusu uyandırmakta etkili olduğunu bildirmiştir. S, hipnoz uygulamasını “yankılanan bir başarı” şeklinde özetlemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir: 

“ Şu anda okumam ya da söylemem gereken hiçbir şeyin benim için sorun oluşturmayacağını düşünüyorum. Artık söyleyebileceğimi biliyorum, dolayısıyla hiçbir problem yok. Korkumun kısa sürede geçtiğini fark ettim.. teknikleri kullandığımda konuşmak giderek kolaylaştı. Şimdi bir şeyleri yüksek sesle okumak konusunda endişem yok – örneğin insanların yıldız fallarını. Sorun olmayacağını biliyorum ve sorun olmuyor. Kendimdeki gelişimden memnunum, bu yöntem gerçekten işe yarıyor. Rahatlayabildiğimi görüyor, bana gösterilen teknikleri kullanıyor ve kekelemeden konuşabiliyorum. Kendimdeki gelişme beni gerçekten etkiledi, hatta konuşmamdaki akıcılığa çok şaşırdığım zamanlar oldu. Geleceğe çok daha güvenli bakıyorum, her şey daha iyi olacak. Artık ne istersem yapabilirim !”. 
S, bir araştırma grubuna seminer vermek gibi kendisine öğretilen tekniği kullandığı durumlardan da bahsetmiştir:
“ Böyle durumlar beni her zaman çok korkutmuştur ama bu defa hiç korkmadım. Daha önceki seminerler için saatlerce hazırlanırdım. Bu defa bir kağıt üzerine bazı anahtar kelimeler yazdım ve saatlerce konuştum. Daha önce çok fazla slayt kullanırdım, bu defa sadece bir kere kullandım. Konuşmamın öncesinde “özel yer”i ve yumruğumu kullandım, her şey çok kolaydı. Neredeyse hiç kekelemedim, kekelediğimi düşünmüyorum, bu mükemmeldi. Her şey gerçekten iyi gitti.”

Yukarıda yer verildiği gibi, S’nin konuşmasındaki düzelme konusundaki olumlu hisleri, doldurması istenen soru formlarında da göze çarpıyordu.

İki tanesi hipnoz içermek üzere, 23 yıla yayılmış 4 başarısız tedavi girişimi öyküsüne rağmen, bu deneysel çalışmada bahsi geçen basit hipnoz uygulaması, konuşma akıcılığında stabil bir iyileşme sağlamış ve bu iyileşmeyi laboratuar dışı mekanlara da taşımış görünmektedir. Daha uzun dönemli sonuçları değerlendirmek amacıyla 6 aylık ve yıllık izlem seanslarının yapılması planlanmaktadır. Elbette, bu çalışmadaki bulguların güvenilirliği ve genele yayılabilirliğini değerlendirmek ve hipnozun rolünü araştırabilmek için daha fazla deneysel çalışmaya ihtiyaç vardır. Yine de elde edilen sonuçlar; hipnoz ile birlikte uygulanan anksiyete yönetimi ve özgüven oluşturma gibi psikolojik tekniklerin, kekeleme sorununa belirgin ve kalıcı değişiklikler getirdiği görüşü ile uyumlu bulunmuştur. 

Konuşma terapistleri ve iletişim bozukluklarının tedavisi ile ilgilenen diğer terapistler, mevcut klinik becerilerini desteklemek amacıyla hipnoz teknikleri kazanmaları konusunda teşvik edilmelidirler.

Referanslar:
Dunnet, C.P. & Williams, J.E. (1988) Hypnosis in speech therapy. In M. Heap (ed) Hypnosis: Current Clinical, Experimental and Forensic Practices. London: Croom Helm. Pp 246-256.
Gibson, H.B. & Heap, M. (1991) Hypnosis in Therapy. London: Lawrence Erlbaum Associates.
Kirsch, I., Montgomery, G & Sapirstein, G. (1995) Hypnosis as an adjunct to cognitive behavioural psychotherapy: A meta-analysis. Journal of Consulting and Clinical Psychology 63. 214-220.
Lockhart, M.S. & Robertson, A.W. (1977) Hypnosis and speech therapy as a combined therapeutic approach to the problem of stammering: A study of thirty patients. British Journal of Disorders of Communication. 12. 97-108.
Macfarlane, F.K. & Duckworth, M. (1990) The use of hypnosis in speech therapy. A questionnaire study. British Journal of Disorders of Communication. 25. 227-246.
© Yazarlar
“Speaking Out” Dergisi - 1996 İlkbahar Sayısı .

Çeviren: Psk Dnş Şahin UÇAR
Dr. David Oakley ve Guy Moss

"Burada fikirden ziyade uluslararası alanda yapılmış araştırmalar var.

Hipnoz kekemeliği hiçbir şekilde ortadan kaldıramaz, ancak kekemelik korkularını belli derecede dizginleyebilir veya azaltabilir.

Bugüne kadar hipnozdan kalıcı fayda sağlayan tek bir kişiyle karşılaştım (100'lerce kekeme tanıyorum). O kişi diyor ki hipnotist eski kemikleşmiş korkularını çözmüş ve kendisini kekemeliğin başlangıcına geri götürmüş. Yani geç kekelemeye başlayan bir çocukmuş, 7 yaşında filan başlamış ve ilk kekelediği anı aklına getirmiş.

Daha sonra hipnotist korkularını ele almış ve OLUMSUZ düşünceleri OLUMLU düşüncelere çevirmeye çalışmış. Kişi ve olayları resim olarak belirlemiş, korktuğu şeylerin yerine güzel resimler koymuş örneğin 'telefon' korkulu bir şeyse üzerine çiçek resmi yapıştırmış ki telefona her baktığında güzel sevdiği çiçek aklına gelsin.

Neyse ki tanıdığım arkadaş kekeleme korkusunu bu şekilde yenmiş ve kekemeliği azalmış. Bu demek değildir ki artık kekelemiyor. Kekeliyor ama az kekeliyor. Bazen stres nedeniyle eski duyguları geri geliyormuş o zaman hipnotistine gidip 1-2 seans daha alıyormuş.

Anlaşılan hipnoz da sadece kekemelik sonucunda oluşan ama kekemeliğin şiddetlenmesine yol açan kaygıları etkileyebilir. Yoksa kekemeliğin kendisi (ham kekemelik) kalıcıdır.
Petra"

Bu konuyu yazdır

  Ses Eğitimi Çalışmalarının Kekemeliğin Tedavisinde incelenmesi
Yazar: kyaman - 05/01/2019, 22:33 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

                                              Ses Eğitimi Çalışmalarının Kekemeliğin Tedavisinde Kullanılabilirliği Üzerine Bir İnceleme(2016)
                                                                                   
Özet:
Kekemelik konuşma akışındaki tutukluk, istemsiz tekrar ve uzatmalar, sözcükleri fiziksel bir gerginlikle söyleme gibi ifadelerle konuşma ritmindeki bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Ses eğitimi ise içine konuşma eğitimini de alan disiplinler arası özel bir alan eğitimidir. Çalışmada kekemeliğin tedavisinde kullanılan birçok yöntemin ses eğitimi çalışmalarında kullanılan yöntemlerle benzerliği ortaya konmuş ve bu bağlamda ses eğitimi egzersizlerinden örnekler göstererek kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirliği vurgulanmıştır. Çalışmada betimsel analiz kullanılmış bu amaçla elde edilen veriler açık bir şekilde betimlenmiş, daha sonra ise yapılan betimlemeler yorumlanıp neden sonuç ilişkileri irdelenmiştir. Ses eğitimi ile kekemeliğin tedavisi disiplinler arası bir yaklaşımla sunulup, kekemeliğin tedavisinde ses eğitimi çalışmalarından büyük ölçüde faydalanılan yurt içi ve yurt dışında yapılmış çalışmalardan örnekler gösterilmiştir. Birçok ses rahatsızlığının tedavisinde kullanılan ses eğitimi bir de bu yaklaşımla sunulmuş beraberinde uygulanabilecek egzersizler açık bir şekilde belirtilmiştir. Çalışmanın sonucunda ses eğitimi çalışmalarından nefes, artikülasyon (boğumlama) yüz kaslarını gevşetme, müzikal ritim ile okuma ve şarkı söyleme gibi alanlarda kekemeliğin tedavi edilebilirliği ifade edilmiştir.

Giriş 
Konuşma bozukluğu hece, sözcük ve tümceleri söylemede görülen her tür aksaklık olarak tanımlanmaktadır. Kekeleme, aşırı güçlüklerle burundan konuşma, yanlış konuşma gibi ufak tefek güçlükleri de kapsar (Öncül, 2000). Konuşma bozukluğu ile ilgili birçok tanım yapılmış ve bu tanımlar konuşma ve dil bozuklukları ile birlikte ele alınmıştır. Topbaş ve arkadaşları (2002) dil bozukluğunu dilin biçimi, içeriği ve kullanılmasında; konuşma bozukluğunu ise sözel dildeki sesleri çıkarmak için gerekli olan motor işlemlerin (solunum, seslenme, sesletim, artikülasyon) yerine getirilmesindeki aksama olarak tanımlamaktadırlar. Bu alanda pek çok araştırma yapmış olan Kirk (1962)’e göre ise; bir konuşma hoş olmayan sesle, yaşına uygun olmayan, anlaşılmayan bir şekilde yapılıyor, dolayısıyla normalden çok farklılık gösteriyor ve dikkati konuşana çekiyor ise; genellikle özürlü konuşma olarak kabul edilmektedir. Konuşma bozukluklarının en ciddi boyutta olanı ise kekemeliktir. Kekemelik; DSM-IV (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) kekemeligi: Ses ve hece yinelemeleri, sesleri uzatma, ünlemle-meler, sözcüklerin parçalanması, duyulabilir ya da sessiz bloklar, dolambaçlı yoldan konuşma, sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme ve tek heceli sözcük yinelemeleri durumlarından birinin veya birden fazlasının sık ortaya çıkması ile konuşmanın akıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olması biçiminde açıklamaktadır. ICD-X' da (International Classification of Diseases ) kekemelik, kişinin ne söylemek istediğini tam olarak bildiği fakat seslerdeki istemsiz tekrar, uzatma ya da duraklamalardan dolayı söyleyemediği, konuşma ritmindeki bir bozukluk olarak tanımlamıştır. APA’nın (American Psychological Association) tanımına göre de kekemelik, konuşma akısında tutukluk, bir sözcük ya da sesi tekrarlayarak duraklama, sesi uzatma, anlamlı bir konuşmada psikolojik, nörolojik ve fizyolojik bir ritim bozukluğudur. Özgür (2003)’e göre ise kekemelik; bireyin anlamlı konuşma çabasıyla psikolojik ve nörolojik nedenlerle konuşma cesaretinin kırılıp bazı ses ve sözcükleri yineleme, uzatma ya da başlayamama şeklinde fonetik (sesçil) bozulmalara ek olarak uygunsuz vücut tepkilerinin de yer aldığı; sosyal ortamlardan kaçınma davranışına yol açan bir ritim bozukluğu şeklinde tanımlamaktadır. Görüldüğü üzere kekemeliğin çeşitli açılardan yapılmış birçok tanımı vardır. Ses üretiminde, ses tonunun kalitesinde ve ritminde ortaya çıkan bozukluklar; sözcüklerin söylenmesinde görülen tekrar ve uzatmalar kekemelik olarak tanımlanır. Kekemeliğin nedenleri hakkında birçok görüş bulunmasına rağmen, bu görüşler arasında bir uzlaşı yoktur. Bu görüşlere örnek olarak kekemeliği yapısal bir problem olarak görenler, bir kişilik bozukluğu olduğunu savunanlar veya bir direniş belirtisi olarak kabul edenler gösterilebilir. Ancak farklı görüşlere rağmen kekemeliğin nedenlerini üç maddede özetlemek mümkündür. Bunlar;
“A. Organik Nedenler: 
Bu görüştekilere göre, kekemelik serebral dominansın olmamasından kaynaklanmaktadır. Serebral hemisfer konuşmayı kontrol eder (sol hemisfer). Eğer hemisferlerden biri, bu rolü almazsa ya da hemisferler arasında bir rol değişimi olursa, kişi kekeler. 
B. Nörofizyolojik Nedenler: 
Bu görüştekilere göre, sinirsel iletideki zorlanma koordinasyonu bozar, kararsızlık yaratır ve konuşmanın kassal aktivitesinde tekrarlara yol açar. 
C. Psikolojik Nedenler:
 Psikolojik teoriler, kekemeliği ya duygusal faktörlere ya da gelişim sırasındaki öğrenmelere bağlamaktadır(Eker, 1992).” 
Ses Eğitimi 
Müzik eğitiminin (genel, amatör “özengen” ve mesleki) gibi hemen her türüne uygulanabilen ses eğitimi öncelikle konuşma ve şarkı söyleme konusunda sesin doğru ve etkili bir biçimde kullanılmasını hedefler. Ayrıca ses eğitimi, dil ve konuşma bozukluklarının tedavisinde de kullanılabilen hem bireysel hem de toplu uygulamalara izin veren disiplinler arası bir özel alan eğitimidir. Dolayısıyla ses eğitimi sesin doğru, etkin ve güzel kullanımının bireye kazandırılmasının yanı sıra ses sağlığını korumaya yönelik davranışların da bireye kazandırılmasını hedefler (Töreyin,2000). Seslerin boğumlanması, tonlanması, dalgalanması, yükselip alçalması ve temposunun iyi ayarlanmasının en iyi biçimine ulaşması ses eğitimi ve fonetik eğitimine bağlıdır (Stuart, 2010). Bugün ilerlemiş tıp sayesinde en ufak bir havanın yol açtığı ses tellerinin kenar hareketlerini saptayabilmek ve titreşimin çoğalmasıyla ses tellerinde meydana gelen değişimleri gözlemleyebilmek mümkün hale gelmiştir. Bu teknolojik ilerlemeler sayesinde ses rahatsızlıkları büyük ölçüde tedavi edilmeye başlanmıştır. Tüm bu gelişmelere ve ses bakımının daha da kolaylaşmış olmasına rağmen ses eğitimi hala önemini korumaktadır. Öyle ki; tıp uzmanları ses rahatsızlıklarında tıbbi tedaviye ek olarak ses çalışmalarının rahatsızlığın giderilmesinde önemli bir rol oynadığını belirtmekte ve hastalara bu çalışmaları tavsiye etmektedirler (Sabar, 2008). 

Kartal (2013) ‘a göre sesi doğru kullanmakla ilgili olarak verilecek eğitim öncelikli olarak bir konuşma eğitimini gerektirir. Harflerin doğru ve tekniğine uygun çıkışı, konuşma organlarının ve nefes tekniklerinin kullanılması esnasında yapılan alıştırmaların amacı sesin tekniğine uygun bir şekilde çıkmasını amaçlar. Ses eğitiminin ilkeleri, bu eğitimin çeşitli disiplinlerle birlikte uygulanma gerekliliğinden dolayı, ilgili olduğu anatomik, fizyolojik, fiziksel, eğitimsel, sanatsal ve dilbilimsel özelliklere göre belirlenirler. 
“Güzel ve etkili konuşma ile şarkı söyleme; müzik ve konuşma cümlelerindeki ses, teknik ve eser bütünlüğüne özen göstererek gerçekleştirilir. Cümlelerdeki ses bütünlüğü; sesin kullanımı sırasında seste kırılma, kopma, tını farkı vb. durumların olmadığı, tek bir rejistr halinde duyulduğu, devam eden bütüncül bir ses oluşumudur. Bu nedenle rejistr geçişleri önem taşımaktadır. Rejistr geçişi, ses kullanımı sırasındaki larinksin aldığı pozisyon ile titreşim bölgesi değişikliğinden kaynaklanan tını farkını ortadan kaldırmak amacıyla yapılır. Cümlelerdeki teknik bütünlük; ses üretimi ve kullanımının bilinçli olarak gerçekleştirildiği, ağızdan çıkan her sesin hakkını vererek ses oluşturmak ve kullanmaktır. Ses kullanım sürecinde solunum, fonasyon, rezonans ve artikülasyona ilişkin doğru davranışların tümünü, birbiriyle uyum içinde, özenle, bilinçli ve denetimli olarak gerçekleştirmektir. Böylece üretilen ve kullanılan sesin teknik bütünlüğü sağlanmış olur. Bu bağlamda, rejistr geçişlerinin doğru perde de ve doğru davranışlarla yapılması önem kazanır (Töreyin,2008:127).” 

Bireyin, konuşma esnasında sesini güzel, etkili ve doğru kullanmasını hedefleyen konuşma eğitimi ses eğitiminin bir parçasıdır. Bu eğitim, bireye doğru artikülasyon ve doğru diksiyon alışkanlığı kazandırmayı amaçlar. Konuşma eğitiminin önemi ve gerekliliği, şarkı söyleme eğitiminde dilin doğru artiküle edilmesi zorunluluğundan ileri gelir. Özetle ses eğitimi, her yaştan insanın, sesini en etkili, doğru ve güzel şekliyle kullanabilmesini sağlamaya çalışır (Töreyin,2008). Yukarıdaki ifadelerde görüldüğü gibi ses eğitimi konuşma eğitimini de içine alan disiplinler arası özel bir alan eğitimidir. Konuşma bozukluklarından olan kekemeliğin; ritm bozukluğu, nefes kontrolü sağlanamaması, dil ve çene kaslarının uyumlu çalışamaması gibi sebeplerinin de olduğunu görmekteyiz. Ses eğitimi derslerinin de temel çalışmalarından olan diyafram nefesi kontrolü, yüz kaslarını gevşetme, ritmik söyleyebilme ve artikülasyon çalışmaları rahatsızlığın tedavisinde büyük rol oynayabilir.
Problem 
Ses eğitimi çalışmalarının kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? Alt Problemler 1- Nefes eğitimi egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 2-Yüz kaslarını gevşetme egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 3- Müzikal ritim metoduyla okuma egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 4-Artikülasyon (boğumlama) egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 5-Şarkı söyleme çalışmalarının kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 
Amaç 
Bu çalışmanın amacı ses eğitimi çalışmalarının kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirliği hususunda farkındalık yaratmak ve bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlamaktır. 
Yöntem 
Araştırmadaki veriler, kekemeliğin tedavisine ilişkin yapılan yerli ve yabancı kaynaklardan tarama yolu ile toplanmıştır. Araştırmada betimsel yöntem kullanılmıştır. 
Bulgular ve Yorumlar
 Alt problem 1. Nefes eğitimi egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 
Yapılan araştırmalar ışığında kekemeliğin tedavisinde uzun zamandır kullanılmakta olan “Pasif Hava Akımı Tekniği” göze çarpmaktadır. Kekemelerin yapısal olarak larinksteki gerilime karşı düşük bir eşikleri olduğunu ve konuşma öncesi bu eşik aşılmadığında akıcı konuşabilmelerinin mümkün olmadığını savunan Schwartz (1976) kekemeliğin, larinksi de içine alan konuşma mekanizmasındaki kasların gerginliğinden, dolayısıyla bu sistemin gerginlik sonucu kitlenmesi ile oluşan tutukluktan kaynaklandığını belirtmektedir.
Schwartz, “Pasif Hava Akımı” adını verdiği teknikte, konuşma öncesi ses tellerindeki gerginliğin azalmasını hedeflemektedir. Bu teknikle kişi söyleyeceklerinden önce bir miktar havayı pasifçe bırakır ve konuşmaya başlar. Tekniğin temel aldığı görüşe göre, açık olan ses telleri arasından pasif hava çıkartıldığı sürece kişinin blok yaşaması neredeyse imkansızdır. Ancak, tekniğin başarılı olması için havanın gevşek biçimde kendiliğinden çıkması, dikkatin konuşma üzerinde olmaması ve nefes akışında bölünme olmaması gerekmektedir. Schwartz programında, kekeme kişileri beş gün süren altı saatlik seanslar ile terapiye almakta ve bu sürenin sonunda, yaklaşık olarak tüm kekemelerin akıcı konuştuğunu belirtmektedir. Eryavuz (1998) “Kekemelik Tedavisinde “Pasif Hava Akımı Tekniğinin” Geçerlilik Çalışması” başlıklı tıpta uzmanlık tezinde, Schwartz tarafından geliştirilmiş, kekemeliğin tedavi yöntemlerinden biri olan "Pasif Hava Akımı Tekniğinin ülkemizdeki etkinliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, 17-50 yaşlar arasında, 25'i erkek, 5'i kadın 30 kişiden oluşan bir örneklem grubu ile yürütülmüştür. Tedavi tekniğinin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla, deneklerin tedavi öncesinde ve sonrasındaki okuma performansları değerlendirilerek, kekemelik ölçütleri açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, "Pasif Hava Akımı" yönteminin deneklerin okumalarındaki kekemeliği azalttığını ve tekniğinin özellikle, kekemeliğin temel belirtilerinden olan bloklar ve tekrarlamalar üzerinde daha etkili olduğunu ortaya koymuştur. Yukarıda belirtilen çalışmalarda ses eğitimi çalışmalarının önemeli bir parçası olan diyafram nefesi alma, tutuma ve kontrollü bir şekilde verme çalışmalarıyla birebir örtüşmekte ve tedavi belirtildiği üzere büyük ölçüde olumlu dönütler vermektedir.

Örnek Çalışma
 DİYAFRAM NEFESİ EGZERSİZLERİ
a-Çiçek koklar gibi soluk alınır ve (F) konsonu ile ateşe üfler gibi düzenli olarak boşaltma Bu alıştırma yapılırken öğrenciye nefes tutma alışkanlığı da kazandırılır, doğru alınan nefesin belli bir süre tutulması öğretilir. b-Doğru alınan soluk, (S) konsonu ile boşaltma Nefes tutulduktan sonra, boşaltmaya başlanır. (5 ile başlayıp gittikçe arttırılarak) c-Kesik ve uzun nefesler Örnek çalışmalar şunlardır: 
1. S-S-S-S-S-S-S-S
2. S-S-S-S-S-SSSSSSSS 3. SSSSSSSS-S-S-S-S-S-S 4. S-S-S-S-S-S-SSSSSSSS-S-S-S-S-S-S 5. SSSSSSSS-S-S-S-S-S-S-SSSSSSSS 6. S-SSSS-S-SSSS-S-SSSS-S-SSSS 7. SSSS-S-SSSS-S-SSSS-S-SSSS-S d-Büyüyün ve küçülen kesilen ve uzun nefesler 1. S-S-S-S-S-S-s-s-s-s-s-s 2. s-s-s-s-s-s-S-S-S-S-S-S 3. S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s 4. s-S-s-S-s-S-s-S-s-S-s-S 5. s-s-s-s-S-s-s-s-s-S 6. S-S-S-S-S-s-S-S-S-S-S 7. SSSSSS-s-s-s-s-s-s 8. ssssss-S-S-S-S-S-S (Egüz, 1980)
Alt Problem 2. Yüz kaslarını gevşetme egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir?
Serebral baskınlı kuramına göre, kekemeliğin nedeni; ses, artikülasyon ve solunum sistemleri arasındaki kassal ve aerodinamik koordinasyon bozukluğudur. "Serebral Baskınlık" kuramına göre dilin sol ve sağ yarısı, çene ve diğer konuşma yapılan motor sinir itkilerini iki yarımküre yapısındaki ayrı kaynaklardan almaktadır. Akıcı konuşma için bu iki itki akımının uyumlu çalışması gerekmektedir. Bir yarımkürenin sinir itkilerini zamanlaması için daha baskın olması gerekmekte, yarımkürelerden birinin daha baskın olmadığı durumlarda ise yarımküreler birbirinden bağımsız hareket etmektedirler. Bu durumun sonucunda, konuşma kaslarının iki yarısı arasındaki hareketlerin uyumlu çalışamaması nedeniyle konuşma bozukluklarına yatkınlığın ortaya çıktığı vurgulanmaktadır (Bloodstein, 1995; Perkins, 1990; Fleet and Heilman,1985;Paul,1996’dan,akt.,Madanoğlu,2005). Yukarıda açıklanan kuram ışığında ses eğitimi çalışmalarına başlamadan önce yapılması gereken ve ses eğitimi çalışmalarına dahil olan yüz kaslarını gevşetme egzersizleri akıcı konuşma için bir ön koşul olabilmektedir. 
Örnek Çalışma 
DUDAK RAHATLATAN HAREKETLER *Üst dudağı ısırma *Alt dudağı ısırma *İki dudağı da ağız içine almak *Alt dudağı dışa döndürmek *U sesi çıkarır gibi dudakları öne uzatmak *Kalemi dudakların arasında tutmak (Kartal, 2013) 
DİLİ RAHATLATAN HAREKETLER *Dili dışarı içeri çekmek *Dili buruna doğru sokmak *Dili çeneye doğru çıkarmak *Dilin ucunu alt-üst dişlerle ısırmak *Dil ile dudakları yalama (yuvarlayarak) *Dili ağız içinde u biçiminde kıvırma (Kartal, 2013) 
ÇENEYİ RAHATLATAN HAREKETLER *Ağzı (çene gergin) açmak-kapatmak *Alt çeneyi (ağız açık) sağa sola hareket ettirmek *Alt çeneyi (ağız kapalı) sağa sola hareket ettirmek *Soldan sağa sağdan sola sürekli yanakları şişirmek (Kartal, 2013) 
Alt Problem 3. Müzikal ritim metoduyla okuma egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir? 
Konuşmada akıcılığı sağlamaya yönelik tercih edilen yöntemlerden bir diğeri ise ritmik konuşmadır. Andrews ve Harris (1964) metronom yardımıyla eşit aralıklı, diğer bir deyişle ritmik konuşmanın kekelemeyi azaltığını göstermişlerdir. Andrews, bu yöntemle kazanılan yeni konuşma alışkanlığının metronom olmaksızın da sürdürülebildiğini belirtmiştir. Brady ve Brady (1972) metronom tekniği ile yetişkin kekemelerde bir yıllık terapi sonucunda %81 oranında başarılı olduklarını belirtmişlerdir. Pektaş (2010) “Kekemelerde Ritim Algısının Terapi Sonuçlarına Etkilerinin Araştırılması” başlıklı yüksek lisans tezinde, müzikal ritm algısının müzikal ritm metoduyla terapi alan kekemelerde terapi sonuçlarına etkilerini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Herhangi bir sağlık problemi olmayan 12 yaş üstünde 14 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bu bireylerden 6 tanesinin ritm algısı vardır (I. Grup), 8 tanesinin ritm algısı yoktur (II. Grup). Bütün hastalar hem terapi öncesi hem de 12 haftalık terapi seansı sonrasında değerlendirilmiştir. Sonuçlarda istatistiksel olarak I. Grubun terapi sonuçları ve II. Grubun terapi sonuçları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamasına rağmen ritm algısının terapiye adaptasyon ve akıcılığın kazanılma hızı gibi farklı etkileri gözlenmiştir. Yukarıda yapılan çalışmalarda ritm algısının ve ritmik çalışmaların kekemeliğin tedavisinde önemli olduğu ve uzun zamandır kullanıldığı görülmektedir. Ses eğitimi çalışmalarının neredeyse tamamının bir piyano eşliğinde ritmik bir şekilde yapıldığını düşünürsek basit aralıklarla uygulanan ritmik çalışmaların kekemeliğin tedavisinde kullanılması mümkündür.
Örnek Çalışma 
VOKAL SESLERİN BELİRLENEN EGZERSİZLERLE ÇALIŞTIRILMASI
resim
Alt Problem 4. Artikülasyon (boğumlama) egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir?
Güleryüz (1995) “2-6 Yaşlarındaki Kekemelik Problemi Olan Ve Olmayan Çocukların Artikülasyon Özelliklerinin Karşılaştırılması” isimli doktora tezinde, 2-6 yaşları arasındaki kekemelik problemi olan ve olmayan çocuklarda görülen artikülasyon hata tiplerinin (şekil, yer, titreşim, atma ve çarpıtma) geleneksel yaklaşımla ayrıntılı bir incelemesini yaparak, hataların pozisyonlarının (baş, orta ve son) ve bu çocukların diadokokinetik hızlarının karşılaştırılmasını amaçlamıştır. Çocukların yapacakları her artikülasyon hatasını fonetik envantere göre baş, orta, sondaki pozisyonları dikkate alarak geleneksel yaklaşımda esas alınan hata tiplerine (şekil, yer, titreşim, atma, çarpıtma) göre sınıflandırmıştır. Çalışma sonunda kekeme grubun daha fazla artikülasyon hatası yaptığı sonucu ortaya çıkmıştır. Kekemelik problemi olan çocukların, kekeme olmayan yaşıtlarına göre daha fazla artikülasyon bozukluğu oluşturdukları ve ayrıca daha geniş artikülasyon bozukluğu çeşitliliğini oluşturdukları görülmüştür. Bu bulguların ışığında bazı çocuklar için kekemelik ve artikülasyon bozukluğunun birbiriyle ilişkili olduğu ve kekemelik problemi, konuşmanın temporal programlanmasındaki bozuklukla ilişkilendirilmiştir. Yukarıdaki çalışmada kekeme olan çocukların, olamayan çocuklara nazaran büyük ölçüde artikülasyon bozukluğu yaşadıkları belirtilmiştir. Artikülasyon sözcükleri doğru, açık ve anlaşılır bir biçimde söylemektir. Ses eğitimi çalışmalarında konson ve vokal harflerin çıkış biçimlerine göre tek tek çalıştırılması, bireylerin artikülasyon becerisini geliştirmektedir.
Örnek Çalışma 
ÇIKIŞ BİÇİMLERİNE GÖRE ÜNLÜLER (VOKALLER)‘İN GÖSTERİLMESİ “A” “a“sesi; kalın, düz ve geniş bir ünlüdür. “a“ sesi çıkarılırken dil, bir tümsek oluşturarak ağzın arka bölgesinde bu sesin boğumlanmasını sağlar. Dilimizde üç farklı a sesi vardır. Kalın a normalde kullandığımız sestir. “İnce A” g, k ve l seslerinden sonra gelen a sesi, bazen ince söylenir. İnce söylenen a sesinde dil tümsekliğini kaybeder ve bu ses ağzın ön tarafına doğru kayar. Hikâye, dükkân, kâmil, kâğıt, rengârenk, karargâh “Uzun A” Türkçe kelimelerde uzun ünlü bulunmaz. Yabancı (özellikle Arapça) dillerden Türkçemize girmiş kelimelerde rastlarız. Katil, hakim, bahane, şahane, nane…(Temizyürek, Erdem ve Temizkan, 2012).

“Açık E” “e” sesi çıkartılırken çene aşağıdadır, dil alt sıra dişlere dayanır. Dudaklar düz ve yayvan durumdadır. Sesin boğumlanma noktası ağzın arka kısmındadır. Bu durumda “a” sesi kalın, geniş ve düz bir ünlüdür (Güler ve Hengirmen, 2005). 
“Kapalı E”
 Mahalli ağızlarda ve Osmanlı Türkçesinde gördüğümüz bir sestir. Bu sesin telaffuzunda ağız daha kapalı, dil ağız içinde kulaklara doğru yayılır. Özellikle ilk hecelerde rastlanan bir sestir. gece, demek, el(yabancı)…(Temizyürek, Erdem ve Temizkan, 2012). 
“I “
 “I” sesi çıkartılırken ağız dar, çene yarı kapalıdır. Dil ucu geriye doğru çekilir ve alt diş etlerine değer. Sesin boğumlanma noktası ağzın arka kısmındadır. Dudaklar dar ve düzdür. Kalın, dar ve düz ünlüdür. 
“İ”
İnce düz ve dar bir ünlüdür. Dil ucu geriye doğru çekilir ve alt diş etlerine değer. Sesin boğumlanma noktası ağzın arka kısmındadır. Dudaklar düz ve dardır (Güler ve Hengirmen, 2005). 
“O” 
Kalın, yuvarlak ve geniş ünlüdür. Söyleyişte çene açılır, dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşarak dudaklar yuvarlaklaşınca ağızdaki boşluğun arkasında bu ses oluşur (Temizyürek, Erdem ve Temizkan, 2012). 
“Ö” Çene aşağı doğru sarkıktır. Dudaklar öne doğru uzamış ve yuvarlak bir biçim almıştır. Sesin boğumlanma noktası ağzın ön kısmındadır. İnce, geniş ve yuvarlak bir ünlüdür (Güler ve Hengirmen, 2005). 
“U” 
Çene “o” sesine göre daha dardır.Sesin boğumlanma noktası ağzın arka kısmındadır. Dudaklar öne doğru uzamış ve yuvarlaklaşmıştır. ”u” kalın, yuvarlak ve dar bir ünlüdür (Güler ve Hengirmen, 2005). 
“Ü”
 İnce, dar ve yuvarlak bir ünlüdür. Dudaklar ön kısımda oldukça daralacak şekilde yuvarlaklaşır ve ağzın ön kısmında bu ses oluşur (Temizyürek, Erdem ve Temizkan, 2012).
Alt Problem 5. Şarkı söyleme çalışmalarının kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirlik durumu nedir?
Healey, Mallard, Adams (1976). Şarkı Söyleme Sırasında Kekemeliğin Azalmasına Katkıda Bulunan Faktörler, başlıklı çalışmalarında, genellikle şarkı söyleme sırasında gözlenen kekemeliğin azalmasının değiştirilmiş seslendirme ya da kekeme tarafından söylenen şarkının sözleri ve melodisi ile aşina olması ya da her ikisi ile ilişkili olup olmadığını belirlemek amacıyla yapmışlardır. Test öncesinde, bu kişilerin her biri ezberden çok iyi bilinen bir şarkının sözlerini ve melodisini bildiklerini göstermiş daha sonra, deneklerden yüksek sesle şarkı sözlerini okumaları ve sonra da bunları söylemeleri istenmiştir. Sonra, denekler şarkı sözlerini yüksek sesle okumak zorunda bırakılmış ve daha sonra da aynı şarkının bilinen melodisi eşliğinde aşina olunmayan sözlerini söylemek zorunda bırakılmışlardır. Sonuçlar, deneklerin ses çıkarma sürelerinin okumaya nazaran, şarkı söyleme esnasında önemli ölçüde daha uzun olduğu görülmüştür. Şarkı söylemenin ve aşinalığın ana etkilerinin her ikisi de, kekemleme sıklığındaki dikkate değer azalmalarla ilişkili bulunmuştur. En çok azalma, deneklerin aşina oldukları melodi ve şarkı sözlerini söyledikleri durumlarda olmuştur. Bu bulgular, seslendirmedeki değişikliklerin şarkı söyleme sırasında meydana gelen kekemelikteki bütün azalmayı açıklayamayacağı anlamına yorumlanmıştır. Şarkı sırasında, üretilen melodi ve sözlere olan aşinalık da kekemelik sıklığını etkileyebilir. Healey ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada da görüldüğü gibi şarkı söyleme esnasında kekeme olan birey daha az kekelemektedir. Bunun en belirgin nedeni söylenilecek kelimenin daha önceden düşünülmemesi ve şarkı söyleme eyleminin belli bir ritim kalıbında gerçekleşmesidir. Günlük yaşamda kurulan cümleleri melodik bir şekilde söylemek ya da çok iyi bildikleri bir melodinin üzerine cümle kurmak kekemeliği büyük oranda azaltabilir. Ülkemizde de birkaç şarkıcı kekeme olup şarkı söylerken durumlarına ilişkin hiçbir belirti göstermemektedirler. Şarkı söylemenin bu denli işe yaramasından sebep birçok kekeme tedavi merkezlerinde melodik konuşma terapileri uygulanmaktadır.
Sonuçlar
 1. Ses eğitimi çalışmalarının önemli bir parçası olan nefes eğitimi egzersizleri kekemeliğin tedavisinde yurt içinde ve yurtdışında yapılan çalışmalarda kullanılmış, çalışma sonrasında elde edilen verilere göre kekemeliğin tedavisinde büyük katkılar sağlayacağı sonucuna varılmıştır.
2. Ses eğitimi çalışmalarına başlamadan yapılması gereken yüz kaslarını gevşetmeye dair egzersizlerin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirliği sonucuna ulaşılmıştır. 
3. Ses eğitimi çalışmalarına dâhil olan müzikal ritim metoduyla okuma yurt içinde ve dışında gerçekleştirilen kekemeliğin tedavisine yönelik yapılan çalışmalarda kullanıldığı ve büyük ölçüde verim sağlandığı görülmüştür. 
4. Ses eğitimi çalışmalarında yer alan artikülasyon (boğumlama) egzersizlerinin kekemeliğin tedavisinde kullanılabilirliği vurgulanmış, yapılan çalışmalar ışığında kekeme olan bireylerin kelimeleri boğumlama becerilerinin kekeme olmayanlara göre daha az olduğu görülmüştür. 
5. Şarkı söyleme çalışmaları kekemeliğin tedavisinde yurt içinde ve yurt dışında yapılan çalışmalarda kullanılmış ve tedavi sonucunda önemli başarılar sağlandığı sonucuna varılmıştır. 
Öneriler 
1. Kekemeliğin nedenlerinden biri olarak kabul edilen selebral baskınlık kuramına göre yüz kaslarının aktif olarak kullanılmaması kekemeliğin nedeni olarak görülmektedir. Örnek çalışmada verilen yüz kaslarını geliştirici hareketler kekemeliğin tedavisinde kullanılabilir.
 2. Alanla ilgili çalışmalar incelendiğinde nefes kontrolünün kekeme bireylerdeki önemi görülmüştür. Diyafram nefesi kullanma, nefes tutabilme gibi çalışmalar kekemeliğin tedavisinde kullanılabilir. 
3. Kekemeliğin birçok tanımında konuşmadaki ritim bozukluğu ifadesi geçmektedir. Metronom ile heceleme; piyano eşliğinde basit aralıklarla ve belli bir ritim içerisinde kullanılabileceği gibi herhangi bir çalgı eşliğinde melodik bir şekilde konuşma da kekemeliğin tedavisinde kullanılabilir. 
4. Ünlü ve ünsüz harflerin, boğumlanma yerlerinin gösterilmesi kekemelerin harfleri daha iyi tanımasını sağlayabilir. 
5. Makalede önermiş olduğum çalışma planının deneysel olarak yürütülmesi önerilmektedir. Ancak bu deneysel süreç konuşma terapisti ve psikiyatri uzmanı ile birlikte disiplinler arası bir yaklaşımla daha etkili olacaktır. 

Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt-Sayı: 18-1 Yıl: 2016 - Yrd. Doç. Dr. Saadet Kösreli
KAYNAKLAR
Andrews, Gavin, Harris, Mary, (1964). The syndrome of stuttering. Oxford, England: Spastics Society Medical Education The syndrome of stuttering.
Brady, J, P (1971) Metronome conditioned speech retraining for stuttering, Behavior Therapy Volume 2, Pages 129-150
DSM-IV(Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disoeders), (1991), 4 th ed.
D.C.
American Psychiatric Association, Washington.
Dünya Sağlık Örgütü (1993). ICD-l0 Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar Sınıflandırması Klinik Tanımlamalar ve Tanı Kılavuzları, Türkiye Sinir ve Ruh
Sağlığı Derneği Yayını.
Egüz, S. (1991).”Toplu Ses Eğitimi I” Ayyıldız Matbaacılık, Ankara.
Eker, F. (1992). “Konuşma Bozuklukları”. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Eryavuz, A. (1998).Kekemelik Tedavisinde “Pasif Hava Akımı Tekniğinin” Geçerlilik Çalışması, Tıpta Uzmanlık Tezi, Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Psikiyatri Bölümü, İzmir.
Güler E, Hengirmen M. (2005).”Ses Bilimi ve Diksiyon ” Engin Yayınevi, Ankara.
Güleryüz, F. (1995) 2-6 Yaşlarındaki Kekemelik Problemi Olan Ve Olmayan Çocukların Artikülasyon Özelliklerinin Karşılaştırılması, Doktora Tezi, Hacettepe
Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Healey EC, Mallard AR, III, Adams MR.(1976). Factors contributing to the reduction of stuttering during singing, Journal of Speech and Hearing Research.
19: 475–480.
Kirk, A. Samual, (1962). Education Exceptional Children houghton miffiin company,Boston.
Karasar, N. (2000). Bilimsel Araştırma Yöntemleri. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Kartal, M. (2013). Nefes Teknikleri, Ray Yayıncılık, İstanbul.
Kartal, M. (2013). Ses Teknikleri, Ray Yayıncılık, İstanbul.
Madanoğlu, G. (2005). Kekeme Çocuklar İçin Bir Tarama Çalışması Ve Kekemelikle Baş Etme Konusunda Hazırlanmış Bir Programın Değerlendirilmesi,
Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul
Öncül, R. (2000). “Eğitim ve Eğitim Bilimleri Sözlüğü”, MEB Yayınları, İstanbul.
Özsoy, Y. (1982). Konuşma Özürlü Çocuklar ve Eğitimleri, Eskişehir iktisadi ve
Ticari ilimler Akademisi Yayınları, No:244\164, iletişim Bilimleri Fakültesi
Yayınları, No:4, Eskişehir.
Ömür, M. (2001). Sesin Peşinde, Pan Yayıncılık, İstanbul.
Pektaş, A. (2010) Kekemelerde Ritim Algısının Terapi Sonuçlarına Etkilerinin Araştırılması, Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Sabar, G. (2008). Sesimiz Eğitimi ve Korunması. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Stuart, C. (2010). Başarıya Giden Yolda Etkili Konuşma Yöntemleri. (çev: Ebru Kılıç).İstanbul: Alfa Basım.
Topbaş, S. Konrat, A. Ve Ege, P. (2002). Dil ve Konuşma Terapistliği. Anadolu
Üniversitesi. Dil ve Konuşma Terapisti, Klinik Eğitimi ve Araştırma Dizisi-1,
Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.
Töreyin A, M. (2000). Türkiye Türkçesine Uygun Şan Eğitimi, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Sayı 583, s 83-91
Töreyin, A, M. (2008). Ses Eğitimi Temel Kavramlar-İlkeler-Yöntemler, Ankara,
Sözkesen Matbaacılık.

Bu konuyu yazdır

  Çocuklarda Kekemelik
Yazar: kyaman - 05/01/2019, 22:33 - Forum: Çocuğum kekeliyor! - Yorum Yok

ÇOCUKLARDA KEKEMELİK
2–5 yaş arası kekemelik başlayan aileye çocuk doktoru önerilerini söylemeli. Aile ile işbirliği yaparak 6 ay beklemeli. 6 ay sonra halen devam ediyorsa konuşma terapisine yollanmalı. Ancak bazı aileler çok huzursuz ve tedirgin ise ailede başka kekemelik var ise beklemeden yollanabilir
AİLENİN YAPMASI GEREKENLER
Konuşurken sakin bir şekilde dinlemeli ve konuşma bitince cevap verilmeli. Konuşurken söyleyemediği kelimeleri siz söylemeyin, bırakın sözünü kendi bitirsin. Uyarıcı kelimeler yok "dikkat et, yavaş konuş, acele etme, gibi..." kesinlikle söylenmemeli. Kekemelik ile ilgili çocuğun yanında hiç konuşmayın. Hatta şifreli bile konuşmayın. Örneğin telefonda anne eşiyle ya da anneanneyle konuşuyor ve "evet evet bu gün var, başladı "...gibi konuşmalar bile yok.
Çocuk eğitiminizde mutlaka evet-hayır olmalı. Hayır dediniz çok ısrar etti, ağladı yine yapmadınız. Gün içerisinde kekemelik başladı, çok üzüldünüz ve hayır'dan geri dönüp yaptınız. Bunu sakın yapmayın: Çünkü çocuğa şunu öğretiyoruz. Kekelersen ben dayanamıyorum, üzülüyorum ve evet oluyor. Çocukta bu mesajı alınca, her istediği olsun diye kekemeliği yerleştiriyor, yani kalıcı olmasını büyükler sağlıyor. Bu tutarlı davranış hem kekemelik hem de kişilik gelişimi için önemlidir. Kekemeliği olan çocuk 2-3 yaş arasındaysa oyun grubu ya da 2-3 saatlik yuva önerilebilir. 3 yaşın üzerindeyse yarım günlük veya tam günlük yuva önerilmeli. Çünkü günümüzde çocuklar evde anneyle ya da bakıcıyla yalnız büyüyor.
Ev ortamı ve yetişkin insan artık onlara yetmiyor evde çok sıkılıyorlar. Kekemelik az ise artıyor. Kendi yaş grubu içinde olması gerekebilir ve kendi yaşını yapması gerekiyor. Anne ve babanın ayrı ayrı çocuğuyla bire bir kaliteli zaman geçirmesi önerilmeli. Bir şey öğretmek değil. Sadece oyun oynayacaklar. Ne oynayacaklar çocuk karar vermeli. TV. bilgisayar playstation,...gibi elektronik eşyalardan çok, insan ve çocuklu ortamı tercih etmeli aileler. Dış ortam ve kalabalık ortamda olmalı yani insan ilişkisi önemli. Özellikle TV ya da CD'lerden izlenen çizgi filmlerde şiddet-dövüş kavga ya da kötü karakterler var. Bütün bu sahneler çocukları korkutuyor. Gerçek zannediyorlar ya da gerçekte kendi başına gelecek diye korkuları başlıyor. Bu da kekemeliği tetikliyor.
Bazı aileler çok koruyucu oluyor. Ailenin koruyucu olmaması gerekiyor, yaşı gibi davranmalılar. Bazı aileler hep bebekmiş gibi davranıyorlar, hatta severken seslenirken 5 yaşındaki kızına bile "bebeğim" "miniğim" diye sesleniyorlar. Örneğin giyinme-soyunma-yemek yeme.. .vs., yapabilmesine rağmen aileler kendileri yapıyorlar. Aşırı korunarak büyütülen çocuklar bir zorlukla karşılaştığında kekemelik az ise artıyor, geçmiş ise hemen başlıyor.

Korku, kaygı ve heyecan kekemeliğe neden olabiliyor. Genetik faktörler kekemelikte etkili olsa da çekingenlik ve yetersizlik hissi ise kekemeliği pekiştiriyor. Okula başlayan 66 aylık çocuklarda yetersizlik hissiyle gelen korku ve kaygıya bağlı kekemeliğin ortaya çıkabileceğini vurguluyor.
Korku, kaygı ve heyecanın kekemeliğe neden olduğu , çekingenlik ve yetersizlik hissinin kekemeliği pekiştirdiğine hiç kuşku yoktur.

Bir tür konuşma bozukluğu olan kekemelik, konuşma esnasında veya konuşmaya başlarken bazı ses veya sözcükleri tekrarlayarak ya da duraklayarak çıkarma ile gelişen konuşmanın akıcılığını bozan, yanlış konuşma alışkanlığıdır. Kekeme olan bireyler özellikle heyecanlandıklarında, baskı altına girdiklerinde, stres yaşadıklarında, sinirlenince, yeni kişilerle konuşurken, toplum karşısında konuşurken, önemli bir kişiyle konuşurken daha sık kekelerler. Konunun uzmanlarından çocuğumuzda erken yaşta kekemelik olduğunu nasıl fark edebileceğinizi, kekemelik nedenlerini, belirtilerini, tedavisini ve ne tür önlemler almamız gerektiğini öğrendik.
Kekemelik ne zaman ortaya çıkıyor?
Çocukların dil gelişimini tamamlaması bir süreçtir. Ebeveynler için çocuklarının ilk sarf ettikleri sözler heyecan ve mutluluk kaynağıdır. Ancak konuşma sırasındaki yenilemeler ve bir sözcüğün aranması anne- babanın kulağına kekeleme gibi gelebilir. Bunun nedeni çocukların 2-7 yaş arasında, en sık da 3-5 yaş arasında normal akıcı olmayan konuşma döneminde olmalarıdır. Yaratılış olarak kadınların beyinlerinde konuşmayla ilgili olan kısım erkeklere göre daha etkin çalışır. Bu nedenle erkek çocuklarında normal akıcı olmayan konuşma dönemi kız çocuklara oranla 4-5 kat daha fazla görülür.
Bu yaşlardaki çocuklar dil gelişimini hala tamamlıyor olduğundan konuşma esnasında oluşan aksamalardan ötürü ‘çocuğum kekeme’ diye anne babaların paniğe kapılmaması gerekir. Ancak konuşma sırasında çocuğun sözcüğü tekrar etmesi kulağa sanki kekeleme gibi gelir. Anne babalar çocukların gelişimi konusunda kuruntuya kapılarak, olayı büyütürler ve kendi kendilerine tanı koyup çocuklarının kekeme olduğuna karar verirler. Oysa yapılması gereken serinkanlı olmak ve her çocuğun bu gelişim döneminden geçmek durumunda olduğunu bilmektir.

Kekemeliğin nedenleri nelerdir?
Kekemeliğin birden fazla nedeni vardır bu durumun psikolojik, fizyolojik ya da kalıtımsal nedenlerden kaynaklanabilir. Fizyolojik olarak beyin dalgalarından gelen iletim bozuklukları kekemeliğe neden olabiliyor. Solunum bozukluğu ve nefesi doğru kullanamama da nedenler arasında yer alıyor. Çocukların psikososyal anlamda sıkıntı veren çevrelerde bulunması, ailevi problemler, herhangi bir şeyden duyulan şiddetli korku da kekemeliğe sebebiyet verebiliyor. Baskı ve stres altında kalmaları, onlardan büyük beklentilerin olması, titiz ve kontrolcü bir çevrede yetişmesi nedeniyle kekemelik ortaya çıkabilir. Genelde kekemeliği başlatan korku ve strestir.
Çocuklarda konuşama bozuklukları ve tedavisi
Kekemeliğin çok görüldüğü bir neden de travma durumlarıdır. Birey ani korku kaygı gibi ağar ve ani duygu değişlerinden sonra kekeleyebilir ve ya konuşamayabilir.
Kekemeliğin nedenlerinden biri de ev içerisinde ebeveynler ya da yakın akrabalardan birinin kekeme olmasıdır. Çocuk o kişi ile özdeşim kurarak kekemelik gösterebilir.
Çocuklarda kekemelik doğal bir süreç midir?
Bir tür konuşma bozukluğu olan kekemelik konuşma esnasında ya da konuşmaya başladıktan sonra oluşan ses ve hece yenilemeleri, tekrarlama, uzatma, konuşma akıcılığında duraklama şeklinde çeşitli bozuklukları kapsamaktadır. Konuşmadaki ritim bozukluğu olarak da adlandırılan bu hastalığın nedenleri psikolojik, fizyolojik ya da kalıtımsal nedenlerden kaynaklanabiliyor.
Kekemeliğin tespitte ailenin önemi
Kekemeliğin çocukluk döneminde tespitinde özellikle ailelere önemli görevler düşüyor. “Aile, çocuğun ilk andan itibaren gelişiminde, sosyalleşme süreçlerinde ve davranışların gerçekleştirilmesinde en önemli etkendir. Çocuğun konuşmaya başladığı ilk dönemlerinden sonra ne söylediğine ve nasıl söylediğine dikkat edilir. Bu dönem çocuklarda düşünme hızı, sözcükleri çıkarabilme hızından fazladır. Bu sebepten çocukta geçici kekemelik ve konuşma bozuklukları da görülebilir. Kimi anne-babalar, çocuğun dil gelişimi sırasında yaşıtlarından farklı konuştuklarını tespit edebilirler.
İlk tespit sonrasında çocuğun konuşmasında sürekli ve klinik bir bozukluk olup olmadığının tespiti açısından bir uzmana başvurmak gerekir. Aileler, çocuğun ruhsal ve duygusal gelişimi için sağlıklı ortamlar yaratmalı, daha güvenli ve sevecen bir aile ortamı içerisinde onun gelişimini destekleyerek sorunu aşmasında yardımcı olmalıdırlar.Çocukluk döneminde atlatılabilecek bir durum olan kekemelik için erken tespit ve doğru tedavi yöntemleriyle büyük oranda düzelme sağlanabiliyor. Ergenlik dönemiyle beraber bu oranın daha da arttığı söylenebilir.”
Kekemelik zeka geriliği değildir
Araştırmalar göstermiştir ki çocukluk döneminde kekelemenin geçici olarak ortaya çıkma nedeni çocuklardaki düşünme hızının konuşma hızından daha fazla olmasıdır. Kekeleyen çocuklar genelde düşünülenin tersine zekidir. Çocuklar hızlı düşündüğü için düşünme hızı önde konuşma hızı arkada kalır. Aile tarafından çocuğun konuşmasının düzeltilmesi için baskı yapılmaz ise kekemelik kendiliğinden de geçebilir Kekemeliğe sebep olan faktörler korku ve strestir. Ebeveynlerin beklentilerini yerine getiremeyen, baskı ve kontrol ruhuyla büyütülen bir çocukta da kekemelik ortaya çıkabilir.
Kekemeliği sosyal yönden çocuk için yarattığı zorluklar
Konuşma akıcılığı bozukluğu çocuğun okul başarısını, ilerleyen dönemde birey olarak mesleki başarısını ve toplumsal iletişimi bozabilir. Bu durum çocuğu içine kapanık bir hale getirebilir. Bana gülecekler, benimle alay edecekler endişesiyle konuşmaya çekinirler. İletişim kurmaktan kaçındıkları için arkadaşlık kurmakta zorluk çekebilirler.
Ancak kekemeliğe neden olan koşullar değiştikçe, kişi diğer insanlarla daha kolay iletişim kurdukça konuşması da düzelecektir. Bu eğitimle de söz konusu oluyor. Kelime haznesi arttıkça kekemelik de iyileşme periyoduna girmiş olacaktır.
Çocuklarda ve Yetişkinlerde Kekemelik Tedavisi
Kekemelik, konuşma seslerinin üretiminde meydana gelen bozulmalarla karakterize oluşuyor. Genelde çocukluk çağında başlıyor ve bazı durumlarda yaşam boyu devam ediyor. Kekemeliğin gerçek nedeni bilinmiyor. Ancak yapılan son çalışmalar bu bozuklukta genetiğin rol oynadığı belirtiliyor. Kekeleyen birçok bireyin kekemelik riski geliştirmelerine neden olan özellikleri kalıtsal olarak getirdiği düşünülüyor.
Çocuklarda büyüme geriliğinin nedenleri
Bu özelliklerin gerçek doğası ise henüz bilinmiyor. Ancak bu özellikler, bireyin cümleyi akıcı olarak üretmesi için gerekli olan çeşitli kas hareketlerini birleştirme yeteneğini bozuyor. Dil gelişiminin en hızlı olduğu 18 ay- 7 yaş arasında başlayan kekemelik bazı çocuklarda yaşanan ufak bir heyecandan sonra bile başlayabiliyor.
Dil gelişim sürecindeki akıcı olmayan konuşmayla kekemeliği karıştırmayın
Kekemelik dil gelişimi sürecinde çocuklarda meydana gelen normal kelime tekrarları ile karıştırılabiliyor. Ayırıcı tanı için normal akıcısızlığı anlamak önemli bir nokta. Konuşma gelişiminin ilk yıllarında bütün çocuklar akıcılık bozukluklarına karşı duyarlı oluyor. Konuşmanın normal akıcısızlığı genellikle 2-7 yaş çocukları arasında, özellikle 2,5-4 yaş arasında yükselmiş bir oranla ortaya çıkıyor. Normal akıcısızlık gösteren çocuklar 3 yaş sonrasında genellikle ses ya da hece değil kelime veya öbek tekrarları yapıyor. Ayrıca normal çocuklar takılmalarının farkında olmuyor ve heyecan, hayal kırıklığı gibi belirtiler göstermiyorlar.
Kekemeliği fark eden çocuklar duruma tepki gösteriyor
Kekemelik 18 ay ile 7 yaş arasında herhangi bir dönemde başlayabiliyor. Ancak en çok dil gelişiminin hızlı olduğu 3 ve 5 yaş arasında ortaya çıkıyor. Bazı çocuklarda kekemeliğin başlangıcı yeni bir kardeşin doğması, yeni bir eve taşınma gibi normal stres durumlarından sonra aniden oluşabiliyor. Bu gibi durumlarda öncelikle sakin olmak ve ardından uzman bir konuşma terapistiyle iletişime geçmek gerekiyor. Çocuğun durumuna ve genetik faktörlere bakıldıktan sonra tedavinin zamanlamasına karar veriliyor. Kekelediğini fark eden çocuklar bu duruma karşı tepki göstermeye de başlıyorlar. Örneğin, göz kırpma, vücudu öne atma, ayağını yere vurma gibi davranışlar da kekemeliğin akabinde görülebiliyor.
Terapi sonrasında konuşma akıcılık kazanıyor
Kekemeliğin herhangi bir ilacı veya ameliyatı yok. Kekemeliği olan bireylere dil ve konuşma terapistleri tarafından kekemelik terapisi uygulanıyor. Kekemelik terapisine genellikle kekemelik ortaya çıktıktan 3-6 ay sonra başlanıyor. Bazı durumlarda, özellikle ailede kekemelik geçmişi varsa ve çocuğun kekemeliği şiddetliyse terapilere hemen başlanması gerekebiliyor. Her bireyin düzelme oranı farklılık gösterse de bütün çocuklar ve yetişkinler terapiden fayda görüyor. Terapi sonrasında bazı çocuklarda kekemelik tamamen ortadan kalkarken, bazıları daha az kekelemelerine yardımcı olacak stratejileri öğreniyorlar. En önemlisi ise kekeleyen bireyler konuşma becerilerinde daha rahat olmaya başlıyorlar.
Çocuklarla yetişkinlerin tedavileri farklılık gösteriyor
Kekemeliği azaltmayı hedefleyen çeşitli terapi teknikleri bulunuyor. Başarının sağlanması için sistematik bir terapi programının uygulanması gerekiyor. Terapi süreci kişinin başarısına, kekemelik şiddetine, terapi programının düzenli ilerleyişine bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Kekemelik terapisinin başarısında kişinin yaşı da önem taşıyor. Küçük çocuklar kekemeliğin henüz başında olmaları nedeniyle avantajlıyken yetişkin bireyler de terapi tekniklerini uygulamada daha bilinçli davranabildikleri için avantajlı konuma gelebiliyorlar.
Kekemeliği abartmak da yanlış, yokmuş gibi davranmak da
Ailenin kekemelik karşısındaki davranışı önem taşıyor. Aile çocuğunda kekemelik davranışlarını gözlemlediğinde çocuğun endişesini arttıracak tutumlar sergilememeli. Ancak çocuğun kekemeliğini tamamen görmezden gelmek de doğru bir davranış değil. Çünkü çocuğun dünyasında anne ve baba zor zamanlarında yanında olan, ona yardımcı olan kişilerdir ve kekeleme anlarında da çocuk zor bir durumun içerisindedir. Aile çocuğa karşı davranışlarını dil ve konuşma terapistinden danışmanlık alarak düzenlemelidir. Terapinin aşamasına bağlı olarak ailenin çocuğa karşı tutumları değişiklik gösterebiliyor.

Kekemeliği tabu gibi görmeyin
Çocuğun çevresi sadece anne-baba ve yakın akrabalardan oluşmuyor. Çocuğun çevresindeki herkesin davranışlarını düzenlemek mümkün olmayabiliyor. Özellikle okul ortamındaki çocuklardan acımasız eleştiriler duyulabiliyor. Bu nedenle çocuğu kekemelik konusunda bilinçlendirmek çok önemli. Toplumda kekemelik rahatlıkla fark edilen ama üzerine kesinlikle konuşulmayan bir tabu. Çocuklarımızla kekemelik üzerine konuşmak onların kendi dünyalarında yarattıkları korkuları yenmelerine yardımcı oluyor.
Kekemelik tedavisinde ailelere düşen görevler
Çocuğun ilk sosyalleştiği ortam aile olduğundan kekeme çocukları olan anne – baba ve diğer aile bireylerine önemli görevler düşüyor. Öncelikle çocuk kekelediği zaman kesinlikle alay edilmemesi gerektiğini belirtiyor. “Çocuk kekelediğinde yüzünüzde oluşacak üzülme ya da acıma ifadelerinden kaçınmalısınız. Düzgün konuşması yönünde ısrarlı şekilde telkinde bulunmak, çocuğun sözünü yarıda kesip cümlesini tamamlamak çocuk üzerinde bir baskı ve heyecan oluşturacak ve daha çok kekelemesine neden olacaktır. “Kekeme” terimi çocuğun duyabileceği ortamlarda vurgulanmamalıdır. Sabırlı olmanız, çocuğunuzu konuşurken dinlemeniz ve düzgün konuşmanızla çocuk için rol model olabilirsiniz. Konuşması sırasında kekeme çocuklar göz teması kurmaktan kaçınabilirler, ancak siz yine de çocuğunuz ile göz teması kurmaya çalışın ve konuşurken dudaklarına bakmayın.”
Anne Baba kekemelik konusunda çocuğa nasıl destek olabilir?
• Kekemeliğin aşılmasında en önemli etken sevgi dilidir. Öncelikle çocuk anne babasının ona sevdiğini hissetmelidir.
• Anne baba çocuğun ruhsal ve duygusal gelişim için sağlıklı bir ortam yaratmalıdır. Ebeveynler aralarındaki sorunları çocuğa yansıtılmadan çözülmelidir. Çünkü gergin ortamların kekemeliği arttırmaktadır.
• Çocuk konuşma esnasında teklediğinde ya da bir sözcüğü aradığında asla sinirlenmeyin ve sabırlı bir şekilde konuşmasının bitmesini bekleyin.
• Çocuk konuşurken göz kontağı kurun.
• Konuşma sırasında teklediğinde cümleleri asla onun yerine tamamlamayın.
• Başkalarının yanında çocuğun kusuru hakkında asla konuşmayın.
• Daha akıcı konuşan akranlarıyla çocuğu asla kıyaslamayın. Böyle bir kıyaslama çocuğun iyileşme sürecini yavaşlatır.
• Özellikle alay etme ve konuşmaya zorlamanın olumsuz etkisi fazladır. Arkadaş çevresinde eksik konuştuğu için başka çocuklar tarafından alaya alınması engellenmeli bunun için gerekirse öğretmenin desteği alınmalıdır. Öğretmen bu durumdaki bir çocuğa nasıl davranılması gerektiğini, bunun geçici bir dönem olduğu ve dalga geçilecek bir durum olmadığı hususunda öğrencilerini yönlendirmesi faydalı olacaktır.


DR. SAVAN GÜNAY(Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı)-2016

Bu konuyu yazdır

  5 Ocak 2019 tarihli hangouts - konuk: DKT Egemen Nakışçı
Yazar: PetraS - 05/01/2019, 16:04 - Forum: Kekemelikle ilgili hangoutlar - Yorumlar (3)

Merhaba arkadaşlar, yeni yılınız kutlu olsun!

Yılbaşından önce ertelemek zorunda kaldığımız hangoutsu 

bu akşam saat 21:00'de yapacağız.

Hangouts ve YouTube linklerini oturumdan önce burada paylaşacağız!

İlgi duyan herkesi bekliyoruz!

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik
Yazar: kyaman - 28/12/2018, 22:23 - Forum: Kekemelikle İlgili Faydalı Bilgiler - Yorum Yok

KEKEMELİK

Kekemelik; konuşmanın akıcılığı ile ilgili bir iletişim bozukluğudur. Akıcı konuşmada ritm ve zamanlama büyük önem taşır. Hız, vurgulama ve doğru yerde duraklamalar açısından farklılıklar olsa da akıcı konuşmada sözcükler ve sözcük grupları kendiliğinden akar. Akıcılıkta ortaya çıkan bozukluklar, uygun olmayan duraklamalar, tekrarlar ve benzer problemler konuşmanın doğal akışını etkiler. İşte ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklamalarla ortaya çıkan konuşmanın akıcılığının bozulduğu bu durum ”KEKEMELİK“ olarak adlandırılır.Artık,kişinin ne konuştuğundan çok nasıl konuştuğu dikkat çekmeye başlar.Konuşan kişi de dinleyenler gibi durumu fark+ettiğinde, konuşma güçlüğüne korku ve endişe de eşlik eder. Bazı durumlarda belirgin yüz ve vücut hareketleri konuşma çabası ile birlikte görülebilir.
 HANGİ YAŞLARDA ORTAYA ÇIKAR? 
Kekemelik, genellikle dil gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkar ( 2-6 yaş). Bazı durumlarda, okul çağında, nadiren yetişkinlikte de ortaya çıktığı görülebilir. Çocukluk hastalığı olarak bakılır. İstatistiklere göre yarıya yakını kendiliğinden geçer, diğer yarısı kalır. Kekeleyenler içinde bir kaç hafta, bir kaç ay süren ve geçenler vardır. Geçmeyip kalanlar yaklaşık % 50 civarındadır. % 75 kadarı 3,5 yaşından önce başlar. Erkeklerde daha sık rastlanır. Erkeklerde rastlanan kekemelik küçük yaşlarda ½ oranındadır. İlkokulda bu oran 1/5 olarak değişir. Kızlarda erkeklere oranla spontan iyileşme daha fazladır. Batı kültüründe okul nüfusunun % 10’ unda kekemelik görülmektedir. Uzakdoğu ve Doğu Asya ülkelerinde de sayılar aynıdır. İlkel kavimlerde ise bu oran aynı hatta daha fazladır. Davranış standartlarının yüksek olduğu toplumlarda kekemelik fazla, kriter davranış standartı, çocuktan beklenti, rekabet anlayışı fazladır. Daha toleranslı, rekabet ve cezanın az olduğu toplumlarda kekemelik daha az görülmektedir. 
KEKEMELİĞE YOL AÇAN SEBEPLER 
Kekemeliğin nedenleri konusunda ileri sürülen görüşler oldukça değişik ve çoktur. Ancak kekemeliğin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmadığı görüşü hakimdir. Kimi uzmanlar, kekemeliği yapısal bir bozukluk olarak ele alırken, kimi öğrenilmiş bir davranış, bir direniş belirtisi olarak tanımlamakta, bir başkası da çevresel nedenlerin kekemelikte önemli rol oynadığı görüşünü savunmaktadır.  

Kalıtımsal da olabilir, ailede varsa çocukta olma olasılığı artar. Kekemelik davranışları çok değişken olabilir.Bazen şiddeti artarken, bazen hiç görülmez veya şiddeti azalır. Kendinden küçüklerle konuşurken, şarkı söylerken, (ezberden söylediği için, dikkat konuşmadan başka şeye çekildiği için) toplu halde konuşurken, söyleyecekleri yazılı olarak verildiğinde, birisinin söylediği tekrar edilirken, kendileri otorite konumunda ise kekemelik azalır, bazen de kaybolur. Bazen alışılmışın dışında bir tarzla konuşursa: bağırmak,tiz sesle konuşmak, fısıldamak, konuşma temposunu yavaşlatma gibi durumlarda kekemelikte azalma görülebilir. Ritmik konuşmada da kekemelik azalabilir. 
Hangi durumlarda çoğalıyor? 
Telefonla konuşurken (sadece konuşma ön planda olduğu için), kalabalık önünde, söylenmesi zor sözcüklerde, zaman baskısı olduğunda, sabırsız dinleyicilerle, (siz konuşurken başka şeylerle ilgilenen, sürekli saatine bakan, devamlı gözlerini kaçıran, konuşmacının sözünü tamamlayan dinleyici) söyledikleri anlaşılmayıp tekrarlatılınca, sosyal tedirginliğin fazla olduğu durumlarda kekemelik şiddetlenir. Çift dil bilenlerin bazıları, bir dilde kekeliyor,bir dilde kekelemiyor veya kekelemesi azalıyor. 
Sebepleri ile ilgili birçok teori vardır; 
1. Nevroz Teorisi: Kekemeliğin nörotik bir davranış olması teorisidir. Psikanaliz yöntemi yaygın olduğu zamanlarda (Freud) bu görüş yaygın. Birçok nevroz teorisi var.Kekemelik oral ve anal erotik gereksinmeleri karşılar. Bir başka görüş ise bilinç altından kendi kendine konuşmayı engelleme çabası demiştir. Bunlar yanlıştır.Kekemelik bir sendrom değildir, davranış bozukluklarıyla birlikte görülmez. Gerek kekemelerde gerekse ailelerinde normalden fazla nevrotik davranışlar görülmüyor. 
2. Öğrenilmiş bir davranış olduğu teorisi:
Doğuştan değil sonradan öğrenilmiş bir davranıştır. 
a. Wendell Johnson’ın Diagnosofenik Teorisi: (tanıdan kaynaklanan) Bütün çocuklarda konuşma akışı sorunları olur. Ancak anne babalar normal tekrarlara kekemelik teşhisi koyup çocuğa bunu hissettirirlerse, çocuklar kendilerini kekeme sanıp kekelemeye çalışırlar. Bu teori ne tümüyle yanlış ne tümüyle doğrudur. Doğruluk payı ailelerin tutumu ama bu tutum kekemeliği başlatıyor mu? kesin değil. 
b. Sheedon’a göre: Konuşma isteği ile konuşmaktan kaçınmanın isteği çelişkisinden doğmaktadır. Konuşma güdüsü kaçınma güdüsünden yeterince yüksek konuşulur (kişi rahat rahat konuşur). Kaçınma üstün gelirse konuşamaz, sessiz kalır. Eğer bu güçler eşitse kekemelik oluşur, demiştir. 
resim
 c. Klasik Şartlanma Teorisi: Çocukluktaki tekrarlar strese bir reaksiyondur. Eğer bu tekrarlar, yine kelimeler, durumlar, kişiler, dinleyiciler, değişik konuşmacı durumları gibi olumsuz duygularla beslenirse kekemelik doğar. 
3. Kekemeliğin fizyolojik aksama/eksiklik olması: 
Diğer görüşler kekemeliği nasıl çevresel faktörlere bağladılarsa, bu gruptaki görüşler de kekemeliği kişinin kendisinde aramaktadır. 
a. Serebral Dominans Teorisi: Kekemelerde gelişmemiş bir dominans olduğunu söyler. İnsanlar sol yarıküreyi baskın olarak kullanırlar,bazı çocukların sağ yarıküresi fazla baskınlık gösterir.Bu çocuklara sol elle yazarken sağ elle yaz diye zorlama yapılmış ve o nedenle kekemelik ortaya çıkmıştır.Örn: Çift taraflı dinleme testlerinde 2 kulağa ayrı sözcükler verilir ve hangilerini daha çok hatırladığına bakılır.Normaller-beklenildiği üzere – sağ kulağa verileni daha fazla hatırlarlar.Kekemeler de sağ kulağa verileni daha fazla hatırlarlar ama sağ kulak avantajı daha azdır. 
b. Gecikmiş İşitsel Geri-iletim/bildirim (feedback) Teorisi: Normal insanlar ağızlarından çıkanı 1 sn. gecikme ile bazen daha da az duyuyorlarsa konuşma mekanizmaları bozuluyor ve kekeliyorlar, şaşırıyorlar. Demekki kekemelerde de böyle oluyor. 
c. Konuşmanın Koordinasyonu için Fizyolojik Kapasitenin Azlığı:
1. Zihinsel motor bozukluk 2. Algısal bozukluk 3. Fonasyon,artikülasyon ve respirasyonun motor koordinasyonunda bozukluk 4. Konuşma üretiminin içinde yatan merkezi sistem süreçlerinde bozukluk 
4. Eklektik teoriler (birşey eklektik olduğunda tek başına değil karmadır):Eklektik bakış açısında kişi tek başına ele alınır. Eğer pekçok faktörün birarada olabileceği kabul edilirse tedavide de pekçok yönden yaklaşılır. Böylece kişilere göre değişik tedaviler ortaya çıkabilmektedir.

KEKEMELİĞİN SEMPTOMLARI 
1- ENGELLERİ 
a- Tekrarlar:Tekrarlanan birden fazla sözcük olabilir. Tek sözcük, hece ,ses olabilir. Bazen ses ve heceyi ayırdetmek zor olabilir.(P-p….peki, olol…….olmaz, ben de- ben de –ben de geleceğim gibi) Bunlar hep ilk hece ilk ses ilk sözcüktür.Genellikle sözcük ve daha uzun ifade tekrarlanıyorsa tehlike az, ses ve hece tekralanıyorsa tehlike var demektir.Bu da daha yerleşik bir kekemeliktir. b- Uzatmalar: Sesleri uzatma şeklindedir. Örneğin ünlülerin hepsi ve ünsüzlerin bir kısmı uzatılır.( fffff….fare, aaaa….aldım) c- Patlamalar : Düzensiz solunum ve kararsız konuşmaya bağlı olarak sözcüklerde alışılmadık vurgulamaların ortaya çıkmasıdır.Aslında bir çeşit uzatmadır. Patlamalı kapantılı sesler patlatılıyor.Basınç biriktirip o süreyi uzatıyor, kapalı fazın fazla uzatılması ve çok beklediği için de basınç artıyor ve ses aspirasyonla çıkıyor.(p…p…pantaloon) d- Sessizlik:Gereğinden fazla duraklamak, uygunsuz yerde duraklamalar, sözcük başında bazen de sözcük arasında olabiliyor.(Vurgulu heceden sonra duraklama olabiliyor.) 
2- SÜRESİ 
Bu semptomların süresi de çok önemlidir. Yüz sözcük veya yüz cümle alınıp kaç defa takılmış, kaç engel olmuş ve bunların her birinin süresi toplanıp ortalamaları alınır.Kekelemenin ortalama süresi aşağı yukarı 1 saniyedir.(orta derecede kekeleyen)
3- SIKLIK 
Kullandığı sözcük ya da hecenin kaçta kaçında kekelediği önemlidir. Ortalama olarak kullandıkları sözcüklerin %10 unda, hecelerin % 15 inde kekelerler. Bu durumdan duruma değişir. En hafifi %5, en ağırı %25-%75 tir. 
4- DAĞILIM
 Hangi sözcüklerde hangi seslerde kekeliyor, belli bir düzeni var mı? Buradaki amaç tutarlılık kavramının belirlenmesidir. Aynı paragrafı tekrar tekrar okutunca aynı seslerde, hecelerde, sözcüklerde kekemelik olup olmadığı belirlenir. % 65 - % 70 tutarlılık vardır, genelde aynı sözcüklerde kekelerler. Belli ses korkuları belli hece korkuları var mı?
 5- EK SEMPTOMLAR
Belli bir sesin çıkartılması ve konuşma sırasındaki gerginliğin atılmaması, nefesin engellenmesine ve tıkanmasına yol açar. Karşılıklı konuşmayı kontrol edebilmek için gösterilen mücadelenin işaretleri açık olarak görülebilir. Konuşmanın akıcılığı ve ritmi bozulmakla birlikte yüzde gerilim, kaş-göz oynatma , başın ani hareketleri, bütün bedende istenmeyen jestler gözlenebilir ve her ses birimi bu tıkanmalardan etkilenebilir. Konuşmada güçlük yaşandığı anda bazen fazladan sözcük ve sesler eklenir: aman!, ya! , yani!, sey! gibi .
 *FİZYOLOJİK SEMPTOMLAR
Kekemelerin bir takım fizyolojik semptomlarının heyecan ve egzersiz sonucunda ortaya çıktığı görülmüştür. Hızlı kalp atışı, fazla adrenalin salgılanması, artan refleksler, kan dağıtımında değişiklik, beyin dalgalarında değişiklik. Konuşma organlarıyla ilgili fizyolojik semptomlara baktığımızda yanlış soluma, nefes alırken konuşmaya çalışma, larinks kaslarında aşırı hareketli ve telaşlı durum ve koordinasyon bozukluğu. Bazı çalışmalar kekemelerin el becerilerini ve artikülasyonunu da yavaş bulmuştur. 
NE ZAMAN YARDIM GEREKİR?
 2-6 yaş arasındaki çocuklar genellikle sözcük ve cümleleri tekrarlarlar. Konuşmalarında “ımm, şeyyy, eeee..” sıkça kullanılır. Bu normal “akıcı olmayan konuşma” olarak adlandırılır. Eğer bu dönemde çocuğun konuşmayı öğrenmeyi sürdürdüğünü, yepyeni sözcüklerle karşılaştığını, bu sözcükleri cümlede yerli yerine oturtmak için çabaladığını, konuşma ile ilgili kaslarının gelişmekte olduğunu, sorularla keşiflere yöneldiğini dikkate alırsanız, bu yoğun çaba gerektiren süreçte onun konuşmasının akıcılığının zaman zaman bozulmasını anlayışla karşılayabiliriz.
 Eğer;
 * Çocuğun konuşması ile ilgili kaygı yaşıyorsanız, * Çocuk konuşma ile mücadeleye girişmiş görünüyorsa ya da zorlandığında konuşmasının akıcılığı bozuluyorsa, * Konuşma ile ilgili kaslarda artan bir gerginlik dikkatinizi çekiyorsa yardım almak gerekir. Kekemelik için psikiyatristlerden, psikologlardan, özel eğitim öğretmenlerinden, çocuk gelişimi ve eğitimcilerinden, odyologlardan, psikolojik danışmanlardan, nörologlardan da destek alınabilir. 
TEDAVİDE; *Psikoloji *Aile tutumları, yaklaşımları, inançları *Konuşma davranışları *Yaşı en önemli faktörlerden biridir. 

AİLEYE VE ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER
 • Çocuk kekemeliğiyle ilgili olumlu ya da olumsuz duygular yaşıyor olabilir; bu konuda konuşmak istiyorsa onunla konuşun. Kekemeliğin farkında olduğunuzu, onu kabul ettiğinizi hissettirin. 
• Çocuk sizinle konuşmaya istekli değilse ya da bazı kaygıları varsa, konuşmaya zorlamamak en iyisi. Ancak, onunla iletişime her zaman hazır olduğunuzu belirtebilirsiniz.
 • Konuşurken çocuğa yeterince zaman tanıyın, aceleci ya da sabırsız olduğunuz izlenimini asla vermeyin. Konunun aniden değiştirilmesi ya da konuşmanın sık sık kesilmesi de aceleci davranıldığının göstergesidir. Bunlardan kaçının. Zaman sınırlamaları, akıcı konuşmayı engeller. 
• O konuşurken sorun yaşadığında cümleyi onun yerine tamamlamayın, sözcük eklemeyin. Seçtiğiniz sözcükler kimi zaman onun söylemek istediğini karşılamayabilir,bu da sorunu daha da arttırabilir. 
• Çocuktan “zor” olan sözcük yerine “kolay” olanını kullanmasını istemeyin, bu sadece o sözcüklerle ilgili korkuyu arttırır.
• “Yavaş ol”, “rahatla”, “konuşmadan önce düşün” gibi önerilerden uzak durum. Bu öneriler yapıcı öneriler değildir, öğrenciye yardımcı da olmayacaktır. 
• Onun nasıl söylediğinden çok ne söylediğine odaklanın ve onu sözel etkinliklere katılım konusunda yüreklendirin.
 • Ona nasıl bakıyor olduğunuz ya da ne yaptığınız en az ne söylediğiniz kadar önemlidir. Hepimiz iletişim kurarken yüz ifadelerini ve beden dilini dikkate alırız, çocuklar ise sözel olmayan bu tarz iletişime karşı çok daha duyarlıdırlar. Bu nedenle onunla iletişiminizde rahat bir beden dili kullanın, dudak ve ağız hareketlerine bakmaksızın göz kontağını sürdürün. 
• Eğer çocuk kekemelikle ilgili terapi ya da destek eğitimi alıyorsa, aile ve uzmanlarla işbirliği içinde olun. 
• Siz konuştuktan sonra, çocuğun size cevap verebileceği yeterli zamanı tanıyın. 
• Çocuğun hangi ortamlarda daha akıcı konuştuğunu gözlemleyerek belirleyin. Bu ortamlar onun kendini daha rahat ve güvenli hissettiği ortamlar olabilir, bu ortamları arttırın. 
• Onun yaşantışı için süreklilik gösteren, sağlıklı bir program oluşturun, yeterince uyuması, dengeli beslenmesi gibi ihtiyaçlarını gündelik yaşamında dikkatle ele alın. 
• Çocukta duygusal çatışma ve gerilim yaratan durumları gözleyip belirleyin, mümkün olduğunca bunlardan sakının. 
• Çocuk akıcı konuşmadığında da akıcı konuştuğundaki gibi davranın. Onu baskı altına almaksızın konuşması için cesaretlendirin. Sakin bir konuşma ve dinleme ortamını sağlamaya çalışın. 

Kekemelik bir tabu değildir, dünyanın sonu demek de değildir, iletişimde yaşanan, önüne geçilebilen ve kontrol edilebilen bir güçlüktür.Kekeme çocuğa yardımcı olmanın anahtarı sorunu bilmektir. 

KAYNAKÇA: Ege, P. (1993) Konuşma Eğitimi Dersi Yüksek Lisans Programı Notları Hacettepe Üniversitesi 
Özel Eğitim Daire Başkanlığı; Konuşma Eğitimi ve Kekemelik El Kitapçığı - 2004

Bu konuyu yazdır

Exclamation Kekemeler İçin Motivasyon
Yazar: Adanalı İshak 01 - 28/12/2018, 00:31 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (2)

Bütün meselenin yürekte ve beyinde bittiğini fark ettim. Sadece cesur olun ve inanın. Ve en önemlisi KONUŞUN! Eğer bakış açınızı değiştirmezseniz hayatı kendinize zindan etmekten başka bir şey yapamazsınız. Bakın kekemeliğinizi yenmenize yardım edeceğim demiyorum! Sadece hayatınızı kolaylaştırmaya yardım edeceğim. 

Özgüven! Karşınızdakinin ne düşündüğünü bıraktığınız gün hayatta çok büyük bir adım atmış olacaksınız. Bambaşka bir kapı açılacak önünüzde. İnsanlardan korkmadığınız, onların düşüncelerini değil sadece kendinizin ne istediğinizi umursadığınız, her yerde; bir arkadaş gurubunda, sınıfta, işyerinde, hatta bir topluluğun önünde konuşabildiğiniz bir dünya. Ben bunun yüzde seksenini başardığıma inanıyorum. Birkaç ay önceki ben ile şimdiki ben arasında dağlar kadar fark var. 

Birkaç ay önceki ben bir grubun başkanı asla olamazdı. Çünkü toplantılarda konuşamayacağını, rezil olacağını, insanların onu küçük göreceğine inanırdı. Birkaç ay önceki ben asla ama asla bir seminerde soru soramazdı. Maazallah bir kekelese bir salon dolusu insanın önünde rezil olurdu. Birkaç ay önceki ben bir konuşmacıyla, iş adamıyla, akademisyenle tanışmaya çalışmazdı. Heyecandan konuşamayıp acınası bakışların hedefi olacağını düşünürdü. Birkaç ay önceki ben her hareketini, her adımını, her yapacağı, gideceği etkinliği kekemeliği çerçevesinde düşünürdü. Kekemelik her şeyin 10 adım ilerisindeydi, hayatını şekillendiren oydu çünkü. Sonuca yönelin. Hayatınızı mahveden kekemelik değil. Kekemelik yüzünden kendinizi hep geri çekmeniz. Bunun farkında olun. 

Bütün bu saydıklarımın olmadığını düşünün, her yerde her an çok güzel konuştuğunuzu. Ne yapardınız? Ben her alanda  olabildiğince aktif olurdum. Ve oldum da. Çünkü bakış açımı değiştirmeyi öğrendim. Kekemeliği hayatımın merkezine oturmaktan vazgeçtim. Kekemeliğime lanet okuyup, bu illeti nasıl aşacağımı düşünmekten ve beceremeyince daha da umutsuzluğa kapılıp kabuğuma çekilmekten vazgeçtim. Kabuğumu kırdım. Konuştum. Karşımdaki insanın ne düşündüğüne aldırmaksızın konuştum. Çünkü bizim aslında bütün meselemiz bu. Korkmamız. Bu korkuyu aşarsanız eğer, kekemeliği kabul edip onun altında ezilmek yerine ondan daha güçlü olduğunuzu düşünürseniz eğer başarmışsınız demektir.. Kekeleyebilirsiniz. Kekeleyin. Ama kekeledikçe kızarıp başınızı eğmeyin. Başınız hep dik dursun. Bırakın karşınızdaki insan ne düşünürse düşünsün. Gülsün, alay etsin hatta acısın size. Sizin bir ezik olduğunuzu düşünsün. Siz başınızı dik tutarak ondan daha cesur olduğunuzu gösterin. Çünkü bu cesaret ister, biliyorum. Karşınızdaki sizden daha iyi değil. Sizi bekleyebilir. Beklemezse ve sözünüzü keserse de siz devam edin, bırakın o utansın. 

Konuşun.  Rahatça konuşup insanların ne düşündüğünü umursamadığınız gün özgür olmuşsunuz demektir. Konuşun. Kekemelikten daha güçlüsünün siz. Konuşun. Hayatınızı şekillendiren kekemelik olmasın, o size göre şekillensin. Ve bir gün çok daha az kekeleyerek konuştuğunuzu göreceksiniz. Hatta belki de tamamen yeneceksiniz onu. Konuşun. Başınızı asla eğmeyin, cesur olun ve kendinize inanın. 

Sağlıcakla kalın ve konuşun...

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik Tedavisi için Uyguladığım Konuşma Metodu
Yazar: ayhannn - 28/12/2018, 00:20 - Forum: Kekemelikle İlgili Düşünceler, Soru ve Cevaplar - Yorumlar (6)

Merhaba arkadaşlar,
Doğuştan kekemeyim. Daha önce pek çok konuşma terapisi aldım, hiçbirinde bu kadar başarılı olamadım. Ama bu yeni konuşma metodunda birkaç aydır belli bir başarı elde ettiğim için sizinle de paylaşmak istiyorum. Canlı örnek olması açısından bir video hazırladım. Linkini paylaşıyorum, yöntem hakkındaki sorularınızı sorabilirsiniz. Uygulamak isteyen arkadaşlar varsa, günde en az 2 saat çalışmayı (her gün) ve uzun süre bu egzersizleri yapmayı göze alıyorsanız özel mesaj atabilirsiniz. 
Dilerseniz daha sonra bir hangouts görüşmesi şeklinde konuşma metodunun lansmanını da yapabiliriz.
Yeni konuşma metodununu anlattığım link;
https://www.youtube.com/watch?v=W0dz_9o1i-A
Teşekkürler

Bu konuyu yazdır

  BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ YÖNTEMİNİN KEKEMELİK ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN İNCELENMESİ
Yazar: kyaman - 27/12/2018, 21:08 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Dr. Öğretim Üyesi Fatih BAL - İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı, İstanbul/Türkiye - 
(Makale Yayın Tarihi) 17.11.2018 

BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ YÖNTEMİNİN KEKEMELİK ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN İNCELENMESİ 
ÖZ
Bu çalışmanın amacı, bilişsel davranışçı terapinin yönteminin kekemelik üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinde bulunan Özel Eğitim Uygulama okulu, İşitme Engelliler Okulu, Özel Eğitim Mesleki Eğitim Merkezleri ve Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde çocukları eğitim alan ve sağlık bakanlığına bağlı devlet hastanesi tarafından kekemelik tanısı almış uygulama grubu ve kekemelik tanısı kontrol grubu olarak toplam 70 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Kekemelik SSI uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 22.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiş, verilerin analizinde eşleştirilmiş tekrarlı ölçümler t-testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, bilişsel davranışçı terapinin yönteminin kekemelik tanısı almış bireylerde anlamlı düzeyde etkilidir. 

1. GİRİŞ
 Bilişsel Davranış Terapi (BDT), bilişsel süreçleri değiştirerek psikolojik sıkıntıyı ve uyumsuz davranışı azaltmayı amaçlayan psikoterapötik müdahaleleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. BDT, duygulanım ve davranışın çoğunlukla bilişlerin ürünü olduğu temel varsayımı üzerine kurulur; örneğin bilişsel ve davranışsal müdahaleler düşünce, duygu ve davranış değişiklik yapabilir. Bu nedenle BDT, hem bilişsel hem davranışsal teorilerin ana elemanlarını sahiplenir. Olaylar hakkında çocuğun bilişsel yorumlarını ve atıflarını dikkate alan kurumsal bağlamda daha az kalarak davranışsal tekniklerin etkinliğini sürdürmeye çalışmak olarak tanımlanmıştır (Stallard, 2017)
1.1. Bilişsel Davranışçı Terapinin Amacı 
Bilişsel davranışçı terapinin temel amacı, daha uygun bilişsel ve davranışsal becerileri geliştirerek öz farkındalığı arttırmak, kendini tanımayı daha iyi hale getirmek, kendini kontrol etmeyi geliştirmektir. BDT, baskın olarak olumsuz, yanlı ve özeleştirel olan işlevsiz düşünceleri ve inanışları tanımlamaya yardım eder. 
Kendini izleme, eğitim, deney yapma ve test etme; bu düşüncelerin ve inanışların daha olumlu, dengeli ve işlevsel bilişlerle yer değiştirmeleriyle sonuçlanır (Leahy, 2003). Bilişsel ve davranışsal bileşenlerin önemi ve özel tedavi bileşenleri değişmesine rağmen bilişsel davranış terapi programları sıklıkla aşağıdakileri içerir (Stallard, 2017). 
1.1.1. Formülasyon ve Psikoeğitim 
Bütün bilişsel davranışsal programların temel bileşeni; düşünceler, duygular ve davranış arasındaki ilişki hakkındaki eğitimdir. Süreç, insanların nasıl düşündüğü, nasıl hissettikleri ve ne yaptıkları arasındaki ilişkinin açık ve paylaşılmış bir anlayışın geliştirilmesini içerir. 
1.1.2. Düşünce İzleme 
Asıl iş yaygın bilişlerin ve düşünce örüntülerinin tanımlanmasıdır. Düşünce izleme temel inanışlar, olumsuz otomatik düşünceler veya işlevsel olmayan varsayımlara odaklanabilir ve “sıcak” durumları ( güçlü duygusal değişiklikleri veya aşırı olumsuz veya özeleştirel düşünceleri oluşturanlar gibi) kaydetmeyi içerir. Bilişsel üçleme, bilginin yapılandırılması ve organize edilmesi ve gencin kendisi, dünya ve ne yaptığı hakkındaki düşüncelerini değerlendirmesinde yararlı bir yol sağlar.
 1.1.3. Bilişsel Çarpıtmaların Ve Eksikliklerin Tanımlanması 
Düşünce izleme süreci yaygın olumsuz veya işlevsel olmayan bilişlerin ve akıl dışı inanış veya varsayımların tanımlanmasına olanak sağlar. Böylelikle bilişsel çarpıtmaları (olumsuza odaklanma, büyütme gibi), bilişsel eksikliklerin (diğerlerinin ipuçlarını olumsuz olarak yanlış yorumlama, kısıtlı problem çözme becerileri gibi) doğasın, tiplerine ve bunların duygu durumu ve davranış üzerine olan etkilerine yönelik farkındalığın artmasıyla sonuçlanır. 
1.1.4. Düşünce Değerlendirilmesi Ve Alternatif Bilişsel Süreçlerin Gelişimi
İşlevsel olmayan bilişsel süreçlerin tanımlanması, bu inanışların ve varsayımların sistematik olarak test edilmesine, değerlendirilmesine ve alternatif bilişsel becerilerin öğrenilmesine yol açar. Alternatif/dengeli düşünme veya bilişsel yeniden yapılandırılma sürecinin gelişimi desteklenir. Bu, işlevsel olmayan bilişlerin yeniden gözden geçirilmesiyle sonuçlanabilecek yeni bilgi arama, başkasının bakış açısıyla düşünme veya karşıt kanıt arama sürecini içerebilir. Değerlendirme, zorlukları tanıyan ama güçlü yönlerin ve başarının kabul edildiği alternatif, daha dengeli ve işlevsel bilişlerin gelişimine olanak sağlar. 
1.1.5. Yeni Bilişsel Becerilerin Öğrenilmesi
Programlar sıklıkla yeni becerilerin öğrenilmesini kapsar. Becerilerin aralığı oldukça geniştir ve dikkati dağıtma, olumlu kendi kendine konuşma, kendini yönlendirme eğitimi, sebep-sonuç ilişkili düşünme ve problem çözme becerilerini kapsar. 
1.1.6. Duygulanım Eğitimi 
Çoğu program öfke, kaygı veya mutsuzluk gibi temel duyguları tanımak ve ayırt etmek için tasarlanmış duygusal eğitimi kapsar. Programlar sıklıkla çocuğun, kendi duygularının ayırt edici kişisel ifadesine yönelik farkındalığını arttırmak için duygularla ilişkili fiziksel değişikliklere de (ağız kuruması, ellerde terleme, kalp hızında artış gibi ) odaklanır. 
1.1.7. Duygulanım İzlenimi 
Güçlü veya baskın duyguların izlenmesi, hem hoş hem de hoş olmayan duygularla ilişkili zaman, yer, aktiviteler veya düşüncelerin tanımlamasına yardım edebilir. Tedavi seansında ve gerçek hayatta duygunun şiddetini derecelendiren ölçeklerin kullanılması performansın izlenmesi ve değişimin değerlendirilmesinin objektif yolunu sağlar. 
1.1.8. Duyguları Yönetimi 
Travma sonrası stres, fobiler ve kaygı gibi aşırı uyarılma düzeylerindeki sorunları hedefleyen programlar genellikle gevşeme eğitimini içerir. Bu eğitimler; ilerleyici kas gevşetme, nefes kontrolü veya imajlarla rahatlama gibi teknikleri içerebilir. Bireye özgü duygusal örüntünün daha fazla farkında olunması önleyici stratejilerin gelişmesine yol açabilir. Örneğin öfkesinin giderek arttığını fark etmek gence, erken dönemlerde duygusal ilerlemeyi durdurma ve bunun sonucunda da saldırgan bir öfke patlamasını önleme olanağı verir.
1.1.9. Hedef belirleme ve aktivitelerin yeniden programlanması
 Hedef belirleme bütün bilişsel davranışsal programların en doğal parçasıdır. Terapinin tüm amaçları objektif olarak değerlendirilen yollarla ortaklaşa tanımlanır ve fikir birliğine varılır. Terapi seanslarında edinilen becerilerin günlük yaşama aktarılması ev ödevlerinin sistematik olarak kullanımı ile desteklenir. Özeleştirilmiş hedeflerin başarısı gözden geçirilir ve ilerlemenin özeti yapılır. Hedefler, daha iyi duyguları oluşturacak aktiviteleri arttırmak veya güçlü olumsuz duygularla ilişkili aktiviteleri önlemek veya azaltmak için günlük yaşamın yeniden programlanmasını içerebilir. 
1.1.10. Davranışsal deneyler 
Bilişsel davranışçı terapi, varsayımları ve düşünceleri tartışma ve test etme sırasındaki yönlendirilmiş keşif sürecine dayanır. Öngörülenle aynı şeylerin olup olmadığını belirlemek için davranışsal deneyler oluşturulur. Bilişsel modelin ortaya çıkmasında rol oynayan en önemli etken yapılan deneysel ve klinik çalışmalarda davranışçı kurama uymayan, davranışçılığın açıklayamadığı bazı bulguların ortaya çıkmasıdır. Davranışçılığı zayıflatan bulgulardan ilki hayvanların herhangi bir şekilde pekiştirme olmaksızın da öğrenebildiklerinin açığa çıkmasıdır, oysa davranışçı paradigmaya göre pekiştirme olmaksızın öğrenme olası değildir. Amerikalı psikolog Tollman’ın “latent öğrenme” dediği bu fenomeni gösteren deneyin ilk kısmında bir grup deney faresi bir labirente bırakılıp labirentin çıkışına bir yiyecek konularak koşullanmışlar, bu koşullanma sonucunda fareler her denemeyle daha hızlı biçimde yiyeceğe ulaşmayı öğrenmişlerdir. Deneyin bu ilk kısmında bir diğer grup fare ise herhangi bir pekiştireç olmaksızın labirentin içine bırakılmışlardır. Davranışçı kuram rastgele dolaşan bu ikinci grup fareye pekiştireç verilmediği için bir şey öğrenmediklerini varsayar. Deneyin ikinci kısmında labirentin çıkışına yiyecek konulduğunda bu farelerin de diğerleri kadar hızlı bir biçimde yiyeceğe ulaştığı gözlenmiştir. Bunun anlamı farelerin rastgele dolaşırken de bir yandan labirentin yapısıyla ilgili bir tür bilişsel haritayı zihinlerinde oluşturuyor olabilecekleridir. Yani koşullanmamalarına rağmen bir şey öğrenmektedirler. Davranışçı ve bilişsel yaklaşımlar arasındaki bütünleşme sonucunda 1980’lerde ortaya çıkan bilişsel davranışçı terapi hareketi psikoterapi alanında en başarılı entegrasyon örneklerinden birisidir. Özellikle İngiltere kaynaklı kuramcıların köklü davranışçı geçmişlerinin etkisiyle belki de psikoterapi tarihinde ilk kez ortaya çıkan bir başarıyla davranışçılığın bilişsel kuramla birleşmesi ve iki kuramın bilişsel davranış terapisi adı altında tek ve bütünlüklü bir kuram halini alması 1980’lerde gerçekleşmiştir. Başlangıçta depresyonun tedavisiyle sınırlı bir kuram olarak ortaya çıkan bilişsel terapi 1980’li yıllarda öncelikle panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu gibi anksiyete bozukluklarına yönelmiş, bunu kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, somatoform bozukluklar ve nihayet 1980’lerin sonuna doğru psikotik bozukluklarla ilgili psikopatoloji ve tedaviye yönelik kuramsal çalışmalar izlemiştir. Bu yıllarda bilişsel terapinin değişik patolojilerde etkinliğinin klinik çalışmalarla gösterilmiş olması psikoterapilerin etkisiyle ilgili geleneksel şüphelerin aşılmasını kolaylaştırmıştır. Bilişsel terapi ve bilişsel davranışçı terapi etkinlik açısından üzerinde en çok çalışılmış terapilerdendir (Türkçapar ve Sargın, 2012).
2. KEKEMELİK 
Kekemelik, genellikle 3-8 yaşlar arasında başlayan konuşmanın akış ve ritminde istemsiz kesintilerle karakterize, sebebi bilinmeyen ve sıklıkla ergenlik öncesi dönemde iyileşebilen bir akıcılık bozukluğudur (Ham, 1990). Kekemelikte sesleri uzatma, duraklamalar, ses ve hece tekrarları, ünlemlemeler görülmektedir. Kelimeleri gergin söyleme, söylenmesi zor olan sözcükler yerine başka sözcükler kullanma isteği gibi psikolojik, fizyolojik ve nörolojik ritim bozuklukları ile ortaya çıkmaktadır. Bunlar kekemelik için zemin hazırlayan durumlardır. Bazı durumlarda belirgin sekonder davranışlar görülmektedir. Bunlar yüz ve vücut hareketleri olabilmektedir. Örneğin, ayaklarını sert bir şekilde yere vurma, göz kırpma, tikler, kafa hareketleri, nefes alma düzensizlikleri, elini dizine vurma vb. davranışlardır. Bu sekonder davranışlar konuşma çabasını artırmak için yapılmakta ve daha önce konuşmaya yardımcı olmada yardımcı olduğu düşünülerek sürekli tekrarlamaya çalışılmaktadır (Karacan, 2004). Kekemeliğin şiddeti bireyin içinde bulunduğu duruma göre değişir. Korku, kaygı, utanma ve gerginlik gibi durumlarda artarken şarkı söyleme, fısıltılı konuşma, cansız varlıklar ve evcil hayvanlarla konuşmada ortadan kalkabilir. Kekemelik, akademik başarı, mesleki başarı ve iletişimi olumsuz etkilemektedir (Kayıkçı ve Belgin, 2010). Kekemelik çoğunlukla çocukluk çağında başlayan ve farklı çalışmalarda %0.50 ile %2 arasında yaygınlığa sahip olduğu belirtilen bir akıcılık bozukluğudur. Farklı çeşit ve tanımları olmakla birlikte yüksek oranda hece tekrarları, uzatmalar, ses kesilmeleri, kelimelerden sakınma, kelime değiştirme ve bunlara eşlik eden jest ve mimikler ile akıcı konuşmanın engellenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kekemelik her yaş grubunda görülebilmekle birlikte olguların büyük bir kısmında dil ve konuşma gelişiminin ilk evrelerinde, yani okul öncesi dönemde ortaya çıkmaktadır. Kekemelik sadece izole bir konuşma bozukluğu olarak düşünülmemelidir. Dinleyiciler için öyle olsa bile, kekemeliği yaşayan birey için bu sadece basit bir akıcılık sorunu olmayabilir; literatürde kekemeliği olan bireylerin utanç, kaygı ve mahcubiyet gibi hisler yaşadıkları, iletişim zorlukları yaşadıkları ve kekemelik nedeniyle yaşamlarında belirgin bir tatminsizlik deneyimledikleri belirtilmektedir (Doğan, Nemli, Bayram, Kaya ve Yaşar, 2016). Kekemelik kişinin yaşına uygun olmayan şekilde konuşmanın akış ve ritminde istemsiz kesintilerle karakterize bir konuşma bozukluğudur. Erkek çocuklarında daha fazla olmak üzere okul çağı çocuklarında genellikle gelişimsel kekemelik görülmektedir. Okul öncesi dönemde başlayan kekemelik özellikle öğrenilmiş davranış, kekemelik davranışı ya da kekemelik benzeri davranışların olumsuz değerlendirilmesi ve pekiştirilmesi sonucu çocuklarda kronik hale gelebilmektedir (Bal ve Ünsal, 2018). 
2.1. Kekemeliğin Tanı Ölçütleri
 Amerikan Psikiyatri Derneğine (APA) göre kekemelik tanı ölçütleri (Chang, Synnestvedt, Ostuni, and Ludlow, 2010); konuşmanın akıcılığında ve zaman paterninde aşağıdakilerin bir veya birkaçının birlikte gözlenmesi olarak tanımlanmaktadır: ✓ Ses uzatmaları, ✓ Bloklamalar, ✓ Ses ve hece tekrarları, ✓ Tek heceli sözcüklerin tekrarı, ✓ Tamamlanmamış sözcükler, ✓ Dolaylı anlatım, ✓ Ünlemleme, ✓ İşitilebilir ya da sessiz bloklar, ✓ Fiziksel gerilimle üretilen sözcükler. 
2.2. Kekemeliğin Sınıflandırılması
Kekemelik psikolojik, gelişimsel ve edinilmiş (nörolojik) olarak 3 ayrılmaktadır. En yaygın olarak gelişimsel kekemelik görülmektedir. Gelişimsel kekemelikte kelime ya da cümle tekrarları, eksik cümle, kelimelerde kesinti, ünlemlemeler, uzatmalar göze çarpmaktadır. Gelişimsel kekemeliğin yaklaşık %75’i 4 yaş civarında kendiliğinden düzelebilmektedir. Akıcılık bozukluğu kelimenin başında ortaya çıkar ve diğer kekemelik benzeri durumlardan ayrılabilir. Sekonder davranışlar eşlik etmekte ve tanı kriterleri açısından da son derece önemlidir. Edinilmiş (nörolojik) kekemelik genellikle felç, travmatik beyin hasarları ve diğer beyin etkilenmelerine bağlı olarak nörolojik bir olay sonucu görülür (Karacan, 2004). Nörolojik kekemeliğin özellikleri (Kayıran, Şahin and Cure, 2012). Akıcılık bozukluğu dilbilgisi ile ilgili fonksiyonlarda sistematik bir şekilde gözlenmez. Diğer kekemelik türlerine göre tekrarlamalar, uzatmalar ve bloklamalar sözcüklerin tüm pozisyonlarında görülür. Konuşma boyunca kekemelik davranışında tutarlılık gözlenir. Nörolojik kekemelikten dolayı bireyler aşırı endişeli değillerdir. Başını geriye atma, yumruk sıkma, göz kırpma, ayağını yere vurma gibi sekonder davranışlar nörolojik kekemelikte nadiren gözlenir. Bir adaptasyon etkisi gözlenmez. Psikolojik kekemelikte seslerin hızlı ve sık tekrarı görülür. Genellikle yetişkinlerde, psikiyatrik problemlerin devamında, duygusal travma ya da bilinmeyen nedenlerle ortaya çıkmaktadır (Kayıran, Şahin and Cure, 2012). Psikolojik kekemeliğin özellikleri (Kayıran, Şahin and Cure, 2012). Psikolojik kekemelik ani başlangıçlıdır ve önemli bir olayla başlar. İlk hece tekrarı göze çarpar ve nörolojik kekemelikten ayırıcı bir özelliktir. Problemli hecelerin tekrarının çokluğu göze çarpar. Adaptasyon etkisi gözlenmez. Akıcılık paterni ve sekonder davranışlar gözlenmez. Yine nörolojik kekemelikte olduğu gibi kekemelikle ilgili endişe görülmez. Kekemeliğin paterni sesli ve düzgün konuşma ile benzerdir.
2.3. Kekemeliğin Dereceleri 
Kekemeliğin gelişimi normal akıcısızlık, sınırda kekemelik, başlangıç kekemelik, orta düzeyde kekemelik ve ileri düzeyde kekemelik olmak üzere beş şekilde derecelendirilmiştir (Topbaş, 2010). 
2.3.1. Normal Akıcısızlık
 Çocukların yaşla birlikte iletişim becerileri artmakta ve akıcı konuşmaları da değişmektedir. Konuşamamanın akıcısızlığında ilerleme ya da bazı dönmelerde gerileme görülebilmektedir. 2-5 yaş arasındaki birçok çocuk akıcısızlık döneminde sözcüklere eklemleme sayısında ve akıcı konuşmanın miktarında değişiklikler gözlenmektedir (Topbaş, 2010). Bunlar en önemli ayırt edici özelliklerdir. 
2.3.2. Sınırda Kekemelik 
Normal akıcısızlığın çoğu özelliği sınırda kekemelikte görülmesine rağmen, normal akıcısızlığa göre daha fazla akıcısızlık gerçekleşmektedir. Birçok bakımdan normal olanlardan sıklıkla farklılık göstermektedir. Sınırda kekemeliğin en belirgin özellikleri şunlardır (Topbaş, 2010): %10’dan fazla sözcükte akıcısızlık görülmektedir. Sınırda kekemelikte tekrarlama ve uzatmalar daha fazla görülmektedir. Tamamlanmamış öbekler ve düzeltmeler daha az görülmektedir. Rahat olunmaktan kaynaklı olduğu düşünülmektedir. 
2.3.3. Başlangıç Kekemelik 
Sınırda kekemelik devam ederse tekrarlamalar süresince kas gerilimi artmakta ve konuşma hızı artırılmaya çalışılmaktadır. Başlangıç kekemeliğin özellikleri (Topbaş, 2010): Kas gerilimi ve konuşmanın hızında artış gözlenmektedir. Tekrarlamalar hızlı ve düzensizdir. Tekrarlamanın ya da uzatmanın sonuna doğru ses tonunun yükselmesi ile birlikte, kaçınma davranışları (göz kırpma, kafa sallama ve araya ses ekleme) görülebilmektedir. Kekemeliğin farkına varma ve engellenme hissinin ortaya çıkması olarak belirtilmektedir. 
2.3.4. Düzeyde Kekemelik
 Orta düzeyde kekemeliğin özellikleri (Topbaş, 2010): Bloklamalar daha sık görülür. Buna tekrarlamalar ve uzatmalar eşlik eder. Bloklamaları önlemek için kaçınma reaksiyonları verirler. Kişinin zorlanacağı durumları (restoranda sipariş verme, öğretmene soru sorma ya da sorulara cevap verme) tahmin edip bunlardan kaçması gözlenir. 
2.3.4. İleri Düzeyde Kekemelik
 İleri düzeyde kekemelikte, belirgin olarak sesin ve hareketin kesintiye uğradığı bloklamalar ortaya çıkmaktadır. Bloklar dışında tekrarlamalar ve uzatmalar da görülmektedir. Bu davranışlar, orta düzeydeki kekemelikten daha uzundur ve daha fazla çaba gerektirmektedir. Gerilim, kaçma ve kaçınma davranışlarıyla birlikte kekemeliğin iyice yerleşmiş olduğu görülmektedir. Arkadaşlık ilişkilerini, sosyal etkinliklerini ve mesleklerini olumsuz yönde etkilenmektedir (Topbaş, 2010). 
2.3.5. Kekemeliğin Sıklığı ve Yaygınlığı 
Amerikan Konuşma ve İşitme Derneği Eğitim Bürosu (ASBEH) okul çağındaki çocukların %5’inin konuşma bozukluğuna sahip olduğunu belirtmiştir. Kekemelik tüm kültürlerde görülmektedir. Kekemeliğin konuşma bozuklukları arasındaki oranı %0.8’dir. Sıklığı yaklaşık %3, yaygınlığı ise %1’dir (Andrade, 2010). Sıklığı ve yaygınlığı arasındaki farkın nedeni küçük yaşlarda başlayan kekemeliğin daha sonraki yıllarda kendiliğinden düzelmesiyle toplumdaki genel kekeme sayısının azalmasıdır. Kekemeliğin ergenlik döneminde de düzelme ihtimali vardır (Howell, 2007). 
2.3.6. Kekemelikte Yaş ve Cinsiyet
 Kekemelik değişik nedenlere bağlı olarak 3-8 yaşlar arasında başlamaktadır. Az da olsa ileri ki yaşlarda başlamaktadır. Kekemeliğin erkeklerde görülme oranı daha fazladır ve kız/erkek oranı yaklaşık 1/4 olarak bildirilmektedir (Drayna, 2011). Kekemeliğin %90 veya daha fazlasının 6 yaşından önce başladığı, en fazla da 2-4 yaşlar arasında görüldüğü ileri sürülmektedir. Bu yaşlar konuşmanın kazanıldığı yaşlardır ve bu dönemde "fizyolojik kekemelik" olarak adlandırılan geçici bir kekemelik görülebilir (Neef, 2010). Kekemelikte spontan iyileşmeler görülebilmektedir. Kendiliğinden iyileşme çocukluk döneminde en fazladır. Bunun yanında ergenlik ya da yetişkinlikte de görülebilmektedir. Ortalama %42 kendiliğinden iyileşme görülmektedir (Neef, 2010).
2.3.7. Kekemeliğin Nedenlerine İlişkin Kuramlar 
Kekemelikle ilgili çok sayıda yapılan çalışmaya rağmen nedeni halen bilinmemektedir. Kekemeliğin psikolojik, genetik, nörolojik, dil ve konuşma açısından nedenleri araştırılmıştır (Neef, 2010). Cinsiyete bağlı, tek ve çift yumurta ikizleri ve kalıtım bağlı yapılan çalışmalarında kekemeliğin nedeni genetik faktörlere bağlanmıştır. Kekemeliğin sebebinin genetik faktörlere bağlı olması terapi sürecinide olumsuz etkilemektedir. Kekemelik kültüre ve dile göre farklılık gösterirken, ailesel yatkınlık kekemeliğin ortaya çıkışında etkili bir durumdur. Literatür çalışmalarında %70 oranında genetik faktörler, %30 ise çevresel faktörlere dayandırılmıştır. Birinci derece akrabalar arasında ortaya çıkma oranı genel topluma göre 2-3 kat daha fazladır (Neef, 2010). 
2.3.8. Kekemelik Kuramları 
Motor Hareket Yetersizlik Kuramı: Kekemeliğin nörogelişimsel motor bir bozukluk olarak tanımlanmasıdır. Kekemelerde beyindeki broca alanının (konuşma motor sahası) fazla çalışması konuşmaya başlamada ve konuşma esnasındaki kontrollerin sağlanamamasından dolayı zorlukların görülmesidir. Solunumun sistematik olarak ayarlanmasında, larengeal ve artikülatör sistemdeki mekanizmaların zamanlamasının yapılmasındaki zorluklar ve kas koordinasyonundaki azalmaya bağlı konuşmanın akıcılığı engellemektedir (Ludlow and Loucks, 2003). 
Psikolinguistik Kuram: Kekemeliğin bir dil ya da motor konuşma bozukluğu olup olmadığı halen bir tartışma konusudur. Akıcı konuşmadaki yetersizliğin nedeni, sözcük kodlamadaki zayıflık, dilbilgisi, fonoloji ve kelime vurgusundaki eksikliktir. Bu durum da konuşma üretimini hedeften uzaklaştırmaktadır (Neef, 2010).
Serebral Dominans Kuramı: Konuşmanın üretiminde beynin her iki hemisferi de kullanılmaktadır. Sol hemisfer heceleme, okuma, yazma ve konuşmanın içeriğinin oluşturulmasını, seslerdeki geçişleri ayarlamayı sağlar. Sağ hemisfer ise bütünsellik, müzik ve duygu ile ilgilidir. Konuşma üretiminde sol hemisfer çocuk ve genç yetişkinlerde daha baskınken 55 yaş ve üzerindeki kişilerde bu baskınlık azalmaktadır. Serebral dominans teorisine göre, beynin sağ ve sol hemisferleri konuşmanın nöromotor hareketlerini kontrol etmekte baskın olamamaktadır (Neef, 2010). 
Organik Kuramlar: Kekeme bireylerin, beyin anatomisi ve biyokimyası ile konuşma kasları arasındaki koordinasyonun da bir problem olduğunu ortaya koyan bir yaklaşımdır. Beynin her iki hemisferi incelendiğinde iki madde göze çarpmaktadır. Bunlar beyaz ve gri maddedir. Beyin beyaz maddesi sinir hücresinde sinyal iletimini sağlayan aksonlardan oluşur. Aksonun en önemli özelliği yüksek oranda miyelin kılıflı olmasıdır (Neef, 2010). 
Diagnozojenik Kuram: Çocuklardaki normal akıcısızlığın olumsuz değerlendirmesi sonucunda kekemeliğin aileler tarafından pekiştirlmesi sonucu oluştuğunu ileri sürülmüştür (Neef, 2010). Ailelerin olumsuz tutamları kekemeliğin gelişmesine ve ilerlemesine neden olmaktadır. 
Psikolojik Kuram: Kekemeliğin bir nevrotik belirti ya da fobi belirtisi olduğunu ileri sürmektedir. Bu belirtiler bilinçdışı ihtiyaçlar ve içsel çatışmalardan kaynaklanır. Kekemeliğe yatkınlığı olan çocuklarda ani korku ya da korkutmaların kekemeliğin ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Fakat kekemeliğin nedeni hala tam olarak açıklanamamıştır (Andrade, 2010). BDT’nin çocuk ve gençlerdeki kullanımına giderek artan bir ilgi vardır. Bu ilgi çocuklardaki psikolojik sorunların tedavisinde BDT’nin etkili ve umut vaat eden bir müdahale olduğuna dair bilimsel çalışmalar tarafından desteklenmektedir. BDT’nin, yaygın anksiyete bozukluğu, depresyon, kişiler arası sorunlar ve sosyal fobi, fobiler, okul reddi ve cinsel istismar, ağrı yönetimi tedavisinde etkili olduğu bulunmuştur. Ek olarak BDT’nin, ergenlerdeki davranım bozukluğu, yeme bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk dahil olmak üzere çok sayıda sorunda olumlu etkiler oluşturduğuna dair destekleyici bulgular vardır. Bu araştırmada bilişsel davranışçı terapi tekniğinin kekeme bireylerde kekemeliğin etkinliği incelenmiştir. 
Araştırmanın Hipotezleri 
Ho: Bilişsel davranışçı terapi kekeme bireylerde tedavi yöntemi olarak etkisi yoktur. 
Ho: Bilişsel davranışçı terapi kekeme bireylerde tedavi yöntemi olarak etkisi vardır.
Araştırmanın Problemi 
Konuşma bozukluğu tedavisi yaygın olarak konuşma terapistleri tarafından konuşma terapisi yöntemi olarak uygulamaktadırlar. Birçok uzman tarafından farklı metot kullanmaktadırlar. Ancak kekeme bireylerde kullanılan bu yöntemlerin etkisi kısmen görülmektedir. Yapılan uzun eğitim yöntemleri ise kekeme bireylerde zaman kaybına neden olmaktadır. Aileler uzun uğraşlar sonucunda ya tedaviden geri durmakta ya da reddetmektedirler. Sonuç olarak alternatif yöntemler günümüzde kronikleşen sorunlara çözüm olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Birçok çalışmalarda görüldüğü üzere davranış düşünce ve duygudan bilişsel açıdan etkilenmektedir. Bu kapsamda kekeme bireylerde kekemeliğin etiyolojisi biyolojik bir yapı olarak düşünülmekte ve bilişsel açıdan neredeyse hiç etiyolojisi incelenmemektedir. Bu nedenle kekemeliğin tedavisinde bilişsel davranışçı terapi yöntemi etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada araştırma sorusu; 1. Kekeme bireylerde bilişsel davranışsal terapi yönteminin kekemeliğe etkisi var mıdır? 2. Kekeme bireylerde bilişsel davranışsal terapi yönteminin kekemeliğe etkisi ne kadardır? 
Araştırmanın Sınırlılıklar Ve Varsayımları
 Bu araştırmaya sağlık bakanlığınca heyet tarafından verilmiş ve rehberlik araştırma merkezlerinin düzenlediği eğitim raporları kapsamındaki bireyler araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin ek biyolojik ya da ruhsal sorunlarına yönelik herhangi bir veri toplanmamıştır. Araştırmaya katılan bireylere uygulanan KEŞİDA testi sonuçları değerlendirilmiştir. Araştırma yeri olarak eğitim merkezi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin gönüllü olarak katıldığı varsayılmıştır. Araştırmaya katılan deney ve kontrol grubunun öntest ve sontest arasındaki geçen zaman içinde tüm şartların ve koşulların değişmediği varsayılmıştır. 
3. YÖNTEM
 Araştırmada, deneme modellerinden “tek grup öntest-sontest kontrol grupsuz deney deseni” kullanılmıştır. Bu model, deneme öncesi modellerden biridir; fakat gerçek anlamda bir deneme modeli niteliği taşımaz. Deney öncesi modellerin bilimsel değerleri sınırlıdır. Tek grup öntest-sontest modelinde gelişi- güzel seçilmiş bir gruba bağımsız değişken uygulanır. Tek grup öntest - sontest modelinde hem deney öncesi (öntest) hem de deney sonrası (sontest) ölçmeler vardır (Karasar, 2014). Araştırmanın deseninin sembolik görünümü şu şekilde açıklanabilir. G= işlem yapılan grup, S1= katılımcılardan alınan ön ölçümü, X= deneysel işlemi, S2= katılımcılardan alınan son ölçümü ve S3 değişim göstermektedir. Deneysel desende rastgele seçilmiş bir katılımcılar üzerinde bağımlı değişken ölçümü yapılır. Ölçümün ilk yarısında bağımsız deney değişkeni “x” uygulanır. Bağımsız değişken uygulamasından sonraki ölçmelerde önceki ölçmeler gibi süreli olarak yapılır. Bu tür araştırmalarda işlemden önceki ve işlemden sonraki gözlemler arasındaki fark ya da farkları karşılaştırmak suretiyle işlemin etkisi incelenir.
Araştırmada, deneme modellerinden “tek grup öntest-sontest kontrol grupsuz deney deseni” kullanılmıştır. Bu model, deneme öncesi modellerden biridir; fakat gerçek anlamda bir deneme modeli niteliği taşımaz. Deney öncesi modellerin bilimsel değerleri sınırlıdır. Tek grup öntest-sontest modelinde gelişi- güzel seçilmiş bir gruba bağımsız değişken uygulanır. Tek grup öntest - sontest modelinde hem deney öncesi (öntest) hem de deney sonrası (sontest) ölçmeler vardır (Karasar, 2014). Araştırmanın deseninin sembolik görünümü şu şekilde açıklanabilir. G= işlem yapılan grup, S1= katılımcılardan alınan ön ölçümü, X= deneysel işlemi, S2= katılımcılardan alınan son ölçümü ve S3 değişim göstermektedir. Deneysel desende rastgele seçilmiş bir katılımcılar üzerinde bağımlı değişken ölçümü yapılır. Ölçümün ilk yarısında bağımsız deney değişkeni “x” uygulanır. Bağımsız değişken uygulamasından sonraki ölçmelerde önceki ölçmeler gibi süreli olarak yapılır. Bu tür araştırmalarda işlemden önceki ve işlemden sonraki gözlemler arasındaki fark ya da farkları karşılaştırmak suretiyle işlemin etkisi incelenir. 
resim
3.1.Katılımcılar
 Araştırmanın örneklemi, 2018-2019 öğretim yılı güz döneminde, Özel Eğitim Uygulama okulu, İşitme Engelliler Okulu, Özel Eğitim Mesleki Eğitim Merkezleri ve Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde öğrenim görmekte olan öğrencileri arasından seçilen öğrencilerden oluşmaktadır. Çalışma grubunu oluşturan toplam katılımcı sayısı deney grubu ve kontrol gurubu olarak 70 katılımcı belirlenmiştir. Katılımcılar 04-16 yaşları arasında bulunmaktadır. Araştırmaya kabul kriterleri olarak demografik bilgi formu, Kekemelik SSI uygulanmıştır. Puan sonuçlarına göre ‘orta’ ve ‘şiddetli’ düzeyde puan ortalaması olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden katılımcılar olarak belirlendi. 
3.2.Veri Toplama Aracı
Kişisel Bilgi Formu: Araştırmanın bağımsız değişkenleri hakkında veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu zihinsel engelli çocuğa sahip olan bireylerin demografik özelliklerini belirlemeye yönelik bireylerin cinsiyeti, katılımcı sayısı, medeni durumu ve ekonomik durumu, durumu oluşmaktadır.
3.2.1. Stuttering Severity Instrument 4th Edition (SSI-4, Türkçe Versiyonu) Kekemelik Şiddetini Değerlendirme Aracı-4 (KEŞİDA-4) 
KEŞİDA-4 ile kekemeliğin şiddeti değerlendirebilmektedir. En önemli özelliği kekemeliği sadece konuşmadaki takılmalar açısından değil, aynı zamanda kekemelik anındaki takılma süresi ve sekonder davranışlar açısından da değerlendirmesidir. Bu bütüncül yaklaşım uygulanan terapi tekniklerinin de etkisini daha net olarak ortaya koyabilmektedir. Çünkü kekemelere uygulanan terapiler ile sekonder davranışlarda, kekemelik davranışı süresinde ve konuşma akıcılığında iyileşme olabilmektedir. KEŞİDA-4,okuma ve konuşma örneklemi ile elde edilen toplam sıklık puanı kekemelik anındaki en uzun 3 kekemeliğin ortalaması ile elde edilen toplam süre puanı ve baş hareketleri, yüz ifadeleri vb. davranışlardan elde edilen sekonder davranışlar puanı ile değerlendirilmektedir. Elde edilen puanlar ile yüzdelik dilimler ve şiddet eğrileri elde edilmektedir. Çalışmaya katılan tüm çocukların değerlendirmesi KEŞİDA-4 ile yapılmış olup şiddet eğrileri bulunmuştur. 
3.2.2. Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulaması
1. Oturum: Çalışmaya katılan tüm çocukların değerlendirmesi KEŞİDA-4 ile yapılmış olup şiddet eğrileri bulunmuştur. 2. Oturum: Bu oturumda Bilişsel davranışçı terapinin formulasyon ve psikoeğitim bileşeni bağlamında katılımcıların düşünce, duygu ve davranış arasındaki ilişki hakkında bilgi eğitimi düzenlendi. İlk önce bu araştırmanın amacı ve süreci anlatıldı. Sunum programları yardımıyla kekemeliğin oluş nedeni ve süreci anlatıldı. Katılımcıların davranış öncesi duygu ve düşünceleri incelendi. Ne hissettikleri ne düşündükleri ve nasıl devam ettiği belirlendi. Katılımcılara düşünceler ve duyguları arasındaki ilişkinin niteliği hakkında farkındalık yaratıldı. Katılımcılar kekemelik ile düşünce duyuları arasında güçlü bir oluşabileceği aktarıldı. 3. Oturum: Bu oturumda bilişsel davranışçı terapinin düşünce ve izleme bileşeni uygulanmıştır. Katılımcıların temel inanışları araştırıldı. Katılımcıların kendileri için işlevsel olmayan varsayımları belirlenerek olumsuz otomatik tespit edildi. Bireylerin hayatlarında karşılaştığı duygusal değişiklikler izlendi. Bireyin kendisi hakkında oluşturduğu bu duygusal değişikliklerin bireye olumsuz etkileri araştırıldı. 4. Oturum: Bu oturumda bilişsel davranışçı terapisinin bilişsel çarpıtmaların ve eksikliklerin tanımlanması bileşeni uygulandı. Bu oturumda bir önceki oturumda tespit edilen olumsuz otomatik düşüncelerin duygu durumuna ve bireyin davranışına etkisi hakkında farkındalık kazandırıldı. 5. Oturum: Bu oturumda bilişsel davranışçı terapi düşünce değerlendirilmesi ve alternatif bilişsel süreçlerin gelişimi bileşeni uygulanmıştır. Bu bileşende alternatif dengeli düşünme bileşenleri katılımcılara öğretildi. Bu süreç eski düşüncelerin yeniden gözden geçirilmesi olarak katılımcıların terapistin bakış açısıyla düşünme biçimi öğretildi. 6. Oturum: Bu oturumda bilişsel davranışçı terapinin yeni bilişlerin öğrenilmesi ve duyguların eğitimi bileşeni uygulandı. Bu bileşende problem çözme becerisi, kendini yönlendirme ve olumlu kendine konuşma becerisi öğretildi. Duygulanım izlenimi bileşeninde karşıt duyguların ilişkili olduğu yer ve zaman tanımlanması yapıldı. Bu bileşende katılımcılara performans izlenmesi yapıldı. Katılımcıların duygularının şiddeti derecelendirildi. 7. Oturum: Bu oturumda bilişsel davranışçı terapinin bireyin yaşamış olduğu sorunlar, stres, fobi ve kaygı gibi durumların kontrolü gevşeme yöntemiyle azaltıldı. Bireyin yaşamış olduğu kaygının azaltılması ile kekemeliğin bağlantılı olduğu azaltılacağı öğretildi. 8. Oturum: Bu oturumda bilişsel davranışçı terapinin hedef belirleme ve yeniden programlanması bileşeni uygulanmıştır. 
3.3.Verilerin Analiz Tekniği 
Araştırmaya katılan bireylere araştırmanın bağımsız değişkeni bilişsel davranışçı terapi uygulaması ve araştırmanın bağımlı değişkeni Kekemelik Şiddetini Değerlendirme Aracı-4 (KEŞİDA-4) ölçeği uygulanarak veriler toplanmıştır. Verilerin toplanma aşaması bittikten sonra, SPSS 22 paket programı kullanılarak tüm veriler madde bazında hücrelere girilmiş ve kişilik testlerindeki temel ve alt faktörlerin toplam puanları alınmıştır. Daha sonra depresyon, bazında girilmiştir.
Çalışmanın amacına uygun olarak, iki envanter arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amacıyla temel ve alt ölçekler arasında T-testi ve eşleştirilmiş tekrarlı ölçüm analizleri uygulanmıştır. Yukarıda belirtilen analizler yapılmadan önce, hücrelerde herhangi bir boş verinin (missing value) olup olmadığı kontrol edilmiştir. Bunun yanında, verilerin analize uygunluğunun test edilmesi için öncelikle frekans analizleri uygulanmış ve verilerin çok değişkenli analizlerin varsayımlarına ve dağılımlarına uyup uymadıkları sınanmıştır. Herhangi bir uç değere (outlier) rastlanmamış, normalite ve linearite değerleri tatmin edici bulunmuştur. Ön test- son test puan karşılaştırmalarında, puanlar arasındaki farkın anlamlılığını test etmek için eşleştirilmiş iki grup ttesti (paired samples t-test) deney ve kontrol puanlarının karşılaştırılması t-testi uygulanmıştır. İlişkili ölçümler t- testi, ilişkili iki ölçüm ya da puanların elde edildiği deneysel ve tarama çalışmalarında kullanılabilir. İlişkili ölçümler deseni; 1. Aynı deneklerin tekrarlı ölçümleri yapılabilir. 2. Eşleştirilmiş örneklemlerden elde edilen ölçümler olduğunda söz konusu olabilir. Aynı deneklerin bir deneysel işlemin öncesi ve sonrasında bağımlı değişkene ilişkin ölçümleri alındığında deneklerin zamana bağlı tekrarlı ölçümleri söz konusudur ve elde edilen bu ölçümler ilişkilidir (Büyüköztürk, Çokluk ve Köklü, 2013). 
4. BULGULAR
 Çalışmamızın bu bölümünde katılımcılara uygulanan ölçme araçlarından elde edilen verilerin analizi sonucunda ortaya çıkan bulgular % 95 güven aralığında ve 0,05 anlamlılık düzeyinde açıklanmıştır. Araştırmada bilişsel davranışçı terapi uygulamasının bireylerin kekemelik düzeylerine etkisi incelenmiştir. Öntest-sontest puan ortalamaları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığı eşleştirilmiş t-testi ile analiz edilmiş, sonuçlar Tablo 2’de gösterilmiştir. Deney ve kontrol grubundaki katılımcıların kekemelik düzeylerinin uygulama öncesi ve sonrasında anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğine ilişkin t-testi analizi yapılmıştır. 
4.1.Örneklem Grubunun Demografik Özelliklerine İlişkin Bulgular
 Araştırmanın bu kısmında katılımcılarla ilgili demografik bilgileri “Kişisel Bilgi Formu” aracılığıyla katılımcıların verdikleri yanıtlar doğrultusunda, cinsiyet, eğitim durumu, yaş aralıkları ait örneklem grubundaki katılımcı sayıları ve yüzdelik değerleri Tablo 1’de özetlenmiştir. Tablo 1. Örneklem Grubunun Demografik Özelliklerine İlişkin Bulgular 
resim
Araştırmaya katılan örneklem grubunun kontrol grubunda 16’sı kız, 21’inin erkek olduğu görülmektedir. Deney grubunu oluşturan örneklem grubunun ise 15’i kız, 20’si erkek olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan örneklem grubunun diğer demografik verileri tablo 1’de özetlenmiştir. Parametrik testleri bir araştırmada yürütmek için ön koşul varsayımlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Ön koşulların yerine getirilmesi için katılımcılardan elde edilen veriler bu testlerin ön koşulu olan verilerin normal dağılıma sahip olması (Büyüköztürk, 2010) gerekmektedir. Araştırmada kullanılan kekemelik şiddet eğrileri testi sonucunda gruptan elde edilen verilerin normal dağılım ön koşulunu ihmal etmemektedir. 
Tablo 2. Katılımcıların Kekemelik Şiddet Eğrileri Betimsel istatistik Sonuçları
resim
Araştırmaya katılan kontrol grubu kekemelik şiddet eğrileri sonuçlarına göre çok hafif düzeydeki şiddet eğrisi ortalaması 80.27 ± 7.54; hafif düzeyde şiddet eğrisi ortalaması 83.26 ± 8.94; orta düzeydeki şiddet eğrisi ortalaması 77.24 ÷ 8.61; ağır düzeydeki şiddet eğrisi ortalaması 78.91 ÷ 9.51 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan deney grubu kekemelik şiddet eğrileri sonuçlarına göre çok hafif düzeydeki şiddet eğrisi ortalaması 63.13 ± 6.15; hafif düzeyde şiddet eğrisi ortalaması 78.33 ± 7.52; orta düzeydeki şiddet eğrisi ortalaması 47.87 ÷ 7.45; ağır düzeydeki şiddet eğrisi ortalaması 51.51 ÷ 8.45 olarak bulunmuştur. 
Tablo 3. Katılımcıların Kekemelik şiddet eğrileri t-testi sonuçları
resim
Araştırmaya katılan katılımcıların cinsiyet değişkenine göre kekemelik şiddet eğrilerine göre yapılan t-testi analizi sonucuna istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. 
Tablo 4. Deney grubu ön test-son test puanları arasında yapılan eşli gruplar testi sonuçları 
resim
Tablo 4 incelendiğinde katılımcılara uygulanan bilişsel davranışçı terapinin kekemelik üzerindeki etkisinin eşleştirilmiş t-testi ön-test (xort=7.29) son-test (xort=5.25) sonuçları arasında p < 0.01 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmektedir. 
Tablo 5. Kontrol Grubu Öntest-Sontest Puanları Arasında Yapılan Eşli Gruplar t Testi Sonuçlar
resim
Tablo 5 incelendiğinde Kontrol Grubu Öntest-(xort=6.50) Sontest (xort=8.25) puanları arasında p<0.01 düzeyinde Yapılan Eşli Gruplar t Testi Sonuçlarına anlamlı fark bulunmuştur. Tablo 1 incelendiğinde, deney grubunun öntest (xort.= 6,29) ile son test (xort.= 26,35) puanları arasında p<0.001 düzeyinde anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Tablo 6. Katılımcıların deney ve kontrol grubu Eşleştirilmiş Ön Test Son Test T-Testi Sonuçları
resim
Bilişsel davranışçı terapi uygulamanın, kekeme bireylerin şiddet eğrileri testinden aldıkları değerler üzerindeki etkisini değerlendirmek için ilişkili örneklem t-testi yürütülmüştür. Ön-test den deney grubu ön-test (xort.= 4.21, SS=2.21) ve kontrol grubu son-test grubu (xort=6.68, SS=3.70) kekemelik şiddet eğrilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir; t (28)=4.21, p< .000 (two-tailed). Kekemelik şiddet eğrilerinde ortalama düşüş 2.47 olarak bulunmuştur. Elde edilen değerler 1.89 ile 2.56 arasında değişen bir %95’lik bir güven aralığına sahiptir. Eta kare istatistiği (.55) büyük bir etki olduğunu göstermektedir.
5. TARTIŞMA
Araştırma sonucunda bilişsel davranışçı terapi yönteminin kekeme bireylerde anlamlı bir şekilde etki ettiği görülmüştür. Dil ve konuşma sorunlarında insanlara yardımcı olabilecek ve terapisini yapabilecek en önemli kaynak dil ve konuşma terapistidir (DKT). Bir dil ve konuşma terapistinin hedefi konuşmayı mümkün olduğu kadar anlaşılır kılmaktır. Bu hedefle, terapist hastayı detaylı bir değerlendirme ile ele alır ve uygun terapiye karar vererek seansları planlar. Değerlendirme, aynı zamanda, terapide görülen iyileşme ölçütlerine temel oluşturduğu için çok önemlidir. En önemlisi, değerlendirmeler terapiste hastasının kuvvetli ve zayıf yönlerini belirleyerek, uygun terapiler planlamasına yardımcı olur (Maviş ve Özbabalık, 2006). Bu bağlamda bilişsel terapi yöntemi hastanın kuvvetli ve zayıf yönlerini belirlemede en etkili terapi yöntemidir. Bilişsel Davranışçı Terapiler günümüzde psikoterapi alanında en önde gelen yaklaşımlardan birisi haline gelmiştir (Karakaya ve Öztop, 2013). Kekemelik konuşma bozuklukları arasında sıklıkla karşılaşılan ve en zor süreçlerin yaşandığı bir durumdur. Bu nedenle kekemelik terapileri çok zorlu süreçleri içerisinde barındırmaktadır. Günümüzde uygulanan metotlar çoğunlukla yetişkinler için olup çocuklar için genellikle zaman baskısının ve gerginliğin azaltılması, dil-motor beceri çalışmaları ve toplumsal entegrasyondur. Ayrıca, kekeme çocuğa sahip ailelerde ne yapacaklarını bilememekte ve çaresiz kalmaktadırlar. Ailelerin yanlış tutumları sonucu kekemeliğin kronikleşmesine neden olunmaktadır. Bütün bunların ışığında özellikle çocuklarda alternatif ve destekleyici yöntemler ile okul çağında indirekt olarak uygulanabilecek yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır (Bal ve Ünsal, 2018). Bu nedenle bilişsel davranışçı terapi bir yöntem olarak kullanılması ailelerin kekemelik sorununa alternatif bir seçenek olarak kullanılabilir. Kekemelikte ses ve hece tekrarları, sesleri uzatma, duraklamalar, ünlemlemeler, kelimeleri fiziksel bir gerginlikle söyleme gibi psikolojik, fizyolojik ve nörolojik ritim bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda belirgin göz kırpmalar, tikler, kafa hareketleri, nefes alma davranışları gibi yüz ve vücut hareketleri görülebilir. Bu durumların vücutta özellikle konuşma sisteminde gerginliğe neden olduğu ve kekemeliğin özellikle çocuklarda kronikleşmesine neden olabileceği düşünülmektedir. Bunun yanında kekemelik kuramları arasında yer alan öğrenme kuramı vediagnozojenik kuram önemli bir yer tutmaktadır ( Bal ve Ünsal, 2018). Öğrenme kuramında kekemeliğin çevresel ve duygusal etkenlerin başlattığı bir uyarı-pekiştirme durumu olduğu vurgulanmıştır. Diagnozojenik kuramda ise, dinleyicilerin kekeme çocuklardaki normal akıcısızlık durumlarını ya da kekemelik davranışlarını olumsuz değerlendirmeleri ve negatif tutumları sonucunda meydana geldiği belirtilmiştir (Bal ve Ünsal, 2018). 
6. ÖNERİLER
 Bu araştırmada bilişsel davranışçı terapinin kekemelik üzerindeki etkisi incelenmiştir. Yapılan eşleştirilmiş ön test-son test sonuçlarına göre bilişsel davranışçı terapinin kekemelik üzerinde anlamlı düzeyde etki ettiği görülmüştür. Araştırmaya katılan katılımcılarda kekemelik eğri şiddetinde anlamlı düzeyde düşüş olduğu görülmüştür. Elde edilen veriler bilişsel davranışçı terapi yönteminin kekeme bireylerde yöntem olarak terapistler tarafından kullanabilecekleri önerilmektedir. Bilişsel davranışçı terapi yönteminin araştırmamıza katılan örneklem sayısının sınırlı sayıda olması nedeniyle daha büyük örneklem üzerinde denenmesi ve elde edilen sonuçlara göre genellenebilirliği arttırılması önerilir. Araştırmamızda kullanılan eğitim yerinin uygun şartlar ve koşullarda olduğu düşünülse de tüm şart ve koşulları sağlayan daha elverişli bir eğitim yeri araştırmacılara önerilebilir. Bu araştırmada uygulama 1 yani ön test, uygulama 2 yani son test olarak uygulanmıştır. Ön test ve son test arasındaki süre kontrol altına alınamamıştır. İleriki bir araştırma için ön test ve son test arasında ki sürenin kontrol altına alınması önerilir. Bu araştırmada elde edilen sonuçların kalıcılığını test edebilmek için farklı zaman ve eğitim yerinde güvenirlik ve geçerliliği sınanmamıştır. Bir sonraki araştırmalarda kalıcılığın test edilmesi araştırmacılara önerilir.

Kaynak /sssjournal.com

Bu konuyu yazdır

  Kekemelik araştırması(2011)
Yazar: kyaman - 26/12/2018, 11:56 - Forum: Kekemelikle ilgili bilimsel çalışmalar ve araştırmalar - Yorum Yok

Eski bir araştırmadır ama bizim için her bilgi önemlidir..

Kekemelik Stuttering - Yrd.Doç.Dr. Aslıhan Okan İbiloğlu (Psikiyatrist)

ÖZET
 Kekemelik konuşma davranışında değişiklikler, duygular, inançlar, benlik kavramı ve sosyal etkileşim gibi özellikleriyle çok yönlü bir problemdir. Kekemeler daha az kekeledikleri zaman “iyi gün” ve kelimeleri söyleyemedikleri zaman ise “kötü gün”dedirler. Son zamanlardaki araştırmalar, kekemeliğin bir kişi de fiziksel yapı ile çevresel etkenler arasındaki karmaşık ilişkiden kaynaklandığını göstermiştir. Kekemeler, konuşma esnasındaki korku ve kaygı haricinde, psikolojik olarak normal sayılabilirler. Stres ve kaygı kekemeliği artırabilir. Öte yandan, stres altındayken kekelemelerine rağmen kekemelerin çoğu rahat olduklarında akıcı konuşurlar. Kekemelik farklı ekonomik düzeyleri olan insanları etkileyebilir ve bütün dünya da görülebilir. Kekeleme sıklığı, konuşma bozukluğunun çeşidi ve kekemelik ile ilişkili davranış değişiklikleri ya da bunların tipi kişiden kişiye değişir. Sonlanım açısından erken tespit önemlidir. Bu çalışmanın amacı, kekemeliğin nedenleri, yaygınlık, tanı ölçütleri, ayırıcı tanı ve eşlik eden psikiyatrik belirtiler ışığında incelenmesidir. 

İetişim, dil (lisan) ve konuşma kavramları kimi zaman aynı anlamda kullanılsa da farklı kavramlardır.[1] İletişim, dil ve konuşmayı içeren ve birbirleriyle kesişen becerileri kapsayan bir terim olarak düşünülebilir. Dil, bu iletişimi sağlayan araç, konuşma ise bu aracı iletme yoludur.[2] İletişimin temel unsurlarından biri olan dil, gerek sözel gerekse çeşitli semboller yoluyla deneyim ve fikirlerin aktarımını sağlaması açısından sosyal bir varlık olan insanın çevresiyle olan iletişiminde önemli bir yere sahiptir.[2-5] Dilin, sözel uyaranların duyu-sinir ağı ve işitsel-algısal süreçler aracılığı ile alınması ve anlaşılması olarak tanımlanan reseptif dil (anlama dili) ile duyu-sinir ve motor-sinir işlevler (nefes alma, ses çıkarma, rezonans, artikülasyon mekanizmaları gibi) aracılığıyla ifade edildiği ekspresif dil (anlatım dili) olmak üzere iki temel bileşeni vardır.[6-8] Konuşma, dildeki kodların işitilebilir şekilde ifadesi ya da fonasyon, rezonasyon ve artikülasyondan oluşan sürecin bir ürünüdür. Yani konuşma, sözel dildeki sesleri çıkarmak için gerekli olan motor (nöromüsküler) işlemleri içerir. Bu motor işlemlerin (solunum, sesleme, rezonans ve sesletim-artikülasyon) yerine getirilmesindeki aksama konuşma bozukluklarına neden olmaktadır.[9] İletişim bozuklukları, konuşma bozukluklarının yanı sıra, dil bozuklukları, işitme bozuklukları ve santral işitsel işlemleme bozuklarını kapsamaktadır.[10] Konuşma bozuklukları; akıcılık bozuklukları ve artikülasyon bozukluklarından oluşur.[11] İletişimin engellendiği durumlardan en sık karşılaşılanı akıcı konuşma bozukluklarından olan kekemeliktir. Amerikan Konuşma-Dil-İşitme Birliği'nin (Legislative Council of the American Speech-Language-Hearing Association, ASHA) tanımına göre, kekemelik (disfemi, stuttering) konuşmanın akışında, ritminde, tizliğinde vurgularında, ses birimlerinin çıkarılmasında ve anlaşılmasında bir bozukluğun olması durumudur. Buna belirtilerden kaçma ve/veya kaçınma gibi ek/ikincil davranışlar da eklenebilir.[12] Konuşma bozukluğu olan kişilerde, iletişim sorunlarına psikolojik sorunların da eşlik ettiği bilinmektedir.[13-16] Bu bilgiler ışığında, kekemeliği olan bireylerde “iyi gün-kötü gün” kavramı önemli bir yer tutmaktadır.[1,2,13,15] Psikiyatri pratiğinde yeri olan ruhsal durum muayenesinde, düşünce akışının değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır.[5] Bu kapsamda, düşünce akışının değerlendirilmesi, ancak hastanın konuşmasının incelenmesi ile mümkündür. Konuşmanın fiziksel özelliklerinin değerlendirilmesi, psikiyatrik tanı ve tedavide, köşe taşlarından biridir. Hastanın konuşması; miktarı, hızı, ritmi, hacmi ve içeriği açısından tanımlanmalı ayrıca konuşmadaki bozukluklar ve konuşmanın kendiliğinden (spontan) olup olmadığı da belirtilmelidir.[5,13-16] Tablo.1’de konuyla ilgili literatürde yer alan tanımlamalar verilmiştir.
resim
Bu çalışmanın amacı konuşma bozuklukları arasında sık rastlanan kekemelik olgusunun, tanı ölçütleri, yaygınlığı, ayırıcı tanısı, nedenleri ve eşlik eden psikiyatrik belirtileri açısından incelenmesidir.
resim
Tanı Ölçütleri
 Kekemelik, konuşmanın ritminin ya da akıcılığının kesintiler ve bloklarla zarar gördüğü bir bozukluktur.[3-15] Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) kekemelik, bireyin ne söylemek istediğini kesin olarak bildiği, istem dışı, tekrarlayan ses uzatmaları ve kesilmeleri nedeni ile konuşma ritmindeki bozukluk olarak tanımlanmaktadır.[19] Bu tanımlamaya göre, kekeme olan bireyler, ne söylemek istediklerini bilmelerine rağmen sesler arasında geçiş yapamazlar. DSÖ’nün yayınladığı Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması’na (International Classification of Diseases, ICD) göre ise kekemelik “söylemek istediğini bilmesine karşın, bir sesin istem dışı tekrarlanması veya kesilmesi sonucu, kişinin söylemek istediğini söyleyememesine neden olan konuşma ritmindeki bozukluklar" olarak ifade edilmektedir.[21] Ayrıca ICD-10 hızlıkarışık konuşma (cluttering) için Amerikan Psikiyatri Birliği’nin sınıflama sistemi olan DSM’de (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders)yer almayan ek bir kategori içerir.[21] Tablo.2’de kekemelik için, DSM-IVTR tanı ölçütleri verilmiştir. ICD-10'un tanı ölçütleri DSM-IV-TR ile benzerdir fakat bazı farklılıklar göze çarpar.[21,22] Tablo.3’de kekemelik için, DSM-IV-TR ve ICD-10 tanı ölçütleri arasındaki farklılıklar verilmiştir.
resim
Epidemiyoloji
 Kekemelik tüm kültürler ve etnik gruplarda görülebilen bir konuşma bozukluğudur. Toplumda yaşam boyu görülme oranının %5, süreğenleşme oranının ise %0.5-1 arasında olduğu bildirilmektedir.[16] Türkiye’de 1996 yılında yapılan bir araştırmada kekemeliğin dil ve konuşma bozuklukları içerisinde %19’luk bir orana sahip olduğu bildirilmiş, ancak diğer bir çalışmada ise bu oran %4.38 olarak bulunmuştur.[5,9] Bloodstein, ailelerden edinilen bilgiler ışığında yapılan çalışmalara göre kekemeliğin sıklığının %15 olarak tahmin edildiğini, ancak kekemeliğin en az altı ay sürdüğü koşullarda bu oranın %5'e düştüğünü belirtmektedir.[13] Çocukluk çağı akıcısızlıklarının, %2'si kalıcı, %4-5'i ise geçici kekemelik olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca kekemelerin %50'sinin ergenlik çağında, %80'inin ise ergenliğin sonlarında kendiliğinden iyileştiği belirtilmektedir.[15] Yapılan bir çalışmaya göre, kekeleyen çocukların %20-40’ı yetişkin olduklarında kronik kekemelik göstermektedirler.[14]
Ayırıcı Tanı 
Kekemelik tanısı konarken çeşitli konuşma bozuklukları ya da diğer akıcılık sorunlarından ayırıcı tanının yapılması gereklidir.
Normal Akıcısızlıklar
ASHA konuşmada akıcılık bozukluklarını, gelişimsel (developmental) kekemelik, hızlı-bozuk konuşma (cluttering), nörojenik (neurogenic) kekemelik ve psikojenik (psychogenic) kekemelik olarak sınıflandırmıştır. Akıcılık bozuklukları içerisinde en sık rastlanılanı kekemeliktir. Bu nedenle diğer tüm konuşma bozuklukları ile ayırımı önemlidir. Kekemeliği, akıcı konuşma bozukluklarından ayırt edebilecek tatmin edici nesnel bir yöntem yoktur. Dolayısıyla, kekemelik tanısının konması için uygulanan herhangi bir değerlendirme, kontrol edilemeyen bazı değişkenler nedeni ile klinisyenin kanaatine bağlıdır.[3,11,14,19,23] Okul öncesi, özellikle de 2-3 yaş civarında normal konuşma özellikleri gösteren bazı çocukların, erken dil gelişimi sırasındaki konuşmalarında akıcısızlıklar gözlenebilir.[3,5,8] Birçok yetişkin bireyin zaman zaman konuşma esnasında, akıcısızlık davranışı gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle akıcısızlık anormal ya da alışılmadık bir durum olarak karşılanmamalıdır. Fakat konuşmada (göreceli olarak) sık miktarda üretilen akıcısızlık çeşitleri kekemelik tanımını akla getirmeli, bu nedenle kekemelik ve normal akıcısızlık ayrımı iyi yapılmalıdır.[14,19,24,25] Genel olarak, kekeme bireylerde, ses uzatma ve tekrar süreleri diğerlerine göre daha uzundur. Özellikle ses, hece ve sözcük tekrarı süreleri kekemelerde diğerlerine göre daha belirgin özelliktedir. Tekrarlar kekemelerde daha hızlıdır ve tekrarlar arasında geçen süre daha kısadır.[26] Kekemelerde akıcısızlık çeşidi olan uzatma ya da bloklar % 77 oranında görülürken, normal akıcılıkta konuşanlarda bu oran % 0 düzeyindedir. Ayrıca yapılan çalışmalarda kekemelerdeki uzun hece tekrarları ve gergin tek heceli kelime tekrarları normal akıcı çocuklara göre oldukça fazladır.[26]
Cluttering (Takifemi)
 Kekemelikte görülen akıcısızlıklar ile normal akıcısızlıkları ayırt etmek, özellikle kekemelik hafif ve yavaş ilerliyorsa, güç olabilir, ancak yine de tanı için dikkate alınabilecek önemli farklılıklar vardır.[19] Akıcılıktaki bozulmalar, gelişimsel olabildiği gibi, nörolojik bir sorundan da kaynaklanabilir. Nörolojik olan akıcılık bozukluğu kelime ve hece atlanmasını da kapsamakta ve genellik-le "dağınık konuşma" (cluttering) olarak tanımlanmaktadır. Konuşanın bir sözcük bitmeden diğerine başladığı, ritimsiz konuştuğu görülür. Bu durumda, kekemelikten farklı olarak kişi, konuşmasındaki bozukluğun bilincinde değildir. Bu kişiler yavaş konuştukları takdirde konuşmaları normal ve anlaşılabilirdir. Nörolojik bir durum söz konusu olmadığında gözlenen, gelişimsel akıcılık bozukluğu ise "kekemelik" olarak tanımlanmaktadır.[13,14,25,26]
Spastik Disfoni (Spazmodik Disfoni, Larengeal Distoni)
 Spazmodik (spastik) disfoni, konuşma esnasında ortaya çıkan, kord vokallerin aralıklı ya da sürekli spazmının yarattığı ses duraklamaları ve gayretli, gergin ve boğuk ses kalitesinin izlendiği, nörojenik, santral kaynaklı fokal larengeal bir distonidir. Spastik disfonide de kekemelik benzeri bir konuşma biçimi vardır, ancak kekemelikten konuşma sırasındaki anormal nefes alış ile ayrılmaktadır.[12] 
Afazi 
Söz yitimi anlamına gelen afazi, diğer kişilerle anlaşmamızı sağlayan sesli, yazılı ve diğer sembolik süreçlere ilişkin belirgin bellek yitimi gösteren bir “iletişim bozukluğu” olduğu bilinmektedir.[27] Sol hemisferi etkileyen lezyonlarla ortaya çıkan klinik tablolarda, en önemli bulgulardan biri afazidir. Afazi değerlendirmesinde yaş, cinsiyet, eğitim, el baskınlığı, başlangıçtan itibaren geçen zaman, afazini şiddeti, lezyonun yeri ve sayısı önemli unsurlar olup bunlar tedavi sürecinde de önemlidir.[27,28] Alzheimer hastalığında görülebilen konuşma bozukluklarından olan afazi, anlama ve isimlendirme bozukluklarının ön planda olduğu bir tablodur, konuşma akıcılığı uzun süre korunmaktadır ve bu bulgu akıcılığın çoğu kez bozulduğu “vasküler demans”tan ayırt ettiricidir.[29] Sonuç olarak afazi sözel ve işitsel iletişimi etkileyen ve aynı zamanda da dil bozukluklarını içeren genel bir terimdir. Dil sembollerini kullanmada yetersizlikler görülür ve bu yönüyle bir konuşma bozukluğu olmaktan daha çok bir dil sorunu olarak kabul edilmektedir.[27] 
Etyolojisi 
Kekemeliğin nedenleri yapılan çok sayıda araştırmaya karşın henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.[15] Literatürdeki araştırmaların bunların çoğunlukla kekemelikteki etyolojiye yönelik, fizyolojik, psikolojik ve davranışsal özellikleri açıklayan çalışmalar olduğu dikkati çekmektedir.[30-35]
Organik Kuramlar
 Organik kuramlar kekemeliğin fizyolojik sebepleri olduğu görüşünü desteklemektedir.[3,36,39] Beynin dil işlevleri, hesaplama ve praksis (motor beceri) için daha baskın olan kısmı sol yarısıdır. Sağ tarafta ise dikkat, müzik, görsel bellek ve algılama gibi işlevler ve duygusal yapı lokalize olmuştur.[3] Lisanın serebral organizasyonu incelendiğinde, duyarak anlamada baskın (sıklıkla sol) hemisferde Wernicke alanının içinde yer aldığı posterior temporal lob önemlidir. Bu alana işitme ile ilgili veriler birincil işitsel korteksten (Heschl girusu) gelir. Motor konuşma merkezi ise yine baskın hemisferde Broca alanının içinde yer aldığı posterior inferior frontal lobdadır.[3,37] Kekemeler ile yapılan çalışmalarda, nöropatofizyolojik olarak sol temporal ve frontal bölgede kanlanmanın azaldığı (özellikle konuşmanın motor merkezinde) ve asimetrik kan akımı saptanmıştır.[2,14,16] Serebral dominans teorisine göre, kekemelerde konuşma sırasında sinyallerin hızlı geçişlerini sağlayan sol yarı küre yeteri kadar baskın değildir.[38] Sol hemisferde azalan dominantlık, kekemelik ile bağlantılı duygusal aktivite artışının nedenini de göstermektedir.[39] Akıcı konuşanlarda, beynin konuşmayla ilgili sol yarım kürenin, konuşma ve dil ile ilgili faaliyetlerde daha aktif olduğu belirtilmiştir.[13,14,38] Öncü çalışmalarda, kekemelikten birincil sorumlu organın larenks olduğu ileri sürülmüştür.[14,40-43] Sesin üretildiği yer olan larenks, vokal organ olarak adlandırılmaktadır. Akıcı konuşmanın olabilmesi için solunum, fonasyon ve artikülasyon hareketleri arasında doğru koordinasyonun olması gerekmektedir.[44] Ayrıca, anormal larengeal fonksiyon, kekemelik teorileri için önemli bir faktördür. Yapılan bazı çalışmalarda, larenksteki uygun olmayan kas aktivitesinin bu duraksamalara yol açtığı belirlenmiştir.[42] Fizyolojik çalışmalar, kekemeler için ses çıkartmayı başlatmanın zor olduğunu belirlemiştir. Kekeme olan bireylerin akıcı konuştukları ve kekeledikleri sırada fonasyonu başlatma ile ilgili birçok işlemde normal konuşanlardan farklı oldukları bulunmuştur.[41] Nörolojik kuramlara göre, yetişkinlerde kekemeliğin ortaya çıkması çoğunlukla edinseldir ve genellikle kafa travması, serebrovasküler olay, beyin tümörü, beynin ağır işlev yitimi ile birlikte bulunmaktadır.[29,38,39,43,45]
Kekemelikte Basal Ganglianın Rolü 
Nörokimyasal çalışmalar kekemeliğin hareket denetimiyle ilgili yapısal bir ağ olan ‘basal gangliaya bağlı diğer bozukluklarla beraber düşünülebileceğini öne sürmüştür. Bazal ganglianın, motor davranış, duygular ve bilişi etkileyen önemli bir rolü vardır. Kekemeliğin patogenezinde sıklıkla bazal ganglion ile ilgili bozuklukların yer aldığı vurgulanmaktadır.[15,38,46] Erişkinlerde dopamin düzeyindeki yükselme ile bazı bozukluklar arasında ilişki bulunmuştur. Bunlar, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, Tourette sendromu, kekemelik, obsesif-kompulsif bozukluk ve tik bozukluklarıdır.[47- 49] Dopamin üreten nörotransmiter sistemindeki bir olağanüstü aktivitenin kekelemeye sebep olabileceği öne sürülmüştür.[50] Yapılan çalışmalarda dopamin nörotransmitterdeki artışın, tekrarlayıcı ve istemsiz beden hareketleri ve seslerle tanımlanan Tourette Sendromuyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Tourette Sendromunda olduğu gibi, kekemeliğin de antidopamin etkili ilaçlarla iyileştiği görülmüş ayrıca, kekeme bireylerdeki basit ve karmaşık tiklerin basal ganglianın anormal işleyişiyle ilgili bir fizyopatolojiye bağlı olduğu öne sürülmüştür.[29,38,39,45] Bakır, bazal gangliada yer alan nörotransmitterleri etkileyebilen, önemli bir bileşiktir. Distoni ve bazal ganglia bozuklukları ile sonuçlanabilen, bazı nadir bakır metabolizması bozuklukları bilinmektedir.[27,38,46] Yapılan bir çalışmada kanda bakır düzeyi düşük olan erkeklerde, normal olanlara göre daha fazla kekemelik görüldüğü ayrıca kekemeliğin şiddeti ile bakır düzeyinin ters ilişkili olduğu bildirilmiştir.[51] Buna karşın diğer bir çalışmada bakır düzeyinin düşüklüğü ile kekemelik şiddeti arasında ilişki olmadığı gösterilmiştir.[46] Kalsiyum ve magnezyum düzeyindeki eksiklik ile anksiyetenin arttığı gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada kekemeliği olan grubun kalsiyum düzeyinin kontrol grubundan daha az olduğu ancak düşük kalsiyum ve magnezyum düzeyleri ile kekemelik şiddeti arasında zayıf bir ilişki olduğu gösterilmiştir.[16,52,53] Bu alanda az sayıda çalışma olduğu için ortaya konulan önerilerin henüz varsayım aşamasındadır ve konu üzerine daha çok çalışma yapılması gerekir. 
Genetik Kuramlar 
Yapılan bazı çalışmalarda kalıtımın çevresel etkenlerden daha önemli bir rol oynadığı ileri sürülmekte olup bazı genler ile kekemelik arasında ilişki olduğu vurgulanmaktadır.[54,55] Bir çalışmada basal ganglianın bir bölümünde yer alan dopamin 2 (D2) reseptör sayısı yüksekliğinin kekemeliğin altta yatan genetik özelliklerinden biri olabileceği öne sürülmüştür.[56] Kekemelerin %40-60 kadarında ailelerinde kekemelik öyküsüne rastlanır.[4] Ülkemizde yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre kekemeliğin ailede görülme oranı yaklaşık %50’dir.[33] Yapılan bazı çalışmalarda, aile öyküsün-de kronik kekemelik bulunan bireylerin kekemeliği sürdürmeye eğilimli olduğunu, aile öyküsünde iyileşmiş kekemelik bulunan bireylerin de iyileşmeye eğilimli olduğu belirlenmiştir.[57-59] Birinci ya da ikinci derece akrabaları arasında kekemeliği olanların yaklaşık üçte ikisinde kekemelik bildirilmiş ayrıca monozigotik ikizlerde konkordans oranları, dizigotik olanlardan daha yüksek bulunmuştur.[38,39,55,56]
Psikolojik Kuramlar
 Psikolojik kuramlar, kekemeliğin bilinçdışı ihtiyaç ve içsel çatışmalardan kaynaklanan, bir nevrotik ya da fobi belirtisi olduğunu öne sürmektedir. "Baskılanmış İhtiyaçlar Kuramı"na göre ise, nevroz olarak kabul edilmektedir.[3,60- 63] Erken çocukluk döneminde, derin duygusal güçlükler bulunmaktadır.[3,19,36] Gelişimsel ve çevresel faktörler (precipitating factors) kuramına göre, kekemeliğin ortaya çıkmasına neden olan ajanlar gelişimsel ve çevresel faktörlerdir ve devamlılıkları yoktur.[64] Yapılan bir çalışmada, kekemeliğin zamanın belirli bir noktasında oluşmadığı, dinamik bir süreç içerisinde meydana geldiği bunun için iç ve dış faktörlerden etkilenebileceği bildirilmiştir.[65] Okul öncesi dönemde konuşma ve dil becerilerinin hızlı gelişmesi nedeniyle, aile içerisinde dikkat çekmek ve konuşma sırası alabilmek için hızlı davranmak nedeni ile kekemelik oluşabilir.[16,35,63] Öğrenme ve davranışçı kuramlara göre, kekemelik öğrenilen bir davranış olup, etrafındakiler tarafından çocuğun akıcı konuşma bozukluğu semptomlarına, herhangi bir şekilde dikkat çekilmesi ile pekişmektedir.[3,63] Benzer şekilde iletişimsel başarısızlık (communicative failure/anticipatory struggle) teorisine göre, çocuk konuşmaya çalışırken korku ve başarısızlık deneyimi yaşarsa kekemelik ortaya çıkmaktadır.[14,16] Bu modelde de kekemelik öğrenilmiş bir davranıştır. Çocuk, konuşması anlaşılır olmazsa ve konuşma seklinden dolayı cezalandırılırsa konuşmaya çalışırken konuşma kaslarını gerebilir. Bir süre sonra bu davranış, çocuğun iç davranışı haline gelebilir.[40] Sürerlilik (continuity) kuramına göre, kekemelik normal çocukluk dönemi akıcısızlıkları sırasında ortaya çıkan orta derecede ve önemsiz akıcısızlıkların artması ve yoğunlaşmasıdır.[14,15] Diagnosojenik-semantojenik kuramlar, anne ya da babanın çocuğun normal akıcılık bozukluklarını kekemelik olarak kabul edip baskı ve eleştirileri sonucunda kekemelik oluştuğunu öne sürmektedir.[35] Yapılan bazı çalışmalarda, çocuğun normal akıcılık bozukluklarının farkına vardığı takdirde kekemelik geliştirebileceği bildirilmektedir.[40,47-49]
Yaklaşma-kaçınma çatışması kuramına göre, kekemeliğin konuşma isteği ile (yaklaşma eğilimi) konuşmaktan çekinme isteği (kaçınma eğilimi) arasındaki çatışmadan kaynaklandığı savunulmuştur. Buna göre yaklaşma eğilimi baskın olduğunda birey akıcı konuşur, kaçınma eğilimi daha güçlü olduğunda konuşmaktan vazgeçerek sessiz kalmayı tercih eder.[38] Ancak her ikisi de eşit ilerlediğinde birey konuşmanın akıcılığında sorun yaşayarak kekeler.[14] Talep ve kapasite modeline (Demands and capacities) göre, çocuğun akıcı konuşma kapasitesi, çevrenin konuşma talebini karşılayamadığı zaman kekemelik veya akıcılık bozukluklarının meydana geldiği bildirilmektedir.[7] Kimi araştırmacılar, çocuğun sosyal çevresinin konuşma akıcılığı beklentisi, çocuğun bilişsel, linguistik, motor ve duygusal kapasitesini aştığında kekemeliğin ortaya çıktığını bildirmiştir.[14,35]
Demografik Özellikler 
Kekemelikte kalıtımsal etkenlerin cinsiyete göre değişiklik gösterdiği ayrıca kalıtımsal geçişin, erkeklerde kızlara oranla daha etkili olduğu gösterilmiştir.[14,19] Leung, kekeme bir annenin oğlunun %36, kekeme bir babanın kızının %9, oğlunun ise %20 risk altında olduğunu; kekeleyen bir kızın erkek kardeşinin kekeleme riskinin %23, kekeme bir erkeğin kız kardeşinin kekeleme riskinin ise %3 olduğunu ileri sürmüştür.[64] Kekemelik sıklıkla, dil gelişiminin yoğun olduğu 2-5 yaşları arasında başlamakta ve %75’i iki yıl içinde kendiliğinden iyileşmektedir.[27,65] Andrews ve arkadaşları çalışmalarında, olguların %95'inde kekemeliğin başlangıç yaşının 7'den önce olduğunu, Morley ise %85'inde başlangıç yaşının 8'den önce olduğunu bildirmişlerdir.[39,66] Önceden kekeleyen bireylerin % 80'nin yetişkinliğe ulaştıktan sonra kekelemediklerini bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşamın ileri dönemlerinde kekemeliğin sürdüğü birçok olgu da vardır.[67] Kekemeliğin cinsiyete göre başlangıçta sıklıkları birbirilerine yakındır ancak bu sıklık yaşla birlikte artmaktadır.[14,42,43] Kekemeliğin erkeklerde kızlara göre, yaklaşık üç kat daha sık görüldüğü bildirilmektedir.[15,17] Diğer araştırmalarda, erkek-kadın oranı 2/1'den 10/1'e kadar değişir.[14,16,27] Bu oranın erkekler lehine fazla oluşunu açıklayan karma teoriler, fiziksel ve psikolojik faktörleri birleştirmektedir. Erkeklerin gelişirken stres yaratan durumlardan daha çok etkilendiklerini, çünkü kızların çok daha hızlı olgunlaştıklarını öne sürmektedirler.[40,42] Bir başka teoriye göre ise cinsiyet oranındaki bu farklılık, kalıtımsal yatkınlık, anne babalarının erkek çocuklardan yüksek beklentileri olması, erkek fetusteki yüksek testosteron düzeyi, konuşma ve dil gelişiminde cinsiyetler arasındaki farklılık ve farklı bilinçaltı dinamiklerle açıklanmaktadır.[14,43] Kekemeliğin erkeklerde kadınlara oranla beş kat fazla bulunduğunu belirten bir çalışmada, erkeklerin gerginlik hissettiklerinde, bu gerilimi ses telleri üzerinde odaklaştırmaya eğilimli oldukları vurgulanmıştır.[18] Sonuç olarak, cinsiyet açısından en büyük farklılığın 11-12 yaşları arasında gözlendiği, bu yaş grubunda kekemeliğin erkeklerde, kızlara oranla beş kat daha fazla görüldüğü vurgulanmaktadır. Bununla birlikte yetişkinlik döneminde bozukluğa rastlanma oranının iki cinsiyet arasında tekrar eşitlendiği belirtilmektedir.[36,40,57]
Kekemelik Süreci ve Özellikleri 
Kekemeliğin bazen birdenbire ve üzücü bir olay ardından başladığı ancak çoğunlukla çok hafif belirtilerle yavaş yavaş ortaya çıktığı vurgulanmaktadır.[42,43] Diğer bir çalışmada ilk kez ileri yaşta ortaya çıkan kekemeliğin, ani ve şiddetli fiziksel veya psikolojik bir stresten kaynaklandığı belirlenmiştir.[68] Yetişkin kekemelerde akıcısızlığın şiddetini arttıran dört temel faktör tanımlanmıştır. Bunlar; kelimenin türü, kelimenin uzunluğu, cümle içindeki pozisyonu, kelime başındaki ses olarak belirlenmiştir.[58] Daha sonraki çalışmalarda ise kekemeliğin cümle uzunluğu ve cümle yapıları ile ilişkisine bakılmış, kelime frekansı ve kelime stresinin daha az etkili olduğu kabul edilmiştir.[15,46] Kekemeliği olan bireylerin aileleri ile yapılan çalışmalarda, ilk hafta ya da aylarda kekemeliğin frekans ve şiddetinin arttığı rapor edilmiştir. Bu artış en üst noktaya ulaştıktan sonra önemli derecede azalma eğilimi göstermektedir. Kekemelik başladıktan sonraki iki yıl içindeki iyileşme oranı yaklaşık %60-70’dir.[46] Bazı bireylerde iyileşme ilk yıl içinde olsa da bu süreç yavaş ve 3, hatta 4 yıl sürebilmektedir. Diğer bir taraftan bir yıl boyunca süren kalıcı akıcısızlık seviyesi, kalıcı kekemeliğin bir göstergesi olabilir.[57,59] Kekemeliğin ağır formlarında sıklıkla ek veya ikincil özellikler olarak adlandırılan çabalama veya mücadele davranışları gözlenir. Bu davranışlar, konuşmanın solunum, sesletim veya artikülasyon seviyelerinde görülebilir. Bu ikincil özellikler kendini sıkıntılı nefes alma, anormal ses kalitesi, dudak büzme ve dil tıkırdaması tarzında sergileyebilir. Göz kıpma, yüz buruşturma, kafa sallama dil çıkarma ve anormal vücut hareketleri gibi ek davranışlar konuşmanın akışının kesildiği süreçte veya öncesinde gözlenebilir.[16] Çocuklarla yapılan çalışmalarda kekemeliğin cümlenin genellikle başlangıç kısmında bulunduğu belirlenmiştir.[69] Erken kekemelikte cümlenin son kelimesinde genellikle takılma olmamaktadır.[15] Cümlenin ilk kısımlarında yer alan işlev bildiren kelimelerdeki kekeleme oranı cümlede daha sonra yer alanlara göre de daha fazladır.[14,16] Gençler ve yetişkinlerin daha çok içerik bildiren kelimelerde takılma eğilimindeyken; küçük çocuklar daha çok işlev bildiren kelimelerde takılırlar.[13,70] Bunun nedeni işlev bildiren kelimeler içerik bildiren kelimelere göre daha kısadır ve daha az ünsüz harf içermektedir. Çocuklarda işlev bildiren kelimelerdeki takılmalar daha zor olan içerik bildiren kelimelerin üretilmesi için zaman kazanmak amacı ile yapılmaktadır. Bu durum yaş ilerledikçe değişiklik göstermektedir.[58,59]
Sosyal ve Akademik Açıdan Kekemelik 
Kekemelik başladıktan sonra ortaya çıkan engellenme duygusu, endişe ve utanç, kişinin sosyal yaşamı, işi ve kişiliğinde önemli sorunlara yol açabilir.[26,31] Her zaman bir psikopatolojiye işaret etmese de, kekemeliği olan bireylerin daha fazla içe dönük olma, sosyal ortamlardan kaçınma, eğiliminde oldukları bilinmektedir.[3,6] Toplumdan kaçma, eğitimin sürdürülmesine engel olabilir ve akademik başarıyı etkileyebilir. Kekeleyen bireyler normal gruba oranla akademik performans açısından anlamlı düzeyde daha düşük performans göstermektedir. Bu durum akademik konularla ilgili sözel olarak yapmaları gereken şeylerden kaynaklanıyor olabilir. Kaygı ve kekemelik azaltıldığında bireyler genellikle daha iyi akademik performans gösterirler.[36,57] Kekemeliğin akademik ve mesleki işlevselliği olumsuz etkilediği bildirilmektedir.[71,72] Özgüven, (self-confidence) kişinin kendisini değerlendirmesi (self-esteem) ve kendisinden memnun olup olmaması (self-satisfaction) sonucu oluşan öznel bir olgudur. Koşullara göre değişebilir.[60,67] Çeşitli araştırmaların kekeleyen kişilerin sosyal ilişkilerinde uyumsuz, sinirli, içe dönük, kendine güvensiz oldukları bildirmesinin temelinde kekeleyen kişinin bu tür davranışları sergilemesi sonucunda sosyal çevresi tarafından olumsuz tepkilere (alay edilme vb.) maruz kalması yatmaktadır.[73] Bu durumun kekemenin benlik saygısı üzerinde olumsuz etkiler yaratması olasıdır. Ayrıca kekemelik tedavi edilmezse, bireyin hayatı boyunca iletişim kurma becerilerini, duygularını açıkça ifade etmesini ve eğitimsel/mesleki hedeflerine ulaşmasını etkilemektedir.[60,67] Kekemeliği olan birey çevresinden çeşitli şekillerde tepki alabilir ve bu yaklaşımlar bireyin kekemeliğinin düzeyini ve şiddetini etkileyebilir. Kekemeliği olan birey kültürel yaklaşımın da farkındadır.[17,19]
Aile ve Tutumu
 Kekemelerin yakın akrabaları arasında kekemelik görülme olasılığının yaklaşık %50 olması yüksek ailesel geçişe işaret etmektedir.[5,13,16] Johnson, kekemeliğin çocuğun ağzında değil ebeveynlerin kulağında başladığını vurgulamaktadır. Araştırmacılara göre kekemelik, kekemenin kekelememeye çalışmak için yaptıklarıdır.[47-49] Diğer bir ifadeyle, öğrendikleridir. Yapılan bir çalışmaya göre aileler düzgün konuşması için çocuğa baskı yapmakta ve çocuğun kendi konuşmasına dikkat etmesine yol açmaktadır. Çocuğun konuşmasına dikkat eden ve ondan daha iyi bir konuşma bekleyen erişkin, çocukta kırılgan bir dil yapılanması olduğu için, klonik tipte kekelemenin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.[2,66,67,73] Kekeme ve kekeme olmayan çocukların, anne babalarının eğitim düzeylerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada, kontrol grubu anne ve babaların eğitim düzeyinin, kekeme grubu ebeveynlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur.[13,15,16] Kekemeliği olan çocukların ebeveynlerinde kişilik özellikleri olarak obsesif-kompulsif kişilik özelliklerine, hatta nevroza sık rastlanmaktadır. Bu tür özellikleri olan yetişkin kişi, çocuğa küçük yaştan itibaren düzen, temizlik ve terbiye konularında ağır bir disiplin uygulamakta ve yapısal, ailesel yatkınlığı olan çocuklarda herhangi bir etkenle kekemelik başlayabilmektedir.[5,62] Diğer bazı çalışmalarda ise, kekemeliği olan ve olmayan çocukların ailelerinin ve yakınlarının konuşmaya ilişkin yaklaşımları bakımından farklılık olmadığı saptanmıştır.[15,57] 
Zekâ ve Kişilik Yapısı
Kekeleyen ve akıcı konuşan kişilerin fiziksel yapı, gelişim, zekâ ve kişilik açısından anlamlı bir farklılık göstermedikleri veya çok az farklılık gösterdikleri görülmektedir.[5] 
Zekâ
 Zekâ, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Sayılar, düşünceler ve olaylar arasında bağlantı kurabilmeyi, oradan da yeni bir sonuca gitmeyi gerektirir. Zekâ, zihnin bütün işlevlerini kapsayan bir genel güçtür.[5,16] Kekemeliğin sebeplerini inceleyen bazı araştırmalar, zekâ etmeninin zayıf olmakla birlikte bir risk etmeni olabileceğini ortaya koymaktadır. Yapılan bir çalışmada düşük zekâ düzeyinde kekemeliğin daha yüksek olması, düşük zekâ düzeyinin bir risk etmeni sayılabileceğini düşündürmüştür.[66] Benzer şekilde farklı sosyoekonomik düzeylerden seçilmiş okul çağındaki çocuklarda kekeme çocukların zekâ düzeylerinin akıcı konuşanlara göre düşük bulunmuştur.[58,60,61] Diğer bazı yayınlarda, kekeme olan ve olmayanların zekâ testi sonuçları ve akademik başarılarının anlamlı bir farklılık göstermediği bildirilmiştir.[38-40] Sonuç olarak, konuşma akıcılığı kusuru olarak değerlendirilen kekemelikte zekâ belirleyici bir değişken olma özelliğinden uzaktır. Çocuğun içinde bulunduğu sosyokültürel faktörlerin, akıcılık kusurlarının kekemeliğe dönüşmesinde çok daha belirleyici olduğu kabul edilmektedir.[14,15]
Kişilik 
Kişilik, bireyin çeşitli ortamlarda ve süreç içerisinde değişmeyen duygu, düşünce ve davranış örüntüleri olarak tanımlanır.[16] Kişiliğin ilk oluştuğu yer olan aile ortamı, aynı zamanda bireyin diğer gelişim dönemlerini de yaşadığı yerdir. Aile ortamında ihtiyaçları karşılanamayan bireylerde, uyum ve davranış sorunları görülmektedir.[5] Kekeme çocuklar ve ailelerinin kişilik özelliklerini belirlemeye yönelik bir çalışmada, kekeme çocukların kontrol grubundakilere oranla anlamlı düzeyde daha çocuksu, bağımlı, kaygılı ve engellenmiş oldukları ayrıca ayrıntıcılık, titizlik gibi obsesif özelliklere de sahip oldukları bulunmuştur.[17,56,59] Anne-babada obsesif-kompulsif kişilik yapısının varlığının, ayrıca çocuklukta yaşanan endişe, gerilim ve korkuların da kekemelikte etkili olduğu görülmektedir. Bir görüşe göre kekemelik, kişinin çözümleyemediği ve bilinçaltına doğru bastırdığı ruhsal çatışma ya da korkular sonucunda oluşan nevrozların bir görünümü olarak da düşünülmektedir. Yapılan araştırmalarda stresli yaşantı ve durumların da kekemeliğin oluşumunda etkili olduğu vurgulanmaktadır.[34,38] Kekemeliği olan bireylerin kişilik özelliklerine ilişkin pek çok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda kekemelerin özel bir kişilik yapısı göstermediği ancak, bazı belirleyici özelliklere sahip oldukları vurgulanmıştır.[60,68] Kekeleyen yetişkinlerde, sosyal ilişkilerde uyumsuz, sinirli, içe dönük, özgüveni yetersiz, obsesif, sadistik eğilimli kişilik yapılarının daha fazla görüldüğü bildirilmektedir.[63,73] Kekeme kişinin kişiliğini oluştururken akıcı konuşmasıyla ilgili tecrübelerini birleştirmekte başarısız olduğu, kişilik oluşumunu sadece kekemelik tecrübeleri üzerine kurduğu öne sürülmüştür.[68] Kekemelerin daha fazla nevrotik eğilimli olduğunu saptayan bazı araştırmalarda, kekeleyen kişilerin normallere göre, duygusal kaynaklı entelektüel işlev görmelerinin zayıf olduğu, içsel konuşmalarını tanımada güçlük çektikleri, çevrelerine karşı saldırgan ve ani tepkiler verdikleri, obsesif kompulsif nitelikler taşıdıkları, içgörü ve empati düzeylerinin düşük olduğu belirtilmiştir.[67]
Kişilik boyutunda yapılan çalışmalar, nevrotik kişilik ve kekemelik arasındaki ilişkiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır.[42,63,64] Kekemelerin kişilik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kekemelere bazı projektif testlerin uygulandığı çalışmalarda, kekeleyen kişilerin normallerle arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir.[67] Kekeme bireylere MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) uygulanan bir çalışmanın sonucunda ise, kekemelerin normal sınırlar içinde oldukları; ancak normal örnekleme göre daha az uyumlu oldukları belirtilmiştir.[14] Kronik kekemelik yaşayan çocuklar kusurlu konuşmalarını saklamaya çalışabilirler. Akıcı konuşmak için gösterilen bu aşırı dikkat mükemmeliyetçilik yatkınlığını yansıtabilir. Mükemmeliyetçi insanlar hata ve bozukluklara odaklanırlar.[74-79] Konuşma hatalarına aşırı duyarlılıkları ve akıcısızlığa yoğun tepkileri kekemeliklerine son verme isteklerini arttırmış olabilir. Konuşmalarında kontrolü elde etme çabaları fazla enerji harcamaları ile sonuçlanabilir, bunun yanı sıra gerilim, çaba ve mücadele davranış tipleri kekemeliğin kronikleşeceğini düşündürebilir.[18,19,26,36] Literatürde, mükemmeliyetçi kişilik özelliklerinin, depresyon, anksiyete, sosyal fobi, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi pek çok psikopatoloji ile ilişkili olduğuna dikkat çeken araştırmalar vardır.[3,75-83]
Kekemelik Türleri
 Kekemeliğin gelişimi ile ilgili olarak; gelişimsel, tedavi edilebilir ve kronik olmak üzere üç alt-tür önerilmiştir.[83] Gelişimsel kekemelik, 7 yaşın altındaki her beş kekeleyen çocuğun ikisinde görülmektedir. Bu çocuklar terapi almadan iyileşme gösterebilmektedir. Tedavi edilebilir kekemelik, 7 yaşın üstedeki her üç kekeleyen bireyin ikisinde görülmektedir. Bu bireyler bir uzman yardımıyla ve destekleyici bir çevreyle normal akıcılığı başarabilmektedir. Tekrarlayan kronik kekemelik, normal gelişimsel akıcısızlığın yanında akıcılık problemleri olan kekeme olarak adlandırılan her beş bireyden birinde görülmektedir. Bu bireyler için kabul edilebilir düzeyde bir akıcılığı sürdürmek, yaşam boyu mücadele anlamına gelmektedir.[83] Bir diğer sınıflamada, dört tür kekemelikten bahsedilmektedir.Bunlar: 1. Klonik kekemelik; spazmodik olarak harf ya da hece yinelenir. 2. Tonik kekemelik; sesin kesilmesidir. 3. Diğer kekemelikler; palialik (söylenecek kelime ile ilgisi olmayan harf tekrarı). 4. Atonik kekemelik; ses çıkarmanın aniden kesilmesidir.[82]
Eşlik Eden Psikiyatrik Belirtiler
 Kekemeliğin bireyin sosyal hayatında yarattığı olumsuzluklar, doğal olarak bireyin psikolojisi üzerinde de olumsuz etkilere yol açar. Yapılan pek çok araştırmada kekemelik anksiyete ve/veya depresyonla ilişkilendirilmiştir. Kekeme bireyler değerlendirilirken, konuşma kesintilerine eşlik eden psikolojik durum, kişilik özellikleri ve tutumlar da göz önüne alınmalıdır. Bir şeyler anlatmak isteyip anlatamayan, toplumun konuşma standartlarına kendini uyduramayan kekeme bireyde saldırgan davranışlar, isyan, kendine güvensizlik, aşağılık duygusu, suçluluk, düşmanlık, kaygı duyguları gibi olumsuz duygular oluşabilmektedir. Özellikle kekeleyen bireylerde hayal kırıklığı, utanma ve kızgınlık görülebilir.[5,16] Kekeme kişilerin kekelediklerinin farkında oldukları, bundan utanarak konuşmadan kaçındıkları ve konuşabilmek için sıklıkla fiziksel ve zihinsel çaba harcadıkları belirtilmektedir.[14] Kekemeliği olan çocukların, olmayanlara göre duygularını düzenleme ve tepkilerini kontrol etme aşamasında daha az yetenekli oldukları bildirilmektedir.[3,84] Avcı ve arkadaşları kekemeliği olan çocukların %28'inde çeşitli korkular, aşırı heyecan ve sinirlilik gibi kekemelikle birlikte giden belirtilerin olduğunu ortaya koymuşlardır.[30] Kekemelikte korkunun yanısıra, engellenmeye karşı ani tepkiler de izlenebilir.[3,17]Bazı araştırmacılar anksiyetenin kekemeliğin ana nedeni olduğunu düşünmüşler, bazıları ise anksiyeteyi kekemeliğin başlangıcına, devamına ve şiddetine etki eden bir faktör olarak değerlendirmişlerdir.[85] Anksiyete sözcüğü genel olarak, korku, kaygı, sıkıntı (bunaltı) duygularını içeren bir anlam taşır.[5] Kendi için tehlikeli olan ve korku uyandıran her olay ve uyartı karşısında organizmanın ilk tepkisi savaşma ya da kaçmadır (fight or flight reaction). Eğer kendi gücü bu tehlikeyi alt etmeye yetecekse, onunla mücadele etmeyi, eğer yetmeyecekse kaçma davranışını tercih eder.[86] Kekemeliğin ilk başladığı dönemde kompleks ve şiddetli belirtiler gösterdiği ve ilk 6 ay içinde bu belirtilerin gerçek düzeyine ulaştığı belirtilmektedir.[57] Kekeme tanısı almış gruplar üzerinde yapılan çalışmalarda kekemeliğin şiddeti ne kadar fazlaysa, anksiyete düzeyinin de o kadar fazla olduğu bulunmuştur.[36,42,73] Kekemeliği olan ergenlerin akranlarına göre sosyal fobi ölçeklerinden daha yüksek puanlar aldığını ortaya koyan çalışmalar vardır.[62,85,87] Ancak Miller ve Watson çalışmalarında, kekeleyen ve kekeme olmayanlar arasında anksiyete düzeyleri açısından anlamlı düzeyde bir farklılık bulamamışlardır.[87]
Literatürde, kekemeliği olan bireylerde olmayanlara gore daha fazla miktarda depresif belirti, alınganlık, karamsarlık, kuşku ve düşmanlık düşüncelerinin görüldüğü bildirilmektedir.[3,32,42] Kekemelerin depresyona yatkınlıklarının bir başka göstergesi ise kekemelerin kekeme olmayanlara göre daha düşük benlik algısına sahip olduğunu ortaya koyan çalışmalardır.[63] Pek çok çalışmada olduğu gibi Cangi tarafından yapılan bir araştırmada da, kekemeliği olan bireylerde izlenen düşük benlik saygısının mükemmeliyetçilikle ilişkili olduğu bildirilmektedir.[3,88,89] Bandura’ya göre kişinin davranışlarındaki değişiklikler kişinin inançları ile harekete geçer. Böylece, kişinin yapabilecekleri hakkındaki fikir ve inançları davranışına etki eder. Kekeleyen kişilerin benlik algısındaki yükseklik ya da düşüklük, kekemeliği sürdüren ya da artıran bir etken olarak görülebilir.[63] Kekemeliğin eşlik ettiği bir başka klinik durum ise sekonder enürezisdir. Bu psikiyatrik bozukluk konusundaki araştırmalarda, daha üst sosyal seviyeye çıkma eğilimli, düşük sosyo-ekonomik aile yapısının varlığı üstünde durulmaktadır. İdrar kaçıran çocuklarda da kekemelik dışında, tik, uyum sorunu gibi özellikler olduğu görülmüştür.[90] Bunun yanı sıra enürezis nokturnanın gelişimsel bir sorun olduğu göz önüne alınırsa, kekemelik ile benzer etiyolojiden kaynaklandığı ya da benzer risk grupları içinde olduğu, bundan dolayı eş hastalanım oranlarının yüksek olacağı düşünülebilir.[61,91]
Kekemelik Neden mi, Sonuç mu?
 Kekemelik ve tedavisi konusunda araştırmalar gerçekleştiren Schwartz, söz konusu kekemelik çeşitlerindeki durumları ses tellerinin sinir uçlarındaki gerilimle açıklamaktadır.[18,26] Buna bağlı olarak kekemeliğin tüm belirtileri, kekemeliğin çekirdek (temel) ve ikincil davranışları olmak üzere iki ana başlık altında incelenmektedir.[3,17,18,26] Kekemelik, konuşma akışında sık rastlanan duraklamalarla karakterizedir. Bu duraklamalar ses ve hece tekrarları, seslerin uzatılması, hava akışındaki bloklar veya ses patlamalarından oluşmaktadır.[17,42] Ayrıca, kekemelik tanımlamasında, kekemeliğin temel özelliğinin, işitilebilen ve işitilemeyen ses veya hecelerin tekrarlanması veya uzatılması olduğu belirtilmiştir.[23] Kekemeliği olan bireyler bu davranışlarla baş edebilmek için "ikincil davranışlar" olarak da bilinen, bazı davranış örüntüleri gösterirler. Kekelemeyi sonlandırma çabası içinde olan bu bireylerde, göz kırpma ve burun kırıştırma gibi kaçma davranışları bunun yanı sıra kekemelik davranışıyla ilgili olumsuz tecrübelerle kazanılan ve kekemeliği engellemek maksadıyla sergilenen kaçınma davranışları izlenebilir.[17] Diğer bir araştırmaya göre kekemeliğin temel belirtilerinin yanı sıra, bloktan kaçınmak için yapılan (yüz mimikleri gibi) ikincil kekemelik denen davranışların da kekemelik tanımına dâhil edilmesi gerektiği öne sürülmüştür.[18,42] Sonuç Literatürde yer alan çalışmalar ve uygulanan psikolojik testler sonucunda psikiyatri pratiğinde önemli bir yeri olan kekemeliğin ve kekeleyen kişilerde görülebilen uyumsuzluk belirtilerinin, kekemeliğin nedeni değil, sonucu olabileceği gerçeği unutulmamalıdır. Kekemeliği olan yetişkin bireylerde, kaygı düzeyleri ve ilişkili risk faktörleri ile günlük konuşma performanslarının “iyi gün, kötü gün sendromu” açısından değerlendirildiği, daha fazla sayıda kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır.

Kaynak

Bu konuyu yazdır